Din ve müzik

Müzik yazılı tarihten önce de vardı. Arkeolojik kazılarda kemikten yapılmış kavallara hem Avrupa’da hem de Asya’da rastlanmış. Bunların en eskileri 35.000 yıllık. Almanya’da Ulm şehrine yakın Geissenklösterle’deki bir mağarada bulunmuşlar. 

Bunlar modern insan ”homo sapien”den önceki atalarımızın bile müzikle iştigal ettiğini gösteriyor.

Müziğin Dicle, Fırat, Nil, İndus gibi nehirlerin kıyılarında ve Çin’de doğan en eski kültürlerde ve özellikle dini törenlerde önemli bir rol oynadığını biliyoruz. 

M.Ö. yaklaşık 2.000 yıl öncesine tarihlenen bugünkü Bağdat’ın güneyindeki Nippur şehrinde bulunan kil tabletlerde müziğin çalınış biçimine ve armoni ile bestelenip, diatonik basamakla (ara/yarım tonlar)  yazıldığına ilişkin bilgiler yer alıyor. 

Çin, Japonya, Hindistan ve Endonezya’da da Batı’dan bağımsız olarak bir nota sisteminin geliştiği biliniyor. 

Notalama tekniği M.Ö. 1250’lerde daha da gelişmiş. Çalgı eşliğinde söylenen ilk şarkı notaları yine Mezopotamya’da bulunmuş. Bunlar o yıllarda bestelenen dini ilahiler ve ilk melodilerdir.  

İlahiler solist-koro (responsoryal) ya da iki koro arasında (antifonal) geçişlerlerle icra ediliyordu. 

Bu çağda matematiğe dayalı bir müzik teorisi geliştirilmiş ve bunun temelleri Sisamlı Pythagoras tarafından atılmış. Diatonik sıralamayı onun keşfettiği söylenir. 

Müzik kavramı gibi bugünkü terminolojinin üç temel kavramı da Yunancadan geliyor: ryhtimos, mélos ve harmonia.

Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan Sümerlerin başşehri Ur’da 1929’da yapılan kazılarda dört arpa ait parçalar bulunmuş. M.Ö. 2750’lere dayandırılan bu arpların en ünlüsü Bağdat’taki müzede bulunan boğa kafalı arp imiş. Akibeti: Irak’ın işgalinde Amerikalılar tarafından tahrip!

Arp ve lirlerin antik çağlarda en yaygın olarak kullanılan müzik aletleri olduğu görülüyor. Asur’da ve Elam’da dini törenlerde lir ve citra çalanlardan oluşan orkestralar bulunuyordu.

Mısır’da ”Arp çalgıcılarının mezarı”nda bulunan bir rölyefte iki kör müzisyen görülmektedir (M.Ö. 1768) . 

Yunan mitolojisinde ilk liri tanrı Hermes’in bir kaplumbağanın kabuğuna teller gererek yaptığı ve kardeşi Apollon’a armağan ettiği anlatılır. 

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/b6/Ur_lyre.jpg/250px-Ur_lyre.jpg

Ur’da boğa başlı arp çalgıcısı


Dünyadaki bilinen en eski müzik Suriye’de bulunan antik Ugarit şehrinde 1950’de yapılan kazılarda ortaya çıkmış. M.Ö. 1.400 lere tarihlenen kil tabletlere yazılmış olan bu müzik bir Sümer ilahisidir (hymn).

İlyada ve Odysseia başlangıçta bir müzik aleti eşliğinde şarkı biçiminde söylenmiştir. Ancak bu destandan günümüze kalan melodiler yoktur. 

Yunanlılar müziğe tanrısal bir nitelik yüklüyorlardı. Müziği ilham perilerinin sanatı olarak görüyorlardı. Ruh temizliği ve tedavisi açısından büyülü bir fonksiyonu vardı.

Birçok antik vazoda elinde arp ile resimlenen Sapho’nun Midilli’de açtığı kızlar okulunda müzik eğitimi önemli bir yer tutuyordu. Müzik insanın içindeki ince duyguları ortaya çıkarıyor, ruh yücelmesini ve tatlı bir haz doyumunu sağlıyordu.

