Müslümanlar da Vatikan gibi fetihleri eleştirebilir mi? -The Arab Weekly

Modernist Müslüman aydınlar, Vatikan’ın Haçlı Seferleri’nin hatalarını kabul etmesi ve Roma Katolik Kilisesi’nin savaşları desteklemesinden dolayı yaşadığı pişmanlığı örnek gösteriyor.

Mısır Dini Vakıflar Bakanlığı’nda alim ve din adamı olan, aynı zamanda Kahire’nin kuzeyindeki bir camide vaizlik yapan Neşat Zaraa’nın geçtiğimiz günlerde konumu elinden alındı ve Cuma vaazlarını vermesi, derslere katılması yasaklandı. İslam tarihindeki fetihleri eleştirmesinden dolayı Ezher uleması tarafından sert eleştirilere maruz kaldı.

Dini düzen içinde sebep olduğu itiraz, dini mirasla çok uzaktan bağlantılı olsa dahi tarihi meseleleri eleştirmenin ne kadar hassas olduğunu ortaya koyuyor.

Zaraa’nın cezalandırılması için uygulanan baskının Ezher’den Dini Vakıflar Bakanlığı’na geldiği tahmin ediliyor.

Ezher Şeyhi Ahmet Tayyib’in İslam fetihlerini övmesine Zaraa, bu fetihlerin yeniden gözden geçirilmesi çağrısı ile karşılık verdi. Bir konuşmasında Tayyip, fetihlerden dolayı Müslümanların bir ayağının Çin’de, diğer ayağının Endülüs’te olduğunu söyledi.

Ancak Zaraa, "İslam cihadı nefsi savunma ile sınırlamış ve inancı yaymak için kadınlara gözdağı verme, onları öldürme ve köleleştirmeye izin vermediği halde fetihleri bu kadar kutsallaştırmak, terör örgütlerinin fetihleri düşünce ve inanç konusunda kendilerine katılmayan herkese karşı açıkça cihat ilan etmelerine gerekçe oluşturuyor" ifadelerini kullandı.

Zaraa, IŞİD Suriye ve Irak’a girdiğinde İslam tarihindeki fetihe yakın bir yaklaşım sergilediğini de belirterek şu görüşleri dile getiriyor:

"Bazı içtihat kitapları bir imam (lider) bir beldeyi fethettiği zaman erkekleri öldürme ve kadınları tutuklama hakkı tanıyor. Dolayısıyla aşırılık yanlılarının bu iddiaları ilk olarak fetihlerle ilgili tevarüs eden fikirleri eleştirmeden ve onları çevreleyen insanlığa karşı kullanılan yanlış düşünceleri çürütmeden  reddedilemez."

Fetih kavramının gözden geçirilmesi gerektiğini savunanlar İslam’da farklı düşüncelerinden ya da Kuran’ın din özgürlükleri kısıtladığı iddiasından dolayı ortaya çıkan ‘talep cihadı‘ fikrinin bulunmadığını söylüyor.

Ancak bununla beraber İslam birinin kendisine ve vatanına yönelik saldırılara karşı ‘savunma cihadı’ ile karşılık vermesini savunuyor.

Hücum İslam’ını savunanlar fetihlerin tarihini yeniden incelemenin aşırılık yanlısı örgütlerin iddialarını ifşa edeceğinin farkındalar.

Ancak birçok dini kurum İslam tarihini yeniden gözden geçirmeyi İslam’a saldırmak gibi algılayarak tepki gösteriyor.

Ezher’in eski şeyhlerinden Şeyh Mahmut Şaltut ‘Bir Doktrin ve Hukuk olarak İslam‘ adlı eserinde fetihlerin agresif yorumlarını eleştiriyor. Ona göre İslam’a göre savaş ancak savunma amaçlı olabilir. Şaltut bu görüşlerinden dolayı İslamcı gruplarla problem yaşadı ancak geri adım atmadı.

Modernist aydınlar fetihlerin tarihini yeniden incelemeden geleneksel dini söylemi gözden geçirmenin mümkün olmadığını, çünkü bu tarihin, aşırılık yanlısı fikirlere perde olduğunu belirtiyor.

Aydınlar, Vatikan’ın Haçlı Seferleri’nin hatalarını kabul etmesi ve Roma Katolik Kilisesi’nin savaşları desteklemesinden dolayı yaşadığı pişmanlığı örnek gösteriyor. Kilise, karşı çıkanlara zulmetmelerinden dolayı özür diledi.

Bu yaklaşım, açıklık, entelektüel ve kültürel özgürleşme çağında, onunla aynı fikirde olmayanlara karşı Engizisyon tarzı muamelede bulunan Ezher’in tam tersidir.

Zaraa tarafından dile getirilen en büyük hayal kırıklığı, Mısır’daki dini egemenlerin geleneksel dini söylemlerde reforma gidilmesi gerektiğini söyleyenlerle tartışmak yerine onları inkar etmeleridir.

Böyle bir yaklaşım aşırılıkçı dogmaların yayılmasını teşvik eder, çünkü akademisyenlerin aşırılık yanlısı örgütlerin savunduğu iddiaları çürütülme şansı ortadan kaldırılıyor.

Zaraa, fetihleri kutsamakta ısrar etmek ve onları dinin bir parçası olarak görmenin İslam adına işlenen terör suçlarını haklı çıkaracak bir felaket olduğunda ısrar ediyor.

Fetihlerin yeniden incelenmesini savunanlar İslam’da tolerans fikriyle çeliştiklerine ikna olduklarında tüm fetihleri anında durduran Hz. Muhammed’in arkadaşlarını örnek gösteriyor. Bu görüşün önde gelen isimleri ise Ali bin Ebu Talip ve ünlü Emevi sultanı Ömer bin Abdülaziz’dir.

Zaraa, El Ezher öğrencilerine ortaokuldan itibaren fetihlerin kutsal olduğunun öğretildiğini belirtiyor. Pek çok entelektüel bu öğretinin gözden geçirilmesi gerektiğini çünkü bunun aşırılıkçı dogmaları cesaretlendirdiğinin altını çiziyor. Aynı entelektüeller fetihleri yücelten ve farklı inançlarından dolayı başkalarına saldırmayı haklı kılan fıkıh kitaplarının da yasaklanmasını istiyor.

Ancak Ezher gelenekçilerinin reform taleplerine tepki göstermesi ve İslam tarihindeki tartışmalı konuları gündeme getiren akademisyenlere kötü muamelede bulunmaları dini söylemle ilgili reform çabalarının geleceği için iyi bir işaret oluşturmuyor.

Bazı dini kurumlar kendilerini inancın koruyucuları olarak tayin ederek görüntüde bir reform politikası benimserken gerçekte ise aşırılık yanlılarının düşüncelerini çürütmeye çalışan herkesi dışlamaya çalışıyorlar.