Burhan Ekinci: Kürt analarını taciz eden cop, Kılıçdaroğlu’na atılan yumruk

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun Ankara'nın Çubuk ilçesinde bir askerin cenaze töreninden uğradığı saldırı tartışılmaya devam ediyor. Gazeteci Burhan Ekinci'ye göre, Gebze’de yaşlı Kürt analarını copla iterek taciz eden polis ile Ankara’da CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yumruk atan eller aynı. Ekinci "İkisi de AKP/Erdoğan iktidarının temsilcisi. Bu zihniyete karşı CHP ile Kürtlerin yan yana mücadele etmekten başka yolu yok" diyor. 

Burhan Ekinci'nin Alman WDR sitesinde yayımlanan yazısı şöyle:

"Kürtler, 31 Mart’ta bazı büyükşehirlerde ön koşulsuz CHP adayları için sandığa gitti ve Türkiye’de yeni bir süreci başlattılar. Bu taktikle Kürt seçmen, CHP’ye tarihi Kürt korkusuyla yüzleşmesi ve bu korkuyu yenmesi için bir fırsat verdi.

Kürtler, CHP’nin politikasını benimsediği için sandığa gitmedi. Amaç belliydi: Toplumu çatışmacı dille kutuplaştıran, ayrıştıran Erdoğan iktidarını zayıflatmak ve demokrasi ile barış için alternatif güç için fırsat yaratmak...

Kürtler, ‘stratejik oy” ile Erdoğan iktidarına yıkıcı vuruşu yaptılar ve Türkiye siyasetinde yeni süreç için umut yarattılar. 

AKP/Erdoğan iktidarının bu yenilgiyi hazmedemedikleri ve bu umudu yok etmek için türlü yollara başvurdukları görülüyor. Bunun son örnekleri Gebze ve Ankara’da yaşandı.

Gebze’de Türkiye’nin hak ihlalleri anlamında utanç tarihine geçecek olay 19 Nisan’da yaşandı. Açlık grevindeki çocukları için eylem yapan Kürt analarını bir polis memuru, copuyla itip taciz etti. Görüntülere tepkiler çığ gibi büyüdü. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun suskunluğu ise dikkat çekiciydi. Beklenti, CHP’nin bu polis şiddeti karşısında net tavır sergileyerek, “bağrına taş basan” Kürtlere karşı bir nevi vefa borcunu ödeyebilmesiydi. Ama CHP bildik parti olmayı sürdürdü. Lakin aradan sadece iki gün geçmişti ki, Türkiye’de çok meşhur olan “Susma, sustukça sıra sana gelecek” sloganı gerçek oldu.

Kılıçdaroğlu, 21 Nisan’da Ankara Çubuk ilçesinde düzenlenen bir askerin cenazesinde, AKP üyesi bir kişinin yumruklu saldırısına uğradı, onlarca kişi tarafından linç edilmek istendi. Kimi kadınlar, Kılıçdaroğlu’nun sığındığı ev için “yakın” bile dedi.

CHP liderine yapılan saldırı, münferit bir saldırı değildi. O yumruk sıradan bir vatandaşın değil, AK-Saray devletinin koluydu. “Evi yakın” diyen ses AKP/Erdoğanizmin 17 yıllık iktidarı boyunca yarattığı zihniyetin dışavurumuydu.

Gebze ve Ankara saldırısında verilen mesaj oldukça açıktı:

“Biz kaybedersek, şiddet de kullanırız, sizle birlikte evleri de yakarız.”

Bu gözü dönmüş zihniyete karşı CHP, Kürt siyasi hareketiyle hareket etmek zorunda. CHP, HDP ile “kaçamak aşkı” sonlandırmalı, ortak mücadele etmeli.

Cumhuriyetin partisi ile bu cumhuriyetin yaklaşık 100 yıldır mağdur ettiği kesimlerin partisinin “demokrasi” ve “barış” talepli özlemleri bunu kaçınılmaz kılıyor.

Eğer, CHP statükoculuğundan vazgeçer, yeni sürecin gerektirdiği politik açılımları yapma cesaretini gösterirse, Erdoğanizmin “çatışmalı, kutuplaştırıcı” siyaseti yerine, “ortak paydada birleşme” siyasetini toplumda hakim kılabilir. Kürtler, 31 Mart’ta bunun için “stratejik oy” kullandılar.

CHP, Kürt kamburunu artık tarihin çöp sepetine atmalı, yeni sürece göre cesur siyaset üretmeli. Parti, pratik adımlar atmalı, “bölünme kabusu”ndan acilen kurtulmalı. Kürtlerden daha çok Türkiye’yi Erdoğan iktidarı bölüyor, böldürtüyor. Asıl tehlike Kürtler değil, Erdoğan/Bahçeli birlikteliği.

Türkiye’de insanlar sindirilmiş, özgürlükler kısıtlanmış, basın susturulmuş, tektipleştirilmiş, Batı değerlerinden uzaklaşılmış, Avrupa Birliği üyeliği rafa kaldırılmış durumda. Ilımlı, yapıcı, herkesi kucaklayıcı, Batı ile ilişkilerin yeniden rayına oturacağı, anti demokratik tüm uygulamaların kaldırılacağı, düşünce, ifade, siyaset özgürlüğün teminat altına alınacağı bir yönetime ihtiyaç duyulduğu malum.

Erdoğan iktidarı bu argümanlarla yola çıktı ve başardı. Ancak devlete sahip olmalarıyla, güçlenme hırsı gözlerini kör etti. Halktan koptular, devlete sarıldılar ve halk 31 Mart’ta buna sandıkta yanıt verdi.

İstanbul’un düşmesiyle AKP/Erdoğan iktidarında dağılış süreci başladı. CHP, bu yeni süreci doğru okuyup, doğru hamlelerde bulunabilir mi?

CHP’nin Kürt söylemi yeni baştan değişebilir mi? Parti, “Bağrına taş basan Kürtleri”n acısını dindirebilir mi?

Bunu önümüzdeki günlerde göreceğiz, ama CHP liderinden açlık grevleri ve polis şiddetine maruz kalan Kürt analarıyla ilgili gelecek bir açıklama, oluşan umudu yükseltir, hem de Kürtlerin bağrındaki taşların acıtmasını hafifletebilir. Bu ilk adım olabilir. Bunun için CHP, acilen Kürt korkusundan kurtulmalı.

Parti, Deniz Baykal’ın döneminden kalma etnik (ulusalcı) ve kültürel (laik ve kentlilik) temelli politikada sıkışıp kalan eski siyaset tarzında ısrar edenlerden arınmalı. Devleti değil, halkları koruyan siyaset yapmalı.

Halklar, özgürlükçü ve barışçı bir yaşam talep ediyor. CHP, Kürt siyasetiyle daha fazla temasla bunun startını verebilir."

https://www1.wdr.de/nachrichten/tuerkei-unzensiert/burhan-ekinci-ayni-eller-tr-100.html