Ara 20 2017

Akdeniz’de boğulan mültecilerin mezarcısı: cesetlerini bari şereflendirelim

Sadece bu yılın ilk yarısında sayıları 2000’i bulan Akdeniz’de boğulan mültecilerin hikayeleri duyulmaz oldu. Yıllardır devam eden bu ölüm yolculuğunun isimsiz yolcuları korkunç bir şeklide can veriyor.  2015’te cansız bedeni Bodrum kıyılarına vuran Aylan bebek dünya kamuoyunda çok ses getirmişti; fakat her Aylan bebek için yüzlerce adı ve hikayesi duyulmayan bebek var.

Akdeniz üzerinden gerçekleşen bu tehlikeli yolculukta boğulan onlarca mültecinin cesedi Tunus sahillerine de vuruyor. Tunuslu bir gönüllü ise kimsenin yapmak istemeyeceği bir şeyi yapıyor; hayatları pahasına yola çıkan mültecileri son yolculuklarına uğurlamak için elinden geleni yapıyor.

Şemseddin Marzug, güney istikametindeki engebeli patikaya girmeden önce yanına iki şişe su alıyor. Zeytin bahçeleri ve tarlalar arasında birkaç yüz metre ilerleyip eski belediye çöplüğünü de geçtikten sonra karşımıza çıkan işaret levhasında altı dilde "Kimsesizler Mezarlığı" yazıyor.

 Son on yılda buraya yaklaşık 350 kişiyi defneden Marzug, bu yıl kazıdığı mezar sayısının 74 olduğunu söylüyor.  Sahile vuracak ceset sayısının daha da artmasından endişe eden Marzug, "Kışın sert doğu rüzgârları esmeye başlayınce Zarzis Körfezi'ne vuracak ceset sayısı daha da artacaktır" diyor.  Zarzis Tunus'un güneyindeki sahil kenti ve Libya sınırına sadece 50 kilometre mesafede. Marzug'un "ölüm gemileri" olarak adlandırdığı tekne ve botlarla Avrupa'ya gidebilmek ümidiyle Akdeniz'e açılanlara son durak oluyor. Marzug, "Yolcuların şansı yaver giderse, STK ya da Deniz Kuvvetleri‘ne bağlı gemileri tarafından kurtarılıyorlar. Şansı yaver gitmeyenlerse ise sonunda bana geliyor!" diyor.

mezarlık

Kimsesizler mezarlığında dolaşırken derin düşüncelere dalan 52 yaşındaki Marzug'un saçlarına aklar düşmüş.  Marzug mezarların üstüne diktiği çiçekleri suluyor. İki küçük çocuk mezarlarının üstüne koyduğu lego taşları ve oyuncak arabalar hâlâ duruyor. Tunuslu Kızılay gönüllüsü, ölenlerin hiçbirini tanımıyor ama her mezarın ayrı bir hikâyesinin olduğunu düşünüyor.

 Kabir taşlarında isim yazılı olanlar sadece birkaçı. Marzug bunlardan birini anlatıyor:

"Burada Rose Marie yatıyor. O 28 yaşında Nijeryalı bir öğretmendi. Bindiği tekne battı. 126 yolcu, Tunus Sahil Güvenlik timleri tarafından kurtarıldı. Ama Rose Marie yaşamını yitirdi. Hayat arkadaşı, yakınlardaki mülteci merkezinde yaşıyor. Önceki gün gelip mezara çiçek bıraktı."

Rose Marie

Önceleri balıkçılık yapan Marzug 1990'lardan bu yana kendisinin ve diğer balıkçıların ağlarına sık sık ceset de takıldığını anlatıyor. Merzug, ilk etapta cenazelerin defin işlerinde belediye görevlilerine yardım etmeye, sonra da koordinasyonu üstlenmeye başlamış. İlk başlarda mülteci cenazeleri, şehir mezarlığına gömülüyormuş fakat sayının giderek artmasıyla birlikte mezarlık hızla dolmuş ve yerli halkın cenazelerine yer kalmamış. Yerel halktan gelen tepki üzerine belediye ve Kızılay, şehrin dışında bir araziyi kimsesizler mezarlığı olarak tahsis etmeye karar vermiş.

Merzug, o zamandan beri özgürlük yolculuğunda hayatını kaybeden göçmenleri defnediyor. Merzug bu işi neden yaptığını şöyle anlatıyor:

 "Bu insanlar Libya'da ve diğer ülkelerde baskılara maruz kaldıkları için kaçıyordu. Ya çölde ya da ölüm gemilerinde hayatlarını kaybediyorlar. Hiç değilse öldükten sonra biraz şeref ve saygınlığı hak ediyorlar."

Merzug işinin zorluğunu kabul ediyor:  "Bazen cesedin tümünü değil de geriye kalan organ parçalarını gömdüğüm de oluyor. Kimi zaman da cesetler veya organlar büyük ölçüde bozulmuş, çürümüş vaziyette olabiliyor." Ancak bu Marzug’u işinden alakoymuyor: "Eğer insanlığımızı bu kadarcık olsun muhafaza edemeyeceksek, o zaman pek yakında Üçüncü Dünya Savaşı çıkabilir."

Devletin kendisine bu için ödeme yapmadığını ifade eden Merzug, sözlerini şöyle bitiriyor:

 "Yakında burası da yetmeyecek. Kızılay, yeni mezarlık alanı satın almak için bağış topluyor. Ayrıca cenazeleri kamyonet yerine cenaze aracıyla taşımak istiyoruz. Ancak bize destek verilmezse, odun toplayıp cesetleri yakarak küllerini denize savurmaktan başka çaremiz kalmayacak. Akdeniz'de ölenlerle kimse saygı göstermezse, tek çözüm yolu ne yazık ki bu."