Schubert ve liedleri

Uzmanlara göre Bach, Mozart ve Beethoven müziğin üç büyük devidir. Bunların da en büyüğü Bach’tır. İkincilik ünvanı tartışmalıdır. Kimi uzmanlar Mozart’ı, kimileri de Beethoven’i ikinci büyük dev olarak gösterirler.  

Bu besteciler büyük ve görkemli eserler verdikleri için devleşmişlerdir. Franz Schubert ise küçük bestelerin devidir. Ama devdir! Hemen onların arkasından gelir. Tarihe “küçük formatın büyük ustası” olarak geçecektir. Onun yaratıcılık alanı liedlerdir, yani şarkılar. Bu alanda gelmiş geçmiş en büyük odur. 

Hayatı çok kısa oldu. Yalnızca 31 yıl (1797-1828). Bir yıldız gibi, ama arkasında hâlâ müthiş ışıltılar bırakan bir yıldız gibi geldi geçti. 

Gretchen am Spinnrade’yi 1814 ekiminde bir öğleden sonra 17 yaşındayken besteledi. 

Der Erlkönig’i ertesi yıl yine bir öğle sonrası birkaç dakika içinde besteledi. 

Bu iki bestesi, klasik müziğin en önde gelen şarkılarıdır. Lizst, bunlar için “Gelmiş geçmiş en şiirsel şarkılar” diyecektir.

Schubert Viyana’da yaşadı ve öldü. Viyana’da yaşamak, dünyanın merkezinde yaşamaktı. Viyana 250 bin nüfusuyla Paris ve Londra’dan sonra Avrupa’nın en büyük şehriydi. Avrupa müziğinin nabzı orada atıyordu.  

İlk müzik derslerini Viyana’nın bir banliyösünde öğretmenlik yapan babasından aldı. Kısa zamanda piyano ve violin çalmasını öğrendi. Güzel sesliydi. 12 yaşında kraliyet koro okuluna alındı. Burada Latince, Yunanca, matematik, tarih ve doğa bilimleri okudu. Mozart, Beethoven ve Brahms’ın aldıklarından çok daha yüksek bir eğitim düzeyidir bu.  

17 yaşındayken Viyana’da öğretmen oldu. Ancak bir yıl sonra üçüncü senfonisini de besteleyince öğretmenliği bırakacak ve hayatının geri kalan kısmında besteler yapacak ve zamanını bohem arkadaşlarıyla geçirecektir. Şairler, ressamlar, besteciler ve tiyatroculardan oluşan bu çevre Beethoven ve Haydn’ın için çok yabancı bir dünyadır. 

Ancak bu bohemler için hayat her zaman şarap, kadınlar ve şarkılar değildir. Çeşitli yerlerde buluşuyorlardı ve her biri kendi sanatından örnekler sergiliyordu. Merkezde hep Schubert vardı. Onun piyanosu eşliğinde şiirler, şarkılar söyleniyor, tiyatro gösterileri yapılıyordu. Bu buluşmalara Schubertiad, katılanlara da Schubertian deniyordu. Taşkınlık yapılmayan, mütevazi toplantılardı bunlar. 

Schubert, bu dünya metropolünde göze batmadan yaşıyordu. Kısa boylu (157 cm), kvırcık saçlı, tombul yanaklı olan bu küçük adamın özel hayatında dramatik olaylar yoktu ama yaşadığı dönemin Avrupa’sı siyasi çalkantılarla doluydu. 

Beethoven bu sancılı dünyayı daha 1794’te ironiyle şöyle tanımlamıştı: ”Bir devrimin patlayacağı söyleniyor. Ama Avusturyalılar esmer bira ve sosisleri olduğu sürece devrim yapmazlar”. 

Schubert daha sekiz yaşındayken Napolyon Viyana’yı kuşattı ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu Austerlitz’de yendi. 1813 yılında  Leipzig’de savaşı kaybedince Napolyon’un sonu başladı. 

Avrupa’nın siyasal haritasını ve güç dengelerini yeniden belirleyen ünlü Viyana Kongresi’nin yapıldığı 1814-1815 yıllarında Schubert 17-18 yaşlarındaydı. 

Kongre sonrasında başbakanı Metternich, Avusturya’da tam bir baskıcı rejim kurdu. Kitaplar, tiyatro oyunları, mektuplar sansüre uğradı. Seyahatler kontrol edildi. 

Schubertianlar ve bütün sanat dünyası özgürlükten yoksundu artık ve hapis ve ölüm korkusuyla yaşıyordu. Schubert’in yakın çevresinde hapise atılanlar ve intihar edenler oldu. Kendisi de yakalanan dostu Johann Senn’in serbest bırakılması için gösteri yaparken polis tarafından kısa bir süreliğine gözaltına alındı.

