Gonul Tol
Kas 23 2017

‘Eli iyice zayıflamış olan Ankara, en ufak bir krizde...'

Türkiye ve NATO arasındaki gerginlik, Ankara’nın Rusya’dan S-400 füze savunma sisteminin alımının tamamlandığını açıklamasının ardından arttı. NATO'nun Norveç'te düzenlenen tatbikatında, Atatürk ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın düşman hedefler arasına konulması ise gerginliği yepyeni bir boyuta getirdi.

AKP’den CHP, MHP ve HDP’ye bütün partiler olayı sert bir dille kınadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Topçu daha da ileri gidip Türkiye’nin NATO’dan çıkması gerektiğini söyledi.

Amerika’nın YPG ile yürüttüğü işbirliği, Fethullah Gülen’in iadesi konusunda takındığı tutum, Avrupa ülkelerinin Türkiye’nin darbe teşebbüsünün ardından yaşadığı güvenlik kaygılarını anlamadığı algısı Türkiye’nin Batı’ya duyduğu güvensizliği artırmıştı.

Bırakın Batı’yı bir güvenlik müttefiki olarak görmeyi, Türkiye Batı’yı bir güvenlik tehdidi olarak nitelendirmeye başladı. Türkiye’nin Batı ile ikircikli ilişkisi elbette yeni değil fakat son yıllarda yaşanan gelişmeler bu ilişkiyi çok daha karmaşık hale getirdi.

Böyle bir konjonktürde Türkiye’nin Batı’nın güvenlik şemsiyesinden çıkıp Rusya ile yakınlaşması gerektiğini savunanların sesi yükseldi. Yapılan kamuoyu araştırmaları Türkiye kamuoyunun da Batı’yı Rusya’dan çok daha büyük bir güvenlik tehdidi olarak gördüğünü açığa çıkarıyor. Oysa Rusya hem tarihi olarak hem de son yıllarda attığı adımlarla Türkiye’nin güvenliğini Batı’dan çok daha fazla tehdit ediyor.

Amerika’nın Suriye’deki çatışmanın başlamasının ardından YPG ile kurduğu ittifak kuşkusuz Türkiye’nin PKK ile mücadelesini güçleştirdi. Fakat Rusya’nın PKK ile ilişkisi çok daha uzun bir geçmişe dayanıyor. Dolayısıyla Rusya PKK siyaseti nedeniyle Amerika’dan daha uzun zamandır Türkiye için bir tehdit arz ediyor.

Bırakın YPG ile ittifak halinde olmayı, Rusya, Avrupa Birliği ve Amerika’nın terörist örgüt olarak tanıdığı PKK’yı bir terör örgütü olarak görmüyor. Ve 2005 yılında Putin ve Erdoğan Çeçenistan ve Kürtler konusunda birbirlerinin hassasiyetlerine saygı gösterme kararı alıncaya dek Rusya PKK’yı Türkiye’ye karşı kullandı.

Rusya bugün de YPG ile ittifak halinde. YPG’yi en az Amerika kadar destekliyor. Hatta Amerika Suriyeli Kürtlerle ilişkisinin askeri niteliğini vurgulamak için ‘bizim işbirliğimiz sadece askeri kanat olan YPG ile, siyasi kanat PYD ile ilişkimiz yok’ derken, Rusya hem YPG hem de PYD’yi Soçi’de Suriye’nin geleceğinin konuşulacağı toplantıya davet etmek istiyor. Yani Rusya PYD’nin siyasi projesini destekliyor, ki Ankara bu projeyi YPG’nin askeri tehdidinden daha ciddi bir tehdit olarak görüyor.

Rusya’nın Kürt siyaseti Irak’ta da Türkiye’ninkiyle çelişiyor. Amerika Iraklı Kürtlerin referandumuna şiddetle karşı çıkarken Rusya Kürtlerin kendi kaderini uluslararası hukuk çerçevesinde tayin hakkını desteklediğini söyledi.

