Mülteci sorunu Türkiye’nin geleceğini tehdit ediyor

2011 yılında başlayan Suriye iç savaşıyla birlikte Türkiye’nin siyasi, ekonomik, toplumsal sorunlar listesinin ilk sıralarına Suriyeli mülteciler yerleşti.

O dönemde Başbakan olan şimdiki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Beşar Esad yönetiminin üç ayda yıkılacağını, Şam’daki Emeviye Camisinde Cuma namazı kılacağını söylüyordu. Hatta daha iç savaş başlamadan Suriye sınırında sığınmacılar için “konteyner kentler” inşa ettirildi.

Hollywood’un ünlü aktrisi, Birleşmiş Milletler İyi Niyet Elçisi Angelina Jolie’nin davet edildiği kamplar, yıldız oyuncu tarafından çok beğenildi. Jolie, defalarca Türkiye’deki kampları ziyaret edip, Erdoğan ile bir araya gelerek Türkiye’yi dünyaya örnek gösterdi. 

İç savaşın başladığı 2011’den başlayan göçün birinci yılı olan 2012’de sayı 14 bin 237 idi. Savaşın şiddetlenmesiyle 2014’te 1 milyon 519 bine, 2015’te 2 milyon 503 bine ulaştı. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı’nın (GİB) 13 Haziran 2019 tarihli son verisine göre ise 329 bini ülkesine döndüğü halde, Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli mülteciler 3 milyon 613 bin 644 kişi.

Başlangıçta kısa süre sonra Esad’ın devrileceği ve Suriyelilerin evlerine döneceği hesabıyla kurulan ve kamplar yetersiz ve işlevsiz kaldı. Geçici Barınma Merkezleri olarak adlandırılan kamplarda şu anda kalanların sayısı sadece 109 bin 262.  3 milyon 504 bin 382 Suriyeli ise Türkiye’nin 81 iline dağılmış vaziyette.

İstanbul 546 bin Suriyeli ile ilk sırada. Gaziantep 437 bin, Hatay 427 bin 500, Şanlıurfa 435 bin, Mersin 201 bin, İzmir 143 bin Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Suriyelilerin, 2018 sonunda 82 milyon 3 bin kişi olarak açıklanan Türkiye nüfusuna oranı, yüzde 4,41’e ulaşmış durumda.

1 milyon 956 bini erkek, 1 milyon 657 bini kadın olan Suriyeliler arasında, 0-4 yaş arasındaki bebek-çocuklar 520 bin 149, 5-9 yaş arasındakilerin sayısı ise 494 bin 646. Yarım milyon Suriyeli çocuk Türkiye’de doğdu.

15-24 yaş arası genç Suriyeliler 815 bin 721 kişi. Kayıtlı 3,6 milyon Suriyelinin 1 milyon 830 bin 516 kişisini, yani yüzde 50’den fazlasını çocuklar ve gençler oluşturuyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Yabancı Öğrenci Bilgi İşletim Sistemi verilerine göre, eğitim çağındaki Suriyeli çocuk sayısı 1 milyon 170 bin ve bunların 648 bini okula gidebiliyor. Okula gidemeyenler 520 bin. 

Ülkenin diline, kültürüne yabancı, eğitim alamayan bu gençler ve çocuklar, gelecek 5-10 yılda Türkiye’nin en büyük sosyal sorunu olmaya aday.

Bu rakamlar kayıt altına alınanları, parmak izi alınıp geçici kimlik verilenleri yansıtıyor. Afet ve Acil Durum Başkanlığı (AFAD), kayıt dışı Suriyelilerin yüzde 10 dolayında yani 360-400 bin kişi olduğunu tahmin ediyor. Bu durumda Suriyeli mülteci sayısı 4 milyonu buluyor. Türkiye, Suriyelileri mülteci değil, “Geçici Koruma” statüsünde tanımlıyor.  

Coğrafi olarak Türkiye,  Ortadoğu, Kuzey ve Orta Afrika, Orta Asya ve Yakın Doğu ülkelerinden, Avrupa başta olmak üzere batı ülkelerine göç trafiğinin ana güzergâhlarından birisi. O nedenle yaklaşık 4 milyon Suriyelinin geldiği Türkiye’de ayrıca 37 ülkeden 1 milyona yaklaşan sığınmacı daha bulunuyor.

Iraklı, Pakistanlı, Afgan, Filistinli, Uygur, Özbek, Türkmenistanlı, Kırgızistanlı, Çeçenistanlı, Dağıstanlı, Somalili, Kongolu, Sudanlı, Nijeryalı vb. Afrikalı göçmen bulunuyor.

GİB’in rakamlarıyla çeşitli ülkelerden Türkiye’ye gelerek ikamet İzni başvurusunda bulunan ve Türkiye’nin çeşitli illerinde yaşayan göçmenlerin sayısı 19 Haziran 2019 itibarıyla 998 bin 714 kişi. Bu grupta 104 bin 444 kişiyle Iraklılar ilk sırada. Türkmenistanlı, Azeri, İranlı, Afgan, Özbek on binlerce göçmen bu kategoride. Son dönemde ise Mısırlılar 25 bin 784 kişiye, Kırgızistanlılar da 25 bin 645 kişiye yükselmiş durumda.