Bu dönemdeki ruh halini kendisi açıklıyor: “Neşeli müzik var mı gerçekten? Benim bildiğim kadarıyla yok”. 

Onun “Bitmemiş Senfoni”sine Meternich’in yarattığı karamsarlığın yansıdığı söylenir. Bu müziğin hemen her cümlesi tasa ve kederle yüklüdür. Senfoniyi söyleyeceği fazlaca bir şey kalmadığı için bitirmediği rivayet edilir.

Schubert önde gelen diğer besteciler gibi orkestra yöneticisi ya da bir müzik enstrümanı virtiözü değildi. O bir şairdi. Başka bir deyişle, şiirin ruhunu müzikle kaynaştırarak ölümsüzleştiren bir yeteneğe sahipti. 

600 civarındaki liedleriyle sade, hoş, huzur ve keyif verici, büyüleyici ve melankolik melodiler yaratmıştı. 

Schubert’in müziği Mozart, Haydn ve Beethoven’in klasizmiyle Chopin, Schumann ve Lizst’in romantizmi arasında bir köprü olarak kabul edilir. Senfoni, yaylı kvartetler ve sonatlar gibi eski temel formlarla çalışmıştır ama bunları kendi duygu dünyasına göre yeniden biçimlendirip kendinden önceki bestecilerin hiçbirinde görülmeyecek şekilde daha lirik hale getirmiştir. 

Gerçek bir Mozart hayranıdır. Güncesine düştüğü bir notta onun hakkında şöyle diyecektir: “Pırıl pırıl bir gün. Anısını bütün hayatım boyunca taşıyacağım. Uzaklardan gelen Mozart’ın büyüleyici tonları hâlâ içimde yankılanıyor... Zamanın hiçbir anı ve hiçbir olay içimdeki bu güzel tınıları yok edemez. İç dünyamızı sonsuza kadar etkileyecektir bu tınılar. Ah! Mozart, daha iyi ve daha aydınlık bir hayat için ruhumuza ne kadar çok ve sınırsız izlenim kazıdın!”

Schubert ölümsüz liedleriyle Alman romantizmini en üst noktaya ulaştırma onuruna kavuşmuştur. Melodiyi strüktürde, şiirin özü ve duyguyu sübtil bir piyano eşliğinde eritmiştir. Böylece şarkıyı mükemmel bir sanat eseri haline getirmiştir. Onun liedlerini Schumann, Brahms, Hugo Wolf ve daha sonra Gustav Mahler izleyecektir.

En ünlü liedlerini “şarkı dizileri” denilen 14, 20, 24 parçadan oluşan birkaç “paket” halinde toplamıştır. Bu paketlerde genellikle aynı şairin şiirleri yer alır. Bunların arasında en ünlü olanları “Die Schöne Müllerin-Güzel Değirmenci” ve Die Winterreise-Kış Yolculuğu” adlı olanlarıdır. İki paketteki şiirler de Wilhelm Müller’e aittir ve bunlar literatürdeki en önde gelen şarkı dizileri olarak kabul edilir. 

“Die Schöne Müllerin”i 26 yaşındayken 1823’te bestelemiştir. Bu şarkılar umut, özlem ve trajediyi yansıtır. Rastladığı güzel değirmenci kızın aşkını ararken ölümü bulan genci anlatır. 

Schubert’in tek şarkıları arasında Goethe’den on şiir vardır. Bunların ikisi başta belirtilen “Gretchen am Spinnrade” ve “Der Erlkönig”dir. Birincisinde Faust’un terk ettiği mutsuz kızın öyküsü vardır. İkincisiyse oğlu kucağında at sürerek ölümden kaçmaya çalışan bir babanın trajedisini anlatır. 

“Ave Maria” ve “Was ist Sylvia” şarkılarının sözlerini ise Shakespeare’den almıştır.  

Şiiri, melodisi ve güzelliğiyle hayranlık uyandıran dokuz senfoni besteledi.  

İlk üç senfonisini 16-17 yaşlarında yazdı. Uzmanlara göre bunlar “klasiktir, hafif ve pırıltılıdırlar ve gençliğin tazeliğini yansıtırlar”. Ama anıtsal eserler değildirler. Beethoven’in etkisini taşıyan dördüncü senfonisini (trajik) yazdığında daha yirmi yaşında bile değildir. Aslında bunu Beethoven’in görkemli senfonisi Eroica’nın bir versiyonu olarak düşünmüştür. 

Aynı yıl yazdığı beşinci senfonisiyle birlikte artık diğer bestecileri örnek almaktan uzaklaşmış, kendi içsel sesini yansıtmaya başlamıştır. Bu yüzden bu senfoni onun gençlik döneminin en mükemmel eseri olarak bilinir. Canlıdır, ışıklıdır, neşelidir ve tümüyle karamsarlıktan uzaktır.

Altıncı senfonisi, dokuzuncu senfonisinin habercisidir. Bir dizi yenilgiyi ve yeniden güç toplamayı içerir. 

1822’de başladığı sekizinci senfonisini tamamlayamaz. “Bitmemiş Senfoni” de denilen en ünlü senfonisi budur ve bazı otoritelere göre Mozart’ın son üç senfonisiyle eşdeğerdedir. 

Mozart’ınkilerde olduğu gibi Schubert’in senfonilerinde de Beethoven’de görülen dramatik yoğunluk yoktur. Schubert’in Mendelssohn’la birlikte spontane yaratıcılıkta Mozart’ın kıl payı arkasından geldiği kabul edilir. Bu özelliğiyle klasik müziğin en büyük doğal yeteneklerinden sayılır. 

Bazı eleştirmenlere göre dokuzuncu senfonisi en mükemmel olanıdır. Hayatının son yılında (1828), kalan bütün enerjisini kullanarak bitirir bu eserini. Bu senfoniyi bestelerken Beethoven’in dokuzuncu senfonisini düzeyine ulaşmayı hedeflemiştir ve başarmıştır da. 

Schubert aynı yılda sekizi Heine’ın şiirlerinden oluşan şarkılar dizisi “Schwanengesang-Kuğular şarkısı”nı, bir yaylı çalgılar kvinteti, bir oratoryo, bir ayin ve birçok şarkı daha besteleyecektir.

Beethoven dokuzuncu senfonisini ölümünden üç yıl önce, 1824’te  bitirmiştir ve senfoni aynı yıl icra edilmiştir. Schubert’in dokuzuncu senfonisi ise öldükten bir ay sonra icra edilecektir. On yıl kadar unutulan bu senfoni, Schuman tarafından Schubert’in kardeşi Robert’e yaptığı bir ziyaret sırasında bir tomar beste arasında bulunacaktır.  

Schubert kendisini pazarlamayı hiç bilmeyen bir besteciydi. Viyana’nın dışında adını bilen yoktu. Örneğin 1819 sonbaharında şiirlerinden yaptığı üç besteyi Goethe’ye gönderdi. Hiçbir yanıt almadı. 

Dostları Schubertianlarla muhakkak çok mutlu günler geçirdi. Hiçbir zaman varlıklı biri olamadı, ama cömertti. Hiç evlenmedi. Genellikle dostlarının evlerinde yaşadı. Son on yılında 16 ayrı evde oturarak Beethoven’in rekorunu kırdı (Beethoven 35 yılda 44 ayrı evde oturmuştu).

Ama müthiş üretkendi. Schubert o kısa ömründe olağanüstü üretti. 600’ün üzerindeki liedleri, senfonileri, operaları, orkestra eserleri, piyano müzikleri, oda müziği, ayinleri ve oratoryalarıyla 1000 civarında eser verdi. 

20’den fazla yaylı çalgılar kvarteti ve çok sayıda piyano üçlüsü yazmıştır. Bunların arasında B-dur opus 99 için Schuman “Yalnızca biricik bir an, hayatın bütün tasalarını sona erdirir ve dünya yeniden taze ve ışıklı olur” diyecektir. 

Oda müziği C-dur opus 163 kvinteti ise kimi uzmanlarca Schubert’in en büyük bestesi olarak kabul edilir. 

Birçok piyano sonatı arasında a-moll D784 ve son yılında bestelediği D958, 959, 960 nerdeyse kult statüsüne ulaşmıştır.

Daha küçük piyano eserlerinden Moment Musicaux (op. 94) ve Impromptus (op. 90 ve 142) Chopin’in en iyi eserleri kadar sevilen bestelerdir.

Ancak onun sıradan dinleyicilerinin favorisi 20 yaşındayken yaylı çalgılar ve piyano için bestelediği “Die Forelle-Alabalık” kvintetidir. 

Schubert Beethoven’e hayrandı. Onun cenaze töreninde meşale taşıyanlardan biri de oydu.

Bir sene sonra kendisi ölecek ve vasiyeti üzerine Beethoven’in yanına gömülecekti. 

Schubert’in ölüm haberi geldiğinde Schuman bütün gece ağlayacaktı.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.