Ancak Platon, duygulara dokunan müzikten çok zihni yücelten müziği tercih ediyordu. Müzik saf ve soylu olmalıydı. Ona göre kadınsı ve şehvet uyandıran müzikler yasaklanmalıydı. Ayrıca kadınlar şen şakrak değil, ağırbaşlı şarkılar dinlemeliydi.

İsis ve Osiris’in hamisi olduğu müziğin Mısır’da on bin yıldan eski olduğuna değinen Platon, bu müziğin esin verici ve insanı yüceltici olduğu için tanrılar yada onların gözdesi insanlar tarafından bestelenmiş olabileceğini düşünmüştü. 

Mısır’da İsis’ten önce gökyüzü ve aşk tanrıçası Hathor aynı zamanda müzik ve dansın da tanrısıydı. Ra’nın karısı ve Horus’un anasıydı. Başında bir tür müzik aleti olan sistrum ile tasvir edilirdi. Antik Yunan’da onun karşılığı Afrodit olacaktı.

Babil’de yeşeren kültürde arp ve lir kullanılırdı ama dini ayinlerde davulun yeri başkaydı. Kutsal bir çalgı olarak görülüyor ve ve büyülü bir gücü olduğuna inanılıyordu.

Davulun Orta Asya’da da benzeri bir rolü vardı. Şamanların ruhlar alemiyle temasa geçmek için bolca davul çaldıkları anlaşılıyor. Trans haline geçip kötü ya da iyi ruhların peşine düşmek için davullarını kıyasıya gümbürdetirlermiş.      

Kimi sosyal antropologlara göre Kamçatka’dan Amerika’ya geçen Türkler olduğu belirtilen Kızılderililerin tam-tamları da ünlüdür. Kızılderili  şamanlar gizemli dünyayı temsil eden manitu ile temas kurmak üzere davul çalar ve şarkı söylermiş. Fülütün atası ilkel bir çalgı da ayinlerde buna eşlik edermiş. 

Yahudilerin en önemli kralı olan peygamber David (Davut) büyük bir lir virtüözüymüş. Zebur diye bildiğimiz kutsal kitaptaki şarkıların (mezmurların) çoğunun ona ait olduğu söylenir. 

Yahudilerin Mısır’dan çıkıp Filistin’e gittikleri göçebelik yıllarında müzik dini ayinlerinde önemli bir yer tutmuş. Eğlence törenlerinde ise lirin yanında muhtemelen Mısır’dan aldıkları tef, çıngırak ve zil gibi çalgıları kulanmışlar. Kadınlar da şarkılı ve danslı eğlencelere katılırmış.

Hıristiyanlığın Avrupa’ya yayılışıyla birlikte müzik Katolik kilise için hayati bir önem kazanmış. Ayinlerde söylenen ilahilere herkesin katılmasıyla ortaklık ruhu aşılanmaya çalışılmış. Böylece çok sayıda sesin “bir”liğe, yani “tek”liğe dönüştürülmesi hedeflenmiş. Ancak daha sonra Yahudilikte de olacağı gibi 300-400’lerde dini ayinlerde kadınların korolara katılması yasaklanmış. 

Ortodoks kilisesinde ise Yahudilerin tapınak geleneği sürdürülerek müzik herhangi bir çalgı kullanılmaksızın ve koroyla değil, tek sesli olarak icra edilmiş. 

Romalılar ve Araplar tarafından sonraki yüzyıllara aktarılan Antik Yunan müzik torisi, ilahileri ve liturgi ayinlerini standardize etmek üzere Katolik kilise tarafından kullanılmış. Bu çalışma, 590-604 yılları arasında papalık yapan “Büyük Gregorius” un girişimiyle yapılmış. Kullanılan dil Latincedir. “Gregoryan şarkılar” daha sonra Batı müziğinin temelini oluşturacaktır. 

Müziğin Ortaçağ Avrupa’sında ritim ve armoni bağlamında daha kompleks hale geldiği ve iki kanalda geliştiği görülüyor: profan (dünyevi) ve sakral (dini). Profan kültürde en öne çıkan müzik çeşidi gezgin ozanlar tarafından söylenen aşk ve özlem şarkıları (balladlar) idi. Sakral müzik katedrallerde ve kiliselerde çalınıyordu. Kilisenin popüler profan şarkıları “tırtıklayıp” bunlara dini metinler yazması da yaygınmış. 