Ayrıca Türkiye’nin yakın zamana kadar Rusya’nın Suriye siyasetinden duyduğu rahatsızlığı unutmamak lazım. Rusya 2015 yılında Suriye’deki askeri varlığını artırdığında Ankara’nın duyduğu güvenlik kaygılarını hatırlayalım. Jet krizinden hemen önce Suriye sınırındaki Rus uçakları defalarca Türk hava sahasını ihlal etmiş ve bu nedenle Rusya defalarca Türkiye tarafından ikaz edilmişti. O dönem Türkiye Rusya tehdidine karşı NATO müttefiklerinin yardımını talep etmişti.

Rus uçağı Türkiye tarafından düşürüldükten sonra ikili ilişkiler dibe vurmuş, Rusya ekonomik yaptırımların yanı sıra S-400 füzelerini Suriye’ye konuşlandırmıştı. Bütün bunlar Türkiye’nin Rusya’ya dair tehdit algısının tavan yapmasına neden olmuştu.

Batı’nın Türkiye’de konuşlu bulunan Patriot füzelerini çekme kararının ardından Rusya’ya karşı duyulan endişe artmış, Türkiye NATO müttefiklerinden Rusya’ya karşı yardım istemişti. NATO bunun üzerine Türkiye’ye yönelik ek savunma önlemlerini devreye soktu.  İspanya’nın Türkiye’deki mevcut bataryayı bölgede tutmayı sürdürmesi, buna ek olarak İtalya’nın SAMP-T füze savunma sistemlerini ve erken uyarı uçağı AWACS gönderilmesi kararı alındı.

Yani Türkiye çok değil bir yıl öncesine kadar Rusya’dan gelecek askeri tehditten öylesine korkuyordu ki NATO’dan ek güvenlik önlemleri talep etti. Bugün ise aynı Türkiye NATO’dan çıkıp Rusya ile ittifaka girmekten bahsediyor.

NATO-Türkiye ilişkileri gerilmiş, taraflar arasındaki güven sarsılmış olabilir. Fakat NATO’nun Türkiye’ye Rusya’dan daha büyük bir tehdit oluşturduğunu ve bu nedenle de NATO’dan çıkıp Rusya ile stratejik bir ittifaka girmek gerektiğini savunmak gerçekçi değil. Bu tavır hem ikili ilişkilerdeki çok ciddi sorunları hem de Rusya karşısında Türkiye’nin elinin ne kadar zayıf olduğu gerçeğini görmezden geliyor.

Rusya ile Türkiye arasında Kürt meselesinden, Güney Kafkasya’ya, Ukrayna ve Kırım’a pek çok konuda ciddi anlaşmazlıklar ve çıkar çatışmaları var. Üstelik çıkarlar çatıştığında Rusya ticaret de dahil herşeyi Türkiye’ye karşı tehdit olarak kullanmaktan çekinmiyor. Hem jet krizinin ardından Rusya’nın dayattığı yaptırımlar hem de 2008 Gürcistan savaşında Rusya’nın Türkiye’yi Amerikan gemilerini Karadeniz’den çıkarmaya zorlamak için Türk tırlarını kapıda bekletmesi bu kadar çabuk unutulmuş olamaz.

Enerji ve ticaret alanında bu kadar Rusya’ya bağımlıyken, Suriye politikası tamamen Rusya’nın insafına bırakılmışken ve üstelik kısa bir zaman önce Rusya’dan korkudan NATO’nun kapısını Patriotlar konusunda aşındırılırken, bir de askeri olarak Rusya’ya bağımlı hale gelmek Türkiye’nin elini kolunu iyice bağlar. En ufak bir krizde Ankara’yı Rusya karşısında kıpırdayamaz hale getirir. Türkiye’nin Batı’nın güvenlik şemsiyesine ihtiyacı var. Hiçbirşey için olmasa dahi Rusya karşısında elini güçlendirebilmek için.

Ankara’daki karar vericilerin bu gerçeği görmediğini düşünmüyorum.