Eski AKP'li Yeneroğlu: Dindarlar AK Parti iktidarı altında bu sınavı geçemedi

Bir süre önce AKP'den istifa ederek Ali Babacan liderliğindeki DEVA Partisi'ne geçen Mustafa Yeneroğlu, AKP yönetimi altında dindarların başarısız oldukları konulara dikkat çekti. 

"Öyle bir facia ki… Bu kriz koca bir neslin dinle ilişkisini zedeledi" yorumunu yapan Yeneroğlu, dindar kesimin Kürt Sorunu, hukuksuzluklar, temel özgürlük ve hak ihlalleri karşısındaki suskunluğu ile ilgili ise şu tespitleri sıraladı:

"Türkiye’de mütedeyyin kesim, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri bu ülkede dönüşümü sağlamak konusunda en umut vadeden kesimdi. Çünkü ezberleri yoktu. Kürt sorununa, anadil hakkına, Alevilere dayatılan kimliğe ve başka ötekileştirilmiş grupların meselelerine yaklaşırken herhangi bir ön kabulle yaklaşmayan bir akıl kurgulamıştı. Ve tam da bu nedenle iktidar oldu.

AK Parti’nin seçildiği ilk yıllara bakın, o dönem partinin kuruluş ilkeleri sadece mütedeyyinleri değil, ülkedeki diğer azınlıkları, aklı selimleri, hür vicdanlıları da ikna etmişti. Fakat mütedeyyinler AK Parti iktidarı altında ne yazık ki bu sınavı geçemediler. Bu öyle bir facia ki, ben her gün “Önceden mütedeyyindim, ama dinî söylemleri kullanan bu iktidar dönemindeki adaletsizlikler nedeniyle dinden soğudum” diyen onlarca mesaj alıyorum. Din, ötekileştiren, baskı kuran, acı çektiren bir motif olarak algılanır hâle geldi. Bu kriz koca bir neslin dinle ilişkisini zedeledi."

İktidara düşmanlaştırma politikası gütme eleştirileri de yönelten Yeneroğlu, "Siyasi iktidar ayakta kalabilmek için bir düşmana ihtiyaç duyar hâle geldiğinde, siyasi dili de 'biz' ve 'onlar' diye kurgulamaya başlar. Böyle bir ortamda karşınızda vatandaş değil; hepsini düşman bellediğiniz A grubu ya da B azınlığı vardır. Politika üretmekte en gereken şeyi, yani rasyonel bakışınızı kaybedersiniz. Her yerde şer odakları ve dış mihraklar görmeye başlarsınız. Bu 'düşman' illüzyonu içerisinde anlamaya çalışmak yoktur, sadece gücünüzü elinizde tutmak için sıkı sıkıya sarıldığınız ezberleriniz vardır. Türkiye’de doğru politikalar üretmeyi imkansız kılan bu ezberleri kırmaya ihtiyacımız var" ifadelerini kullandı.

yeneroğlu

Independent Türkçe'nin haberine göre, Yeneroğlu, Türkiye'nin dinamiklerinin çok değiştiğine dikkat çekti ve ekledi:

"Türkiye’nin dinamikleri de çok değişti. Her ne kadar mahalleler dirense de toplumda gri tonlar, paradoks kimlikler çok arttı. Bildik politik mahalleler Türkiye’de yeni nesli okumaktan aciz, eski ezberlerini sürdürmeye çalışıyor. Ak Parti de bugün “dinin yanında” ve “dinin karşısında” şeklinde toplumu ayrıştırıp iktidarını sürdürmeye çalışıyor. Oysa artık mücadele özgürlükçü demokratlarla otoritarizmi savunanlar arasında. Bu arada otoritarizmi savunan sadece Ak Parti değil; her partide var bu. Biri din adına, diğeri ulus adına, bir başkası dünya görüşü adına suni kutuplaşmaları körüklüyor. Bu sebeple DEVA Partisi bugün Türkiye gerçeğini ve toplumsal ihtiyaçları doğru okumuş ve geleceğini inşa etmeye aday demokratların hareketi olarak tam zamanında çıktı.    

Toplumsal kutuplaşma bir zorunluluk değil. Daha farklı bir siyasi dil, daha farklı bir toplumsal atmosfer mümkün. Dahası ekonomik refah ve uluslararası prestij de tam olarak bunlara bağlı. Burada bana kalırsa bir şeyi açıklığa kavuşturmak lazım: Hiçbir ırkçı, hiçbir faşist, hiçbir otokrat “Ben şu an çok kötü bir şey yapıyorum” diye düşünmez. Hepsi önce kendisine “haklı” gerekçeler bulur. Dolayısıyla şu anda karşı karşıya olduğumuz kriz, bu feci siyasi dilin sonuçlarını kestiremeyen ya da makam, koltuk, iktidar gibi belli gerekçelerle bu sonuçları kestirmek istemeyen siyasetçilerin marifeti. Her zaman vardı, ama bugün AK Parti’nin gerçekleştirdiği kadar güçlü ve ezici bir biçimde değildi. Ama yineliyorum: Tek alternatifimiz bu değil. Daha müreffeh, daha huzurlu, birbirine daha sıkı kenetlenmiş bir toplumsal atmosfer hem mümkün hem de yüzyıllardır türlü acılar çekmiş bu coğrafyanın insanları tam da bu huzur atmosferini hak ediyor."

AKP'den kopmasına neden olan sürece de değinen Yeneroğlu, "Bu ülkenin siyaset, ekonomi, toplumsal damarını kangrenden kurtarmaya çalışıyorduk. Hazırladığımız raporlarla, yazdığımız sayısız bilgi notlarıyla, yaptığımız arka plan görüşmeleriyle bir itfaiyeci gibi gördüğümüz her türlü tekil sorunu halletmek için koşup durduk" dedi ve ekledi:

"Artan kimlikçi popülizm ve nefret söylemleri, Avrupa’daki Türk toplumunu araçsallaştırma çabaları, Hollanda olayları, insanları cezaevinde çürüten kurgu davalar, yüzbinleri zorla terör örgütü üyesi yapan hukuk katliamları, işkence vakalarının üzerlerine gidilmemesi, yurt dışında Türkiye’nin itibarını her gün daha fazla zedeleyen utanç sahneleri, Yeni Zelanda’daki katliam videolarından medet uman korkunç psikoloji, “ezanı protesto ettiler” yalanı, “oyları çaldılar” faciası gibi o kadar çok yaşandı ki!

Bu kendimizi kaybetmişlik haline direndikçe kendimi tanıyamaz haldeydim. Son bir yıl böyle geçti zaten. Çubuk olaylarıyla ilgili gördüğüm manzara tüm ümidimi bitirdiği gibi Türkiye’nin geleceği adına beni çok endişelendirdi. Demek ki iktidarı muhafaza adına aklımıza gelmeyecek birçok durum meşru kabul edilebilecekti. Bana en tepeden yöneltilen aşağılamalar, yaşananlar kadar zoruma gitmiyordu. Uzatmaların uzatması içinde İstanbul seçimleri sonrası da ders alınmayacağını görünce artık benim için inandığım değerler mi, yoksa kuruluş ilkelerine bir gün geri döneceğine dair inançtan umudumu kestiğim siyasi parti mi kararını vermek zorundaydım."

 

Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz