Türkiye’de emek ucuz, mültecinin emeği sudan ucuz!

Türkiye’de gündemden düşmeyen tartışma konularının başında Suriyeli mülteciler geliyor. Sayıları 5 milyona dayanan Suriyeli sığınmacılar, artık Türkiye’nin bir gerçeği. Bu tablonun çalışma hayatına da ciddi yansımaları söz konusu.

Özellikle emek yoğun istihdam alanlarında gözle görülür bir değişim yaşanıyor. Araç tamir ve bakımı, kum ve kireç ocakları, maden ocakları, tarım, inşaat ve inşaat malzemeleri üretimi gibi alanlar başta olmak üzere hemen bütün sektörlerde önemli sayıda mülteci istihdam ediliyor.

Mülteci işçilerin başını, Suriyeliler ve Irak Türkmenleri çekiyor. Afganistan, Irak, İran, Gürcistan, Özbekistan ve Çin başta olmak üzere diğer ülkeden gelen mülteciler ağır işlerde kaçak çalışıyor.

Mülteci istihdamı, emek sömürüsünü de beraberinde getiriyor. Çalışanların yıllık izin, hafta tatili, fazla mesai, kıdem tazminatı ve ikramiye gibi temel hakları, Suriyeliler sözkonusu olunca bütünüyle ortadan kalkıyor. Ücretler ise Türk işçiye göre yarı yarıya daha düşük. Ücretin geç ödenmesi ya da hiç ödenmemesi sıkça karşılaşılan bir başka sorun.

Kimi mülteciler karın tokluğuna çalışıyor. Bu nedenle küçük ve orta ölçekli işletmelerin tamamına yakını, emek yoğun işlerde mültecileri tercih ediyor. Artık hemen her işletmede mülteci işçilerle karşılaşmak mümkün.

Ankara İskitler’de ismini vermek istemeyen oto lastik firmasının sahibi, iki Suriyeli ve bir Iraklı işçisinin olduğunu belirterek bu kişileri çalıştırma nedenini şöyle açıklıyor:

“Bunlar fazla çalışmayı sorun etmiyor. Akşam iş olduğunda 8-9’a kadar çalışıyorlar. Hafta tatili gibi bir talepleri yok. ‘İş olsun yeter’ diyorlar. Bir Türk işçinin maliyetine üç mülteciyi çalıştırıyorum. Onlar da evine ekmek götürüyor.”

Mülteci kadınların çalışma koşulları çok daha ağır. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü’nün mültecilere yönelik yayınladığı uyarı metninde, kayıt dışı çalışan kadın yabancıların her türlü istismara açık olarak, korunmasız ve güven duygusundan uzak çalışma şartlarına maruz kalabildiği belirtiliyor.

Mülteci kadın işçilerin sarkıntılık, mobbing, cinsel taciz ve benzeri sorunlarla karşı karşıya kaldıklarında kayıtsız olmaları nedeni ile şikayet mekanizmasını başlatamadığına dikkat çekiliyor. Gebelik ya da doğum sonrası dönemde yasalara aykırı şekilde istihdam edildikleri vurgulanıyor.

Yine Bakanlığın uyarısında işveren tarafından, mülteci işçilerin pasaportuna el konulduğu belirtiliyor. Bu durumda mülteci işçiler, adeta köle gibi çalıştırılıyor.

Mültecilere yönelik emek sömürüsünün çocuklara bakan yönü ise daha trajik. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre Suriyeli sığınmacıların 1 milyon 665 bini 18 yaş altındaki çocuklardan oluşuyor.

Eğitim hayatından kopan bu çocuklar, emek yoğun sektörlerde işçi olarak çalışıyor. Özellikle tekstil atölyeleri, araç tamir ve bakım servisleri ile pastane, lokanta, fırın gibi işyerlerinde çırak olarak günlük 20-30 TL’ye çalıştırılıyorlar. Mülteci çocukların iş hayatına, emek sömürüsünün yanı sıra şiddet eşlik ediyor.

Korumasız ve sahipsiz durumdaki çocuklar, diğer çalışanlar, ustaları ya da işverenler tarafından sürekli şekilde şiddete maruz kalıyor. Çocuklara uygulanan bu şiddet, ‘işi öğrenmeleri veya işlerini düzgün yapmaları’ için normal hatta gerekli görülüyor.

