Eyl 21 2019

Avrupalı DJ’lerin vazgeçilmezi: Psikodelik Türk müziği ya da Anadolu rock

Psikodelik Türk Müziği ya da diğer adıyla Anadolu Rock, altın çağını bugün Avrupa’da yaşıyor. Dünyaya açılımı ilk defa Rap şarkıcısı Mos Def’in Supermagic isimli parçasıyla gerçekleştirmişti ve burada sanatçı, Selda Bağcan’ın İnce İnce’sini alıp kullanmıştı. Ardından İngiliz müzisyen Andy Votel’ın sahibi olduğu Finders Keepers plak şirketi art arda Anadolu Rock klasiklerini yayınlamaya başladı. Böylece unutulmuş ya da hiç keşfedilememiş sanatçılar, yıllar sonrasında hak ettikleri ilgiyi ve takdiri alabildiler.

Psikodelik Türk Müziği son 10 yıldan beri cazibesini durmaksızın artırıyor; ününü giderek daha geniş coğrafyalara yayıyor. Öyle ki Avrupa’da kimi çevrelerde bu müziği dinlemek, insanlara popüler ya da başka bir deyişle ‘havalı’ bir kimlik bile kazandırıyor. Bunun da en önemli nedenlerinden bir tanesi Yüzüklerin Efendisi’nden tanıdığımız Frodo’nun ya da gerçek ismiyle Elijah Wood’un birkaç yıl önce kendisini en çok etkileyen albümler arasından Selda Bağcan’ın ‘Selda’sına yer vermesiydi. 

Avrupa’da bugün pek çok DJ için çalma listelerinde Anadolu Rock’ına da alan açmak, müzikal bilgilerinin ve tatlarının zenginliğinin göstergesi haline geldi. Tüm popüler ürünlerde olduğu gibi bir çeşit kimliklendirme aracı oldu. 

Anadolu Rock’ın Avrupa’daki yükselişinde en göze çarpıcı olaylardan biri de Stockholm’de gerçekleşti. Radyo DJ’i Robert Huselies, programlarında ve gece eğlencelerinde Türk Psikodelik Müzik’e genişçe yer verirken tür için kendi bulduğu İsveççe- Türkçe bir terimi kullanmaya başladı: Turkadelica. Bu isim, İsveçliler tarafından çok sevildi.

Robert

Huselius ismin hikâyesini şu şekilde anlatıyor:

“Radyo programlarımdan bir tanesini tamamen Anadolu Rock’ına ayırmıştım ve bu sırada aklıma Turkadelica kelimesi geldi. Doğaçlama bir şekilde oldu. Parçaları dinlerken ve sunarken kendiliğinden İsveççeye de uyan bir isim bulma ihtiyacı içerisine girdim. Turkadelica hem daha anlaşılır hem de daha rahat söylenir oldu.”

Huseilius Anadolu Rock’a ilgi duymaya nasıl başladığını ise şu sözlerle ifade ediyor:

“Pek çokları gibi benim merakım Andy Votel ile başlamadı. Farklı ülkelerden Psikodelik Rock Müzik örneklerini bir araya getiren ‘Love, Peace and Poetry’ serisiyle oldu. Bunların arasında ‘Asya Psikodelik Müzik’ toplaması vardı. Bütün Asya’yı ve aynı zamanda Türkiye’nin ve Latin Amerika’nın da belirli bölgelerini içerisine alıyordu. Erkin Koray, 3 Hürel ve Moğollar’ı bu albümde dinledim.”

İsveç’te uzak bir coğrafyadaki müziği ilgisini geliştirebilme konusunda ise şöyle konuşuyor: “Arkadaşlarıma 3 Hürel’i dinlettiğimde müziği anlamıyorlardı. Ve İsveç’te Psikodelik Türk Müziği’ne ilişkin herhangi bir arşiv malzemesi bulabilmek de çok zordu.”
Ancak yine de vazgeçmemiş ve arşiv toplamak için Türkiye’ye gelmiş:

“Bunun tek yolu Türkiye’ye gitmekti. Ve ben de kızımı alıp bir haftalık İstanbul seyahatine çıktım. Daha önceden couchsurfing ile evimde kalmış İstanbullu müzisyenler vardı. Ben de onların evinde kaldım.”

