Kas 27 2017

Müslümanlar neden dünya çapında sosyal bilimciler yetiştiremediler?

Ahmet Kuru Kıtalararası web sitesinde yayınlanan yazısında, "Neden Müslümanlar İbn Haldun'dan bu yana 1406’den beri dünya çapında sosyal bilimciler yetiştiremediler?" diye soruyor. 

Oysa ki, İbn Haldun birçok Batılı akademisyen tarafından dünyada ilk sosyolog, ilk felsefi tarih yazarı ve hatta ilk ekonomist olarak kabul ediliyor. 

Sosyo-ekonomik durum, fikir özgürlüğü önündeki engeller, ilk olarak akla geliyor olabilir. Kuru bunlardan da bahsediyor, ancak bunların ötesinde, Müslümanların çoğunun, özellikle de muhafazakarların, "sosyal bilimleri önemsiz gördüklerinden" söz ediyor. "Çünkü toplumsal konularda asıl bilgi kaynağı olarak İslam alimlerinin, yani ulemanın, ürettiği fıkıh ve diğer dini ilimleri kabul ediyorlar."

Ulema siyasi konulardan ekonomik meselelere, kadın-erkek ilişkilerinden insan psikolojisine kadar bir çok konuda kesin hükümlerde bulunur ve fakat bu hükümlerin doğruluğunun sosyal gözlem ve analizle test edilmesini kabul etmez.

Hayata dair hükümleri gözlem ve analitik düşünce dışına taşıma alışkanlığı Müslümanların bir çoğunu okumaz, tefekkür etmez ve hadiselerden ders almaz bir hale getirmiştir. Hayattan kopan Müslümanlar, ezberledikleri bazı sözleri –anlamlarını yaşadıkları hayatın realiteleri ışığında düşünmeden– tekrarlayıp durmaktadırlar.

Kuru'ya göre, aslında, sosyal bilimler de din de yanılgıya açık kavramlar. Ancak aralarında bir fark var: Sosyal bilimlerde gelişme, "değişen toplumsal şartları devamlı gözlemleyerek, ortaya konulan argümanları tartışarak ve teorileri belirli metotlar çerçevesinde test ederek" sağlanırken, "genelde din referanslı toplumsal ve siyasi eylemlerin başarılı olup olmama kriterleri belirsiz" olur.

"Bu yüzden de muhafazakar Müslümanlar arasında hatalardan ders alıp daha iyi yöntemler geliştirmek yerine, bahaneler üretme eğiliminin daha baskın olduğu gözlemlenmektedir."

Müslümanların sosyal bilimlerden uzak durmalarının bir sebebinin de, bu bilimlerin dine alternatif hatta düşman felsefeleri barındırdığını düşünmeleri, Kuru'ya göre. Ancak sosyal bilimlerin böyle bir içeriği veya iddiası olmadığını vurguluyor Ahmet Kuru.

"Sosyal bilimler, doğruya ulaşma yolunda nasıl gözlemler yapmaları gerektiğine, bu gözlemlerden çıkan sonuçların nasıl analiz ve test edilebileceğine ve bilimsel bilginin günlük hayata nasıl aktarılabileceğine dair fikirler üretir" diyor. 

"Bu açıdan bakınca sosyal bilimler ve dini bilimler arasında bir zıtlık söz konusu değildir. İkisi de kendi alanlarında kaldıkları sürece aralarında bir yardımlaşma ve etkileşim söz konusu olabilir."