Bu dönemde Almanya’da sakral müziğe yeni bir kol eklenmiş: Haçlı müziği (1.110-1.300). Seferden dönen haçlıları öven müziklerdir bunlar.

1.500’lere gelindiğinde Luther’in Reform hareketiyle doğan Protestan dünyada müzik tayin edici bir konum kazanmış. Luther müziği Tanrı’nın insanlığa verdiği en büyük armağanlardan biri olarak görmüş. Ona göre müzik teolojiden hemen sonra gelir: ”Teolojinin dışında  müziğin seviyesine ulaşan hiçbir sanat yoktur.Teoloji gibi müzik de sakin ve mutlu bir ruh hali yaratır, kalbi sevinçle doldurur, şeytanı kovar, masumlara huzur verir ve öfkeyi, tutkuyu ve kibiri yok eder”.

Reformasyon’la birlikte dini müzik kiliseden çıkıp evlere de girmiş ve anaların çocuklarına müzik yoluyla din sevgisi aşılaması öngörülmüş. Bir yandan da müzik okullarda önemli bir eğitim aracı olmuş.

Dinler insanlığın tarihi boyunca müziği ruhsal arınma, tefekkür ve gerçeği kavramanın bir yolu olarak görmüş, Tanrı’yla insan arasında bağ kuran bir araç olarak algılamıştır. 

Bu bağlamda Ortaçağ’da yükselen Tasavvuf ve Kabbala gibi mistik akımlarda müziğin merkez bir rol üstlendiğini görüyoruz. Kabbala’da (Yahudi mistisizmi) müziğin kullanımı, geleneksel Yahudi müziğinden bir hayli ayrılır. Kabbalacılara göre müzik insandaki ruhani cevherin ortaya çıkıp gelişmesini sağlar. İnsan müzik sayesinde sonsuzluk duygusuyla bilinmeyene doğru yol alır ve evrenle bütünleşir.  

Hıristiyanlıkta olduğu gibi İslam’da da müziğin iki kanalda ilerlediğini görüyoruz: cami müziği ve tasavvuf müziği. 

Cami müziğinde çalgı yoktur, yalnızca sesle icra edilir. Bunların en çok bilineni ezan (birçok makamda söylenir), salat, mevlit ve miraciyedir. 

Tarikatlara ait dergah, tekke ve zaviyelerde gelişen tasavvuf müziğinin ayırt edici özelliği ney, kudüm, keman, ud ve rebab gibi çalgılarla icra edilmesidir. Müziğin yanı sıra raks da ibadette tamamlayıcı bir ögedir. 

Muhafazakar Müslümanlar bugün hâlâ müziğin yasak olduğunu söylerler. Onlara göre müzik düşünceleri Allah’tan uzaklaştırır, insanı ahlaksızlığa yöneltir. Kuran’da olmayan bu yasağı çeşitli hadisleri yorumlayarak ileri sürerler. Bunların karşıtları da Muhammed’in müziği çok sevdiğini, dostlarıyla birlikte şarkı söylediğini iddia ederler ve hadislerde açık bir yasak ifadesi olduğunu reddederler.

Mevlana yüzlerce yıl önce söylemiş: “Allah’a götüren birçok yol vardır. Ben müzik ve semahı seçtim”.

Günümüzde müziğin öğrenimi kolaylaştırdığı, güven duygusunu artırdığı ve belleği güçlendirdiği biliniyor. Bu nedenle dini mesaj vermek için olduğu kadar insanları barış, doğayı korumak, adaletsizliklere karşı çıkmak gibi çeşitli ortak konularda birleştirmek için de kullanılır. 

Müzik psikologlarına göre insan sağlığıyla bir gün boyunca yaşanan pozitif ve negatif duyguların yoğunluğu arasında doğrudan bir bağlantı var. Dini ya da dünyevi olsun, müzik bu pozitif duyguların en önemli kaynağı. 

Atasözü boşuna söylenmemiş: Müzik ruhun gıdasıdır!

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.