Fehmi Koru
Tem 14 2018

CHP’liler hesap özürlüsü: Kurultaya gitseler de değişmeyecek bir şey var...

Anamuhalefet son seçimden de anamuhalefet olarak çıktı. CHP yine Türkiye’nin ikinci en çok oy alan partisi. Sistem değişikliğiyle yetkilerin yeniden dağıtıldığı ve büyük payın cumhurbaşkanlığı makamına verildiği günümüzde, varlığını hissettirmesi beklenen denge ve denetleme açığını giderme çabasına girmesi beklenen partidir CHP…

O göreve de MHP kendiliğinden talip oldu.

CHP kendisinden bekleneni yerine getirmenin çabasına girmek yerine hala seçimin sarsıntılarıyla meşgul. Artçı şokları CHP’nin kendisi tetikliyor.

Delegelerin yarısı imza verirse kurultay toplanacak ve genel başkanı değiştirecekmiş…

Toplama çarpma bilmiyorlar

İddia şu: Seçimde cumhurbaşkanı adayı gösterilen Muharrem İnce uzun yıllardır yüzde 25 oranını aşamayan CHP’nin talihini güldürmüş ve yüzde 30’u aşan (30.6) bir oy alabilmiş; partinin kendisinin oyu yüzde 22 dolayımında (22.6) kaldığı halde…

Eh, bu başarının sahibi başa getirilirse CHP’nin oy kısırlığı ortadan kalkacakmış…

Bu CHP’liler aritmatik de bilmiyor galiba.

Muharrem İnce seçime CHP’nin adayı olarak girdi, ama partisinin İYİ Parti ve Saadet Partisi ile kurduğu ittifak ve biraz da HDP sayesinde yüzde 30 oy alabildi.

İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin seçimde aldıkları oy ile cumhurbaşkanı adaylarının aldıkları oylar arasında da farklar var. Bir tür ‘çatı aday’ gibiydi İnce…

Stratejik oy kullandı bazı CHP’liler ve barajın altında kaldığı takdirde çıkaracağı 60 kadar milletvekilinin AK Parti’ye ‘bonus’ olarak gidebileceği endişesiyle içlerinden oyunu HDP’ye verenler de oldu. HDP’nin oyu ile cumhurbaşkanı adayının oyu arasında da bariz bir fark var.

Tabloda açıkça görülen bu farkları alt alta yazar ve CHP’nin aldığı oya eklerseniz, Muharrem İnce’nin aldığı oyun nereden geldiğini görebilirsiniz.

İnce, kampanyada büyük bir gayret gösterdiği ve AK Parti adayının seçim öncesinde yalnızca kendisini muhatap almasıyla en ciddi rakip görüntüsüne de büründüğü halde, başarısı sınırlı kaldı.

Cumhurbaşkanlığı seçimini iddia ettiği gibi kazanamadığı gibi, neredeyse garanti gibi gördüğü ikinci tura da bırakamadı.

Ekmeleddin İhsanoğlu kadar bile olamadı
Hiçbir CHP’linin aklına gelmediğini gördüğüm için acı gerçeği belirtmek bana düşüyor: Bir önceki cumhurbaşkanlığı seçiminde ‘çatı adayı’ olarak belirlenmiş Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aldığı yüzde 38.5’luk oya bile ulaşamadı Muharrem İnce…

Hazin, ama gerçek bu.

Ekmeleddin İhsanoğlu CHP+MHP’nin ‘çatı adayı’ idi bir önceki cumhurbaşkanlığı seçiminde ancak her iki parti de adaylarını tam benimseyememişti. Halk, buna rağmen, daha önce ismini işitmediği ve arkasında teşkilat desteği de bulunmadığı için kampanya yapma fırsatına da sahip olmayan adaya yüzde 38.5 gibi yüksek bir oy verebilmişti.

HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş ile Ekmeleddin İhsanoğlu kazanan Tayyip Erdoğan’ı bayağı zorladılar o seçimde.

Tayyip Erdoğan bu son seçimde o kadar zorlanmadı.

CHP’de lider değişmez mi, bu amaçla kurultay toplanmaz mı?

Lider değiştirmek ve bu amaçla kurultay toplamak elbette her zaman mümkündür; ancak bunu 24 Haziran seçiminin sonuçlarını gerekçe göstererek gerçekleştirme girişimi hayli yüzeysel kalmakta.

Kurultay yapacaksa, CHP, bunu ‘popüler’ Muharrem İnce’nin halk tarafından tanınmayan Ekmeleddin İhsanoğlu kadar bile neden başarılı olamadığını sorgulamak ve partinin her seçimde yaşadığı hayal kırıklıklarını geride bırakarak içinden bir türlü çıkılamayan kısır döngüden kurtulmak için neler yapılması gerektiğini araştırmak için yapmalı.

İçine düştüğü iç çatışma CHP’nin ülkede köklü bir sistem değişikliğine gidildiğini ve bu yeni sistemde politikanın paradigmalarının da değişime zorlanacağını görmesini engelliyor.

Sistem değişti, AK Parti sistemi değiştirmiş güç olarak günü ve geleceği kendi lehine olacak doğrultuda planlayıp ona göre bir davranış tarzıyla hareket ediyor; CHP ise bunun bile farkında değil.

Farkına vardırmak için seçmen bu seçimde oyunu ondan esirgedi, ancak CHP yine de uyanamadığı görüntüsünü veriyor.

Ne yapsak da CHP’yi uyandırsak?

*Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır.