'Abdülhamit'ten bu yana iktidarları kuşatan paranoya işbaşında'

Anadolu Kültür'de görevli akademisyen ve çalışanlar, bir yılı aşkın süredir cezaevinde tutulan iş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala ile bağlantılı oldukları iddiasıyla geçtiğimiz günlerde göz altına alınmış, biri hariç tümü ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı. 

Toplumda tepki ile karşılanan gözaltılar ve sonraki süreçle ilgili bir yazı kaleme alan Yeni Yaşam Gazetesi yazarı Pakrat Estukyan, iktidarın adımlarını II. Abdülhamid döneminin istibdat uygulamalarına benzetti. 

II. Abdülhamid'in 33 yıllık iktidarı sırasında yandaşları tarafından ‘Ulu Hakan’, muhalifler tarafındansa 'Kızıl Sultan' olarak anıldığına işaret eden Estukyan, padişahın paranoyadan muzdarip olduğunu, bu nedenle zulmü artırdığını ve ülkeyi bir polis devletine dönüştürdüğünü kaydetti.

"Beslediği muhbir ajanların ilettiği jurnaller hastalığının ve buna bağlı olarak da zulmünün artmasına yol açmıştı. Basın, muhalif düşünceler, ülkenin azınlıkları bu dönemde tarihlerinin en ağır baskıları ile karşılaştılar. Hırsızlık ve talan ile nam salmış Kürt aşiretlerinden devşirdiği ve kendi adıyla anılan Hamidiye Alayları Ermenilere ve Alevilere yönelik katliamlara imza attılar" diye yazan Estukyan, bugün de AKP iktidarının benzer bir hastalıktan muzdarip olduğunu kaydetti. 

Estukyan eleştirilerini şöyle sıraladı:

"Hamidiye Alaylarından örnek alınarak, geçmişte kan dökmek üzere Topkapı Sarayı’na biat edenlerin torunlarından bu kez de Beştepe Sarayı’na biat etmeleri istenir ve ‘Korucular’ diye bilinen silahlı yapı oluşturulur. Gazeteler, TV kanalları yasaklanır, bir kez daha ülke aydınlarına sürgün yolları açılır.

Geçtiğimiz hafta 14 sivil toplum aktivisti ve akademisyenin gözaltına alınmasını, ardından da biri hariç tümünün salıverilmesini bu tablo içinde değerlendirmek gerekir. Hukuk ilkeleri içinde somut karşılığı olmayan, yasalarda tanımı bulunmayan suçlamalarla insanları sabaha karşı evlerini basarak gözaltına alınmasının iki açıklaması var: Biri Abdülhamit’ten bu yana iktidar sahiplerini kuşatan paranoya, diğeri ise toplumu baskı altında tutma çabası.

2013 yılı Mayıs ayının son günlerinde patlak veren ve Haziran ayı boyunca tüm ülkeyi saran Gezi eylemleri, hiç ilgisi olmadığı halde, iktidar sahipleri tarafından bir ihtilal girişimi olarak okundu. Eylemler iktidarın halkın tercihlerine hoyratça müdahale etmesine bir tepki olarak başlamış, iktidarın şiddetle bastırma girişimlerine karşı da katlanarak yükselmişti.

1968 Paris öğrenci ayaklanmasından 45 yıl sonra İstanbul, Taksim Meydanı’ndan başlayarak tüm ülkeye yayılan eylemler, iktidar sahipleri tarafından ısrarla kriminalize edilmeye çalışılsa da, tarih içinde hak ettiği yere şimdiden oturdu bile.

Bu gerçek karşısında Anadolu Kültür çalışanlarına yönelik suçlamalar “Dolmabahçe Camii’nde bira içtiler”, “Kabataş’ta başörtülü bacımızı taciz ettiler” iddiaları kadar koftur ve sahibini -eğer öyle bir duygu kalmış ise- utandırmaktan başka bir işe yaramaz."

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz