Cumbia'ya ne dersiniz: Korona zamanında şifa müzikleri (2)

Birinci Sürgün Dönemi'mi İsveç'te tamamladıktan sonra (şahsımın İkinci Sürgün Dönemi OHAL sonrası devam etmekte) İstanbul'a 1994'te ''kesin dönüş'' yapmış ve şehirle 18 yıl sonra yeniden buluşmayı yeri göğü inleten bir parti ile kutlamıştım. (O zamanlar harıl harıl Yeni Yüzyıl gazetesini hazırlamaktaydık.) Ev ararken, akıl almaz bir rastlantı sonucunda Baltalimanı'nda bulduğum binanın kapısında Stockholm Apartmanı yazıyordu. Zaten onu görür görmez, eni boyu 50-60 metrekare olan daireyi tutmaya karar vermiştim bile.

Kısa süre sonra taşınıldı, 4 bin küsur albüm koleksiyonu iki odadan birini ağzına kadar doldurdu... Ve parti kararı alındı. 

Hacim darlığı nedeniyle sınırlı sayıda (30-40 kadar) konuk davet edilmişti ama şöyle söyleyeyim: Davet işi çöktü, duyan geldi. Cumhuriyet, Hürriyet, Sabah'tan arkadaşlar, onların arkadaşları, arkadaşlarının arkadaşlarının arkadaşları, oda doldu, mutfak taştı, Boğaz'daki polis konukevi alanına bakan balkona da yığınak yapıldı, ev itiş kakış bir dolmuşa dönüştü. “Ne oluyor” diye itiraz niyetiyle gelen Rizeli ev sahibi, kalabalığı kapıda görünce hiç ses edemeden “Yandım Allah!” diye üst kattaki dairesine sığındı. 

Maksat eğlenmekti, İstanbul usulü azmak... 

Rakı, şarap, votka; su gibi aktı. 

Bu arada, beni görmek için ta Stockholm'den gelmiş eski arkadaşım, radyodan meslektaşım Lennart da vardı konuklar arasında. Yerliler arasında tek yabancı... 

Lennart Wretlind, hiç şakası yok, İsveç'te başlı başına bir markadır. 1960'ların ortasından başlayarak, İsveç Radyosu'nun en sevilen DJ'lerinden, müzik muhabirlerinden biridir. Beatles ile ilk mülakatları yapan da, 1967 Monterey Festival'ine tesadüfen yolu düştüğünde, Kaliforniya Rüyası'nın ilk farkına varan da odur. Jimi Hendrix, Janis Joplin, Jefferson Airplane gibi o zamanlar henüz fark edilmemiş yıldızlarla yaptığı radyo sohbetleri hâlâ elden ele dolaşır. Programları efsanedir, ödüller almıştır.

Lennart

Her neyse… O gece parti havası kıvamını bulmaya başladığında, müzik desibeli hızla yükseldi ve şahsım ve Lennart, kendimizi hengamenin ortasında ortak DJ'lik yaparken bulduk. Müziği yükselttikçe yükselttik çünkü rahmetli Gülçin Telci ve Ufuk Güldemir'in azdırdığı kalabalıktan kulakları sağır eden bir bağırtı çağırtı gelmekteydi. Karşıdaki polislere inat, dayandık müziğe.

Kalabalığı kopartan, Kolombiya'nın nevi şahsına münhasır Cumbia müziği oldu. Oldum olası kendini ağırdan satan ağabeyler bile bu bulaşıcı ritim karşısında sallanma moduna teslim oldular. Ta sabahın erken saatlerine kadar Cumbia gitti, Cumbia geldi. O bitmek bilmeyen, Hasan Cemal'in; Yalçın Bayer tanıklığında sekiz kişi tarafından altı okka yapılması ile de ayrıca taçlanan bohem ayininin uğultusu hâlâ kulaklarımda.

Cumbia

Uzatmayalım, gelelim bugüne.

Malum, korona belası yüzünden her gün Groundhog Day yaşayanlar, birbirlerini daha bir sık aramaya ve dört duvar arasında moral yakıtlaması için modeller üretmeye başladılar. Geçen hafta Lennart, mutat aradığında önce İsveç, Fransa, İtalya, Danimarka ve Türkiye kıyaslamalarının üzerinden geçtik, ardından müzik paylaşımı için “Bugünler değilse ne zaman?” sorusunda buluştuk. 

''Şırıngalayalım, başka çare yok'' dedi Lennart. 

75 yaşındadır ama daima avantgarde'dır; hep birkaç adım önde. Spotify ilk açıldığında, bu tür müzik paylaşım mecralarının sunduğu muazzam olanakların ilk farkına varanlardan biriydi. Yıllar önce Sony ile anlaşarak radyo programlarını ev stüdyo formatına geçip Spotify üzerinden yayımlamaya koyuldu (hâlâ da devam ediyor). O da benim gibi bir 'Spotify Tastemaker' - yani 'Beğeni Rehberi'. Neredeyse 24 saatinin tümünü müzik keşifleriyle geçirir. Rüyalarını bile soundtrack eşliğinde gördüğünden eminim. 

''Evde kalan herkese ilaç gibi gelecek bir playlist hazırladım'' dedi Lennart: ''İstanbul'daki o partiyi hatırla. Cumbia cumbia cumbia... Korona günleri için birebir. ‘Koronaya Karşı Cumbia’. Sloganımız bu. Depresyon mu? Dansetmeyen kalmasın. Bize iyi gelen başkalarına da iyi gelsin...''

Nedir bu Cumbia? Bilmeyenlere, kısaca: Kökleri 17. yüzyıla uzanan bu müzik türünün merkez üssü Kolombiya. Afrika yerli ritimlerinin harmanı, üzerinde de genelde flüt ve klarnetle şenlenen Avrupa baharatları... Cumbia, kara kıtada “coşku” anlamına gelen Kumba'nın türev ismi. 20. yüzyıl başlarından itibaren özellikle kıyılarda yoksul, işçi ve tarım emekçisi kesimlerde yayılmış. Aynen bizdeki arabesk gibi, Kolombiya'nın kentli eliti epey direnmiş, küçümsemiş ama 1950'lerin sonunda onlar da yelkenleri suya indirmiş. Cumbia'nın altın çağı 1960-1980 arasında denebilir. Ama şimdilerde, Medellin ve Cali'de yeni bir kuşak Cumbia türünü yeni türlerle alaşımlama peşinde. Öyle sağlam bir kök ki bu, üzerinde sadece yeni sesler yeşerir.

Rock ve dünya müziğinin duayen DJ'i, bir nevi kara kutusu olan Lennart Wretlind'in, Ahval okurlarına armağan ettiği Cumbia playlistini ekliyorum buraya. Tam üç saat. Kulak verin, afiyetler olsun, dışarı çıkamıyorsanız; evde, balkonda, çatıda, tavan arasında ''kültür-fizik'' (!) fırsatı geldi ve sizi buldu bile. Efkârı dağıtın.

Ahval'den korona kovalama müzikleri gelmeye devam edecek. Bu da size sözümüz olsun. 


Best of Cumbia

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.