AK Parti muhaliflerinin birleşememe sorunu

Türkiye’de son zamanların en güzel haberlerinden biri Gezi Parkı eylemleriyle ilgili davada verilen tahliyelerdi. Çoğunluk bu tahliye haberlerine sevinirken bir kısım ise davanın tek tutuklusu iş insanı Osman Kavala’nın öncelikle cezaevinden çıkmasını bekliyordu.

Tahliye edilmesi beklenen bir kişinin son anda başka bir soruşturma nedeniyle yeniden tutuklanması artık Türkiye’de alışılagelmiş durumlardan biri. Kavala için de aynısı oldu. Normalde tahliye edildiği soruşturma dosyasından yeniden tutuklandı. Tıpkı Selahattin Demirtaş ve benzer başka örneklerde olduğu gibi.

Bütün bu hukuksuzluklar yaşanırken benim esas olarak ülkeye dair umudumu yeniden kaybetmeme neden olan ise bir tweet oldu. Davayı izleyen bir arkadaşım, Kavala’nın tahliye haber sonrası hapisteki gazeteci yazar Ahmet Altan’ın da tahliye olması halinde ne güzel olacağını söylediğinde karşısındaki avukat, “Nedense onun için üzülemiyorum” tarzında bir cevap vermiş.

Esasında bu cevap, öznesi kim olursa olsun Türkiye’de Tayyip Erdoğan’ın yıllardır nasıl iktidarda olduğunu, yaşanan bu hukuksuzlukların nasıl devam ettiğini anlatıyor. Çünkü AK Parti’ye muhalif olan kişi ya da grupların davalarına baktığınız zaman bir bütünlük göremiyorsunuz.

Gezi Parkı davalarını hukukun ayaklar altına alınması olarak gören bir kısım Ahmet Altan ya da başka gazetecilerin veyahut Selahattin Demirtaş ve Kürt siyasilerin davaları için aynı şeyi düşünmüyor. Ana muhalefet partisi CHP’ye kayyım atandığı zaman tepki gösterenler HDP eş belediye başkanları için sessiz kalıyor. 

Tren kazalarında veya kimi devlet kurumlarının ihmali olduğu görünen kazalarda ölenler için yürüyüş yapanlar hapisteki çocuklar için kılını kıpırdatmıyor. Kanser hastası olan ve Almanya’da tedavi edilen Ahmet Burhan Ataç’ın durumuna kimse isyan etmiyor. Babası hapiste olan Ataç’ın annesinin de yurt dışı yasağı olduğu için sekiz yaşındaki çocuk hastanede zorlu savaşını tek başına veriyor.

Başka bir örnek ise Harbiyeliler olarak bilinen askeri okul öğrencilerinin müebbet hapis cezası almasında görülüyor. Daha önce ordudaki askerlere yönelik tutuklamalarda durmaksızın haksızlıktan bahsedenler şu an aynı isyanı askeri okul öğrencileri için göstermiyor. Hatta o dönem pek çok faili meçhul cinayetin şüphelilerinden olan eski askerleri tutuklandıkları zaman savunan CHP de aynı ölçüde bir tepki ortaya koymuyor.

Kısaca AK Parti ya da Erdoğan muhalifi olanlar sadece kendileriyle ilgili konularda çıkışlar yapıyor. Diğer kişiler için ise “onlar ettiklerini buldu” anlayışı hakim. Buradan da anlayacağımız kendileri iktidara gelse yaşanan hukuksuzlukları düzeltecek adımlar atmak yerine, kendi fikirlerine uymayanları hapse gönderip aynı sistemi devam ettirecekleri.

Özellikle Avrupa’da Türklere yapılan kimi ırkçı saldırılara karşı büyük bir öfke hissedenler aynı duyarlılığı Türkiye’deki milyonlarca Suriyeli için veya onların başlarına bir olay geldiğinde gösteremediğinden yine pek anlam ifade eden bir öfke olmuyor hissettikleri.

Türkiye’nin değişmesi için öncelikle benden olmayana yapılanlar beni ilgilendirmez, o da bu duruma düşmeseydi zihniyetinin terk edilmesi gerek. Peki bu kolay mı? Hiç değil çünkü daha ilkokuldan itibaren otoriteye saygı duymaya şartlanan nesillerin çocukları da aynı sakatlıkla hayatlarına devam ediyor. Anne babalarından farklı olarak otoriteye ses etme cesaretleri bulunsa da sadece kendileriyle alakalı durumlarda bu haklarını kullanıp geri kalan meselelerde susuyorlar. 

Bu iki yüzlülük bana kısa süre önce ekranlara veda eden ve tarihin en fazla izlenen televizyon dizisi unvanına sahip Taht Oyunları’ndan (Game of Thrones) bir bölümü hatırlatıyor.

Diziyi izlememiş olanlar için yedi krallık diye bilinen bir bölge kuzeyde örülmüş büyük bir duvar ile son bulur. Bu duvarın arkasında yabanılların yaşadığı ve onların yedi krallıktaki insanların düşmanları olduğu söylenir. İstemediği halde kendisine verilen unvanları ve görevleri kabul eden Jon Snow, Akgezenlerin yani ölülerin saldırısı öncesi hem daha güçlü bir ordu kurmak hem de duvarın arkasındaki yabanılların hayatlarını kurtarmak için yüzyıllardır kimsenin yapmadığı bir şeyi gerçekleştirir ve duvarın kapısını açıp yabanılları içeri alır.

Bu olaydan kısa bir süre sonra da kendi adamları tarafından bıçaklanıp öldürülür. O sahneyi izleyen pek çok kişi bu olaya isyan etmiş, kendi adamlarının, en yakınındakilerin ne Jon Snow’u ne de yaklaşan tehlikeyi fark etmediklerini düşünüp onlara kızmıştı.

Oysa şimdi yaşananlara baktığımız hırsız, katil veya benzer suçtan yargılananlara az ceza verilmesi, hapisten erken tahliye edilmesi nedeniyle kızanlar cezaevlerinde suçsuz yere yatan binlerce kişi için tek söz edemiyor. Cezaevlerinde olmaması gerekenler için protesto edip söz söyleyemeyince de suç işleyenlere az ceza verilmesine kızmak bir anlam ifade etmiyor.

Jon Snow’u bıçaklayanlar yıllar boyu ailelerinden ya da sevdiklerinden biri yabanıllar tarafından öldürülenlerdi. Onlar liderleri kendileriyle aynı öfkeye sahip olmadığı, intikamlarını gömmeleri istendiği için Jon Snow’u bıçakladı. O yüzden bizimle aynı düşünmeyen kişilerin, yakınlarımızın başına gelince isyan ettiğimiz cezaları alması, benzer hukuksuzluklarla karşılaşması halinde içten içe sevinmek, isyan etmemek bir nevi Jon Snow’u bıçaklayanları haklı görmeye benzer.

Kendimizin ya da yakınlarımızın başına gelenlere verdiğimiz tepkinin aynısını benzer durumdaki kişiler için de göstermek gerekir. Diğer türlü televizyondaki Jon Snow’a üzülür ama gerçek hayatta onu bıçaklayanları haklı gösterecek hareketler yapmaya devam ederiz.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.