Türkiye çeşitli yollardan gelip Uluslararası Koruma Başvurusu yapanlar arasında da başta 68 bin 117 kişiyle Iraklılar ilk sırada yer alırken, 37 bin 845 kişiyle Afganlar ikinci sırada. Bu kategoride İran, Somali, Pakistan, Yemen, Filistin, Türkmenistan, Özbekistan’dan gelenler ağırlıkta. 

Dolayısıyla kayıtlı 3,6 milyon Suriyelinin yanı sıra, 37 ülkeden Türkiye’ye giriş yaparak çeşitli statülerde Türkiye’de barınan ve yaşayan toplam mülteci sayısı 5 milyonu aşıyor. 

Türkiye’ye kaçak yollardan ya da insan tacirleri aracılığıyla girerken yakalananlarda hızlı bir artış gözleniyor. 2011’de 44 bin 415 kaçak göçmen yakalanırken, 2017’de bu sayı 174 bin 446’ya, 2018’de 268 bine yükselmiş. 2019 Mayıs sonuna kadar ise 129 bin 836 kaçak göçmen yakalanmış.  24 ildeki Geri Gönderme Merkezleri yanında, Avrupa Birliği’nin finanse ettiği yedi merkezde daha binlerce kişi ülkelerine iade edilmeyi bekliyor. 

Ancak yine de, Türkiye’nin geleceğini tehdit eden boyuta ilerleyen mülteci sorununun omurgasını Suriyeliler oluşturuyor. Emniyet Genel Müdürlüğü suç istatistikleri, Suriyelilerin suça karışma oranının 2013’ten bu yana hızla arttığını gösteriyor.

2016-2017 döneminde Türkiye genelindeki suç sayısı yüzde 6,4 artarken, Suriyelilerin karıştığı ya da taraf olduğu suçlardaki artış yüzde 19,6 olmuş. Suriyelilerin taraf olduğu olay sayısı 2013’te 9230 iken, 2018 sonunda 56 bin 214. Suriyelilerin suça karışma sayısı beş yılda 6 kat artmış. 

Yaşadıkları şehirlerde gettolaşan, kendi mahallelerini kuran Suriyelilerle şehrin yerli sakinleri arasında çatışma, silahlı, sopalı kitlesel kavgalar daha sık yaşanmaya başlandı. Mülteci sorununun yakın gelecekte Türkiye için ciddi bir güvenlik, toplumsal çatışma, suç artışı sorununa dönüşeceğinin sinyalleri artıyor.   

Çalışma hayatı, ekonomi, ticaret alanında da ekonomik kriz derinleştikçe, mültecilere hoşgörü azalıyor, tepki artıyor. Mayıs 2019 sonu itibarıyla çalışma izni verilen Suriyeli sayısı 31 bin 185. Çalışma çağındaki Suriyelilerin yüzde 1,3’ü düzeyindeki bu sayı, aynı zamanda çalışan Suriyelilerin çoğunun kaçak ve kayıt dışı istihdam edildiğini gösteriyor. 

Türkiye’de 5 milyona yaklaşan işsiz sayısı nedeniyle iş bulamayan gençler, işverenlerin daha ucuza ve insanlık dışı koşullarda çalışmayı kabul eden mültecileri tercih etmesiyle işten çıkartılanlar, mültecilere tepkili. Bu tepki işsizlik arttıkça büyüyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, şu ana kadar vatandaşlık verilen Suriyeli sayısını 79 bin 894 olarak açıkladı. Yerel seçimler öncesi tartışma yaratan Suriyelilere vatandaşlık konusu, bazı kritik illerde seçmen dengesini değiştirebilecek düzeydeydi. Vatandaş yapılan Suriyelilerin 53 bini seçmen statüsü kazanarak 31 Mart seçimlerinde oy kullandı.

Örneğin, 2014 yerel seçimlerinde Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı AKP’ye karşı 4 bin 890 oy farkla CHP adayı kazanmıştı. 31 Mart’ta ise Hatay’da vatandaş yapılan ve seçmen olan Suriyeli sayısı 16 bin oldu.

CHP, İYİ Parti’yle kurduğu Millet İttifakı ve HDP’nin aday göstermeyip, Kürt seçmenin CHP adayını desteklemesiyle, Suriyeli seçmenlere rağmen, AKP-MHP ittifakı karşısında Büyükşehir Belediyesi’ni tekrar kazandı. 

Dolayısıyla, iktidarın Suriyelilere vatandaşlık uygulamasına hız vermesi, Türkiye’nin iç politikası açısından stratejik sonuçlar doğurabilecek, olası bir erken seçimde illerdeki siyasi dengeleri etkileyebilecek. Bazı illerde Suriyelilerin il nüfusuna oranı yüzde 15-20 düzeyine çıkarken, Kilis’te bu oran yüzde 80. Doğu ve Güneydoğu’daki Hatay, Şanlıurfa, Gaziantep, Kahramanmaraş, Mardin vb. büyük illerde, kritik seviyelere ulaşmış durumda.