Huselius, Stockholm’de düzenlediği Turkadelica müzik gecelerini de anlatıyor:

“İstanbul’a gittiğimde bulduğum plaklar arasından paramın yettiğince kadarını aldım. Zamanla koleksiyonum genişlemeye başladı. Stockholm’de Nada’da ve Cosmpolitan’da Türk Psikodelik Müzik geceleri düzenleme fikri aklıma geldi. Başlangıçta aslında ilgi çekip çekmeyeceğinden çok da emin değildik. Ancak, beklediğimizin de ötesinde merak uyandırdı ve kapılarda kuyruklar oldu.”

Huseilus’un psikodelik Türk müzisyenler arasında favorisi Ersen ve Dadaşlar. “Her gün dinliyorum” diyor.

Huselius’un müzikle başlayan ilgisi sonrasında ülkenin tamamına olan bir meraka dönüşmüş, her geçen gün kendisini Türk kültürüne ilişkin daha fazla şey öğrenmeye adamış ve tanıdıkça daha çok sevmiş: “Ben bir Türkofiliyim.”

Türk Psikodelik Müzik’e hayranlığı ve katkıları açısından Avrupa’dan başka bir dikkat çeken isim İngiliz müzisyen, radyo DJ’i, şair ve gazeteci Daniel Spicer. Aynı zamanda The Wire dergisinin yazarları arasında da yer alan Spicer’ın Anadolu Rock’ın ilk kuşak müzisyenleri ve müziğini anlattığı çalışması The Turkish Psychedelic Explosion: Anadolu Psych 1965-1980 isimli çalışması, geçen yıl kitap olarak yayınlandı. Böylece İngilizce olarak bu konuda yazılan en kapsamlı araştırmalardan biri de Avrupalı meraklılarıyla buluştu. 

Ahval’in sorularını yanıtlayan Spicer, müzikle tanışma hikayesini şöyle anlatıyor:

“Wire Dergisi, benden konuyla ilgili bir yazı yazmamı istediği zaman. Daha öncesinden Anadolu Rock diye bir şey olduğunu bile bilmiyordum. Ancak, bunu dergi ekibine söylemedim. Yazıyı kabul ettikten sonra önce İnternet’te biraz araştırma yaptım ve kulaklarıma inanamadım.”

Hem müzikten hem müzisyenlerden çok etkilendiğini söyleyen Spicer; devam ediyor:

“Şu ana kadar hiç bilinmeyen sesler, benim tutkunu olduğum müzik türlerinin içerisinde harmanlanmıştı. Ve bu seslerin sorumlusu olan sanatçıları araştırdığımda kendi kahramanlarımı buldum. Sıra dışı kıyafetleriyle, etkileyici bıyıklarıyla ve uğrunda ölünecek saçlarıyla hayattan da büyük karakterlerdi. Türkçe bilmiyor olmak, aslında en zorlandığım taraflardan biriydi. Araştırmama İngilizce kaynaklardan üzerinden başladım. Ancak, bu konuda İngilizce bilgilerin çokça yetersiz olduğunu fark ettim. Ve bu, beni daha da kararlı kıldı. Kimselerin hakkında doğru dürüst bir şey bilmediği bu hikâyeyi anlatmak için can attım.”

Spicer, kendisini en çok etkileyen beş isim olarak Cem Karaca, Barış Manço, Erkin Koray, Ersen Dinleten ve Selda Bağcan’ı işaret ediyor. 

Anadolu Rock, Avrupa’yı geç fethetti. Ancak, kendi topraklarından gelen müzisyenleri ve müzikseverleri çok öncesinden büyülemişti. Onlar, atalarından kendilerine kalan mirası yüklendiler; hem duygusal hem de sanatsal olarak. Bugün İkinci Nesil Türk Psikodelik Müziği dediğimizde karşımıza yıldızı parlayan pek çok müzisyen çıkıyor. 

Elektro Hafız, Gaye Su Akyol, Grup Ses, Babazula, Fairuz Derinbulut, Ayyuka, Replikas, Zen, DandanaDan, Kafabindünya, Kırkbinsinek, Dinar Bandosu, Altın Ses bu isimlerden bazıları. Hiçbir zaman tam anlamıyla ana akım içerisinde yer almayan bu isimler, yurt dışındaki performanslarıyla ve işbirlikleriyle geçmiş ve gelecek; doğu ve batı arasında köprü kuruyorlar. Kendilerine ilham olan atalarının seslerini Avrupalı dinleyicilere aktarırken diğer taraftan günümüzün dinamikleri içerisinde kendisine yeni bir şekil alan bugünün psikodelik müziğini yaşatıyorlar. 

Elektro Hafız

Bu isimlerin hepsi de The Guardian, The Wire, Lira, Sonic Magazine, The New York Times, BBC gibi önce gelen basın kuruluşlarında ve müzik dergilerinde yer aldılar. Iggy Pop BBC Radio’daki programında defalarca Gaye Su Akyol’a övgüler yağdırdı. The Guardian, Elektro Hafız’a sayfalarında yer ayırdı ve müzisyen Avrupa’nın en büyük festivallerinde defalarca sahne aldı. Babazula, Einsturzende Neubatuen’dan tanıdığımız Alexander Hacke ile ortaklaşa projelerde yer aldı ve Grup Ses, gerek kendi besteleriyle gerekse yaptığı arşiv çalışmalarıyla müzik sahnesine önemli katkılarda bulundu. Kırkbinsinek, ilk albümünü Almanyalı plak şirketi Word in Sound’dan çıkardı. 

Kırkbinsinek’ten Tolga Öztürk ile de, İkinci Kuşak Psikodelik Türk Müziği ve grubun kendi çalışmaları üzerine konuştuk.

Kırkbinsinek

İlk albümleri Sis Pus Sus, Almanyalı bir plak şirketi aracılığıyla yayınlanmasının hikayesini şöyle anlatıyor:

“Yerli yapımcılardan olumlu sonuç gelmeyince, yabancı plak şirketlerine bakmaya karar verdik. O arada Sansara Blues Experiment diye bir grubu dinliyorduk. Onları basan World in Sound plak şirketine e-posta gönderip, kendimizi tanıttık. Albümümüzü basmak isteyip istemeyeceklerini sorduk. Parçaları istediler ve bizden süre talep ettiler. Bir hafta sonra ise çok beğendiklerini ve basacaklarını söylediler.”

Öztürk, İkinci Kuşak Psikodelik Türk Müziğinin, birincisinden hangi noktalarda ayrıldığını da şu sözlerle dile getiriyor:

“İkincisinin birinciden ayrıldığı nokta, batıdan gelen müzikal türün fazlalığında. Çünkü 70’li yıllardan sonra Rock müzik formları çoğaldı. İşin içine Hard Rock, Heavy Metal, Grunge ve hatta elektronik müzik girdi. Dolayısıyla ikinci kuşak, batılı müzik formu olarak kullanabileceği çok daha fazla malzemeye sahip. Bu fazlalık, deney yapılabilecek bir alan sağlıyor. Ama bir yandan da türküler ve Türk Halk Müziği de sahipleniliyor. Ortaya yine buraya özgü çok güzel işler çıkıyor. Sonuçta kimse köklerinden kopmuyor. Topraklarımıza özgü notalarla, ritmlerle, düzenlemelerle ve halk ozanı söylemleriyle bu iş oluyor. Avrupa bizim İkinci Kuşak Psikodelik Müziğimizi sevdi ve sahiplendi. Adını ilk defa duydukları Kırkbinsinek’in Sis Pus Sus albümünü basacak kadar hem de.”