Handan
Tem 17 2018

Türkiyeli mülteci kadınlar: Sırt çantamıza yaşamı sıkıştırdık, yola çıktık

Kimileri verilen uzun cezalardan, can güvenliğinden kimileri de tutuklanabilme kaygısından ülkesini yani Türkiye’yi terk ediyor.

Bu insanların yollarının kesiştiği yer ise Avrupa ülkeleri. Her birinin hikayesi farklı başlasa da, “Türkiye’de olmayan adaletten kaçtık” diyor hepsi sonuç olarak.

Bu zorunlu yolculuğa çıkan iki kadının öyküsü diğer kadınların yaşadıklarının adeta özeti. 

Mine Çetinkaya; yirmi yıl Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak Türkiye’de öğretmenlik yapmış bir Eğitim-Sen emekçisi. 2017 yılında KHK ile işine son verildi.

Aynı zamanda İnsan Hakları İzmir Şube üyesi. Çetinkaya için yaşam 2009 yılında KCK dosyası nedeniyle tutuklanmasının ardından bir anda değişiyor.
Mine Çetinkaya ile İsviçre’nin Basel kentinde buluştum, başından geçenleri dinledim.

Mine Çetinkaya

“Tamamen sendikal faaliyetlerim nedeniyle tutuklandım. Sendikal faaliyetlerimizi yorumlayarak örgütsel bağlantı kurdular” diyerek  dokuz ayın ardından serbest bırakıldığını anlatıyor.

Dava dosyası duruşmaları görülmeye devam ederken, bir anda altı yıllık cezaya mahkum edildiğini öğreniyor ve ülkesini terk ediyor. 44 yaşındaki Çekinkaya, İsviçre’ye iltica etti. Ancak bu süreç devam ediyor. Bir yıldır İsviçre’de olduğunu anlatıyor ve devam ediyor:

“Türkiye’de bir mesleğim vardı. Bir işim vardı. Ben bir sırt çantası ile gelmek zorunda kaldım. Bütün hayatım geride kaldı. Bir sırt çantasına yaşamını sıkıştırıp çıkmak zorunda kaldım.”

Türkiye’den çıkma kararını zor aldığına dikkat çeken Çetinkaya şöyle diyor:

“Verilen altı yıllık cezayı yatarım diye düşündüm. İHD adına gözlemci olarak katıldığım savaş karşıtı bir eylem için bir dava daha açılmıştı. Çok arada kaldım. Birde cezaevine girip çıkmama ihtimalim çok yükselti. Cezam görünürde altı yıl fakat bu sayı içeride artacaktı.”

Çetinkaya, cezasının onaylanmasının ardından yurtdışı yasağı olması nedeniyle; yasal olmayan yollarla önce Yunanistan’a, ardından İsviçre’ye geliyor.

Mine Çetinkaya, “Avrupa’ya gelince Türkiye’nin eğitim sisteminin ne kadar kötü olduğunu fark ettim. Diğer tüm ülkelerden gelen mültecilerin en az bir dili var. Ama bizim sadece Türkçemiz var ve bunun hiç bir geçerliliği yok” diyor.

İsviçre’de mülteciler kalacağı bir yer olduğunu, ancak kamplarda koşulların hiç iyi olmadığını anlatıyor. O, kampta yedi ay kaldıktan sonra bir eve geçebilmiş. Evi de kendisinin bulduğunu aktarıyor.

Mine Çetinkaya, bu konuda kendini biraz şanslı görüyor. “Çünkü iki üç yıl kamplarda kalanlar var. Şuan daha iyiyim. Ama kendime ait bir evim yok. Çalışma iznim yok. Sadece dil öğreniyorum” diyor.
Türkiye’den kaçışını mecburi olarak tanımlayan Çetinkaya, devam ediyor:

“Benim bütün hayalim ülkem üzerine. Bir gün döneceğim. Bu bir süreç. Uzun ve mutlu hayaller kuramıyorum... Sen çok ciddi bir travma yaşıyorsun. Çok duygusal çöküntülerin var. Aslında burada olmaktan çok mutsuzsun. Ülkeni özlüyorsun, bunu algılamıyorlar yada önemsemiyorlar.”

Zarife Atik, Hollanda’da mülteci bir kadın. 60 yaşında iki kız annesi. Ailesi, Türkiye’de o burada. Kentte buluşup konuşuyoruz.

7 Haziran seçimleri döneminde HDP İl Eşbaşkanlığı yapan Atik, aynı zamanda HDP PM üyesi. Yaklaşık dört ay önce gezi amaçlı Hollanda’ya geldi. Hakkında Türkiye’de açılan davaları var. Zarife Atik de, Türkiye’de son yıllarda muhaliflere yönelik baskılardan ve tutuklanma kaygısından dolayı dönmeme kararı aldı. İki kızı ve eşi Türkiye’de. Belli bir yaştan sonra sevdiklerini terk edip başka bir ülkede yaşama zorunda kalmanın zorluğunu anlatıyor. “İnsan niye ülkesini, sevdiklerini terk etsin ki” diye soruyor ve devam ediyor:

“Bir yere mecbur olmak kadar kötü bir şey olamaz. Hayatınız kısıtlanıyor. Siz kendinizi başka bir şeye  mahkum ediyorsunuz. Burada kalma duygusunu kendinize alıştırmaya çalışıyorsunuz. Buda alışılacak bir şey değildir. Bedenimiz burada ama ruhumuz orada.”

Her gün Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip ettiğini dile getiren Atik, “Bu gün kimin başına ne geldi? Ben bunların karmaşasını yaşıyorum. Benim gibi binlerce insan var. İleriye dönük bir şey yok. Belirsiz bir dönem. Yine de muhalif olmaya devam edeceğim” diyor. 

Zarife Atik, Türkiye’de mücadele etmiş, cezaevine girmiş, işkence görmüş bir kadın. O’nun öyküsü 12 Eylül askeri darbe sürecinde başlıyor. Atik, askeri  darbe öncesi açılmak istenen Devlet Güvenlik Mahkemelerini protesto ettiği için tutuklanarak, Elazığ Cezaevi’ne gönderildi. 10 ay cezaevinde kaldı, ardından tahliye edildi. Bu sırada davası devam ediyordu. Ayrıca mahkemece beş yıl siyasi yasak almıştı. Bu sürede davası sonuçlandı, üç yıl yatması gerekiyordu ancak o yakalanmamak için şehirden kaçarak firari oldu.

Zarife

Üç yıl sonra Malatya’da bir aramada akalama kararı olduğu gözaltına alındı. Bu sırada Zarife Atik, evlenmiş hatta bir de kız çocuğu doğmuştu. Henüz bebekti. Bu gerekçeyle cezaevine girmedi, infazı ertelendi. O yıllardan beri Atik, insan hakları aktivisti olarak çalışmalarını sürdürdü.

Zarife Atik, aradan 38 yıl geçmesine rağmen Türkiye’nin  12 Eylül’ü aratacak bir sürecin içinde olduğuna dikkat çekiyor ve devam ediyor:

“AKP hükümeti, Türkiye’nin demokratikleşmesini istemedikleri için özellikle başkanlık sistemini istediler. Başkanlık sistemine giden yolda yani 7 Haziran’dan sonra Türkiye’nin her tarafında bombalar patlattılar. 12 Eylül’ü aratacak katliamlar yaptılar.”

Çözüm sürecini ve 7 Haziran öncesi dönemi anlatan Atik, “Türkiye’de insanların barışmaya ihtiyacı vardı. Herkesi memnun eden bir süreçti. Siyasi iktidar bunu gömdü. 1 Kasım seçimine Türkiye demokratik güçlerini öldüre öldüre girdiler. İnsanları korkuta korkuta bu günlere geldiler” ifadelerini kullanıyor.

HDP Parti Meclis Üyesi Zarife Atik, gelinen noktanın çok acı bir durum olduğunu vurguluyor. Türkiye’de sistem değişikliğine girdiğini hatırlatıyor ve şöyle diyor:

“Türkiye, tek adam rejimine girmiştir. Tek adam rejimi kararnamelerle her tarafı dizayn etmektedir. Türkiye’de bir meclis artık yok, Erdoğan, meclisi kendisine monta etmiştir. Türkiye zor ve karanlık bir dönemden geçiyor.”

Zarife Atik bu dönemi, “Sivil faşist bir darbe” olarak değerlendiriyor.  Peki Atik için Hollanda’da mülteci bir kadın olarak yaşamak ne anlama geliyor.

O, “Çok acı duyarak söylüyorum; burada kalmak çok acı bir şey. Ama bu bir süreç, bunu böyle geçireceğiz” diyor.