Ayrıca Suriyelilere vatandaşlık verilmesiyle birlikte, artık Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) Suriyeli er, erbaş, yedek subay ve yedek astsubaylar da görev yapmaya başlayacak.

Meclis’te kabul edilen ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından onaylanarak 26 Haziran’da yürürlüğe giren yeni Askere Alma Yasası’na göre; Türk vatandaşlığını sonradan kazananlar,  askerliklerini vatandaşlığı kazandığı tarihteki yaş ve öğrenim durumuna göre, o yıl askere alınacaklarla aynı şartlara tabi olarak yapacak.

Ancak, daha önce vatandaşı oldukları ülkede askerliklerini yaptıklarını belgeleyen ya da Türk vatandaşlığına alındıkları tarihte 22 ve daha yukarı yaşta olanlar, askerlik yapmış sayılacak. 

Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarından sonra, TSK ve ÖSO’nun kontrolüne geçen bölgelere geri dönen Suriyeli sayısı, Mayıs 2019 sonu itibarıyla 329 bin olarak açıklandı. Bu sayı, Suriyeli mülteci sayısının yüzde 10’undan az. O yüzden, sayıları 4 milyona yaklaşan ve yarım milyonu Türkiye’de doğmuş, yüzde 50’si çocuk ve genç olan Suriyelilerin, barış sağlansa da ülkelerine geri döneceklerini beklemek çok da gerçekçi olmaz.

Bir başka kritik boyut ise Suriyeli mülteciler için yapılan harcamalar. Mültecileri uzun süre AB’ye karşı siyasi koz olarak kullanma çabasına giren Cumhurbaşkanı Erdoğan Ocak 2019’da Suriyelilere harcanan paranın 35 milyar dolar (109 milyar TL) olduğunu açıkladı. Ana muhalefet partisi CHP Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise bu rakamın her Suriyeliye 2 bin 500 dolar, beş kişilik bir Suriyeli aileye 12 bin 500 dolar harcanması anlamına geldiğini belirterek rakamların şeffaf olmadığını savunuyor. 

Kılıçdaroğlu, iktidarın Suriye’de ağır yanlışlar yaptığını, ülkedeki milyonlarca yoksul ve dar gelirliye, istihdam ve yatırıma harcanacak kaynakların bu yanlışlar yüzünden mültecilere harcandığını söylüyor, Erdoğan’dan bu milyar dolarların hesabını vermesini istiyor.

Hâlâ Suriyeli mülteciler için yapılan harcamaların tutarı tam olarak bilinmiyor. Uluslararası kuruluşlar, verdikleri yardımların harcanmasının şeffaflık olmadığını dile getiriyor. Nitekim ABD Uluslararası Yardım Ajansı (USAID), yolsuzluk iddiaları ardından Türkiye’deki Suriyelilere yardım programını 2016’dan bu yana askıya aldı. 

AB Sayıştay’ı da 2018 Raporu’nda, 1,1 milyar euro yardımın nereye harcandığının tespit edilemediğini, ihalelerin şeffaf olmadığını vurguladı. AB, bunun üzerine mülteci anlaşması kapsamındaki toplamı 3 milyar euro düzeyindeki yardım ödemelerini, hükümet ya da kurumlara vermek yerine, doğrudan kendisi proje bazlı aktarma ve harcama kararı aldı.

Mültecilerin yarattığı sorunlar ve Türkiye ekonomisine getirdiği ağır yüke karşılık, fazla dile getirilmeyen katkıları da söz konusu. Ticaret Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de Suriyelilerin sahibi ya da ortağı oldukları 15 bin 159 şirket faaliyet gösteriyor. 

Gıdadan tekstile, akaryakıttan lojistik, emlakçılığa varana kadar çeşitli sektörlerdeki bu şirketler, aynı zamanda yaklaşık 100 bin kişilik istihdam yaratıyor. Buna karşılık kayıt dışı faaliyet gösteren çok sayıda Suriyeli küçük işletme, dükkân, esnaf ise vergi ödemediği, kayıt dışı eleman istihdam ettiği için haksız rekabete neden olduğu gerekçesiyle tepki görüyor. Küçük esnaf arasında çatışmalar yaşanıyor. 

İstanbul başta olmak üzere pek çok şehirde Arapça tabelalar ve ilanlar, bazı semtlerin “Küçük Halep, Küçük Şam” adıyla anılmasına yol açmış durumda.  

Muhalefet partileri, Erdoğan iktidarının yanlış, öngörüsüz ve stratejiden yoksun Suriye politikası nedeniyle, Suriye iç savaşının siyasi, askeri, diplomasi, ekonomi, güvenlik ile insani açılardan en ağır faturasını Türkiye’nin ödediğini savunuyor.  Sekiz yılın sonunda gelinen nokta, bu eleştirilerin haklılığı yanında, önümüzdeki uzun yıllar boyunca bedel ödemeye devam edileceğini gösteriyor.

© Ahval Türkçe
Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.