Bütün bu sorunlar karşısında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın mültecilere önerisi, çalışma izni alarak kayıtlı şekilde istihdama katılmalarından ibaret.

Ancak geçici koruma imkanı verilen mülteci sayısı  ile yabancı çalışma izni alan mülteci sayısı kıyaslandığında, Bakanlığın önerisinin piyasa şartlarında hiç bir anlam taşımadığı ortada.

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 9 Ağustos 2018 tarihli güncel verilerine göre Türkiye’de geçici koruma kapsamındaki Suriyeli sayısı 3.545.293 kişi. Bunların sadece 204.288’i geçici barınma merkezlerinde kalıyor. Geriye kalan 3.341.005 kişi ülke geneline yayılmış durumda.

Göç İdaresi’nin Suriyeliler dışındaki mültecilere ilişkin verisi yok. Ancak hemen her gün yol kontrollerinde, Türkiye’ye kaçak şekilde giren çok sayıda mültecinin yakalandığı basın bültenlerine yansıyor.

Sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin yaptığı çalışmalar da kaçak çalışan yabancılara ilişkin verileri içeriyor. Dolayısıyla Suriyeliler dışında da Türkiye’de ciddi bir mülteci nüfus söz konusu.

Çalışma izni verilen yabancı sayısına baktığımızda, rakamların sembolik olmaktan öteye geçemediği görülüyor.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yabancıların çalışma izinlerine ilişkin en güncel istatistikleri 2016 yılının verilerini içeriyor. Bu verilere göre 2016 yılında çalışma izni verilen Suriyeli sayısı 13.290 kişi.

Eski Çalışma Bakanı Jülide Sarıeroğlu, TBMM Plan Bütçe Komsiyonu’nda 17 Kasım 2017 tarihinde yaptığı sunumda, 15 Ocak 2016'dan Kasım 2017 tarihine kadar toplam 15 bin 22 Suriyeliye çalışma izni verildiğini belirtiyor.

Mülteciler Derneği ise çalışma izni verilen Suriyeli sayısının 2017 yılında 20.970 kişiye ulaştığını duyurdu.

Geçici koruma statüsündeki Suriyelilere çalışma izni kolaylığının 2016 yılında yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, bugün itibariyle Türkiye’deki yaklaşık 3,5 milyon Suriyeli’den toplamda 30-35 bin kişiye çalışma izni verilmiş durumda. Diğer ülke vatandaşlarına verilen çalışma izni sayısı çok daha düşük.

Özet olarak yabancılara verilen çalışma izinleri, Türkiye’deki mülteci olgusuyla örtüşmüyor. Ortalama 100 mülteciden birinin çalışma izni var. Bu durum, mültecilerin kaçak çalıştırılması sonucunu doğuruyor.

Diğer yandan Türkiye’de kayıt dışı istihdam oranı, Türk vatandaşları açısından bile çok yüksek. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre kayıtdışı istihdam, yüzde 33,7. 9 milyon 823 bin işçi, sigortasız şekilde kaçak çalıştırılıyor. Diğer bir ifade ile her 3 çalışandan biri kayıt dışı.

İstihdam maliyetlerini aşağı çekmek için kendi vatandaşını kaçak çalıştıran işverenlerin mültecileri kayıtlı çalıştırması da beklenmemeli.

Sonuç itibariyle Suriyeliler başta olmak üzere mültecilerin büyük çoğunluğu kaçak çalıştırılıyor. İşyeri denetimleri sembolik düzeyde olduğundan bu durum işverenler açısından sorun teşkil etmiyor.

Hayata tutunma mücadelesi veren mülteciler, sosyal güvenceden yoksun çalışma şartları, emek sömürüsü, ücret gaspı ya da diğer olumsuzluklara itiraz edemiyor. İstismar vakaları, iş cinayetleri veya iş kazası sonucu yaralanmalar örtbas ediliyor.

Mültecilerin ucuz işgücü, küçük ve orta ölçekli işverenler için son derece cazip. Milliyetçi muhafazakar esnaf ve işverenler de, Suriyeli mültecilere ‘muhacir ensar’ kardeşliği gibi dini nedenlerden daha çok, ucuz işgücünü kaybetmemek için sıcak bakıyor.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar