Tim Lowell
Ara 30 2017

'Erdoğan göreve geldiğinden beri ihtilal önlemleri alıyor'

 

Türkiye’nin NATO’yla olan kurumsal bağları daha kopmadı, ama Atlantik Konseyi’ndeki kıdemli ortaklardan birinin Ahval’e yaptığı açklamaya göre, ittifakın içindeki Batılı ülkeler, Türkiye’nin artık kendileriyle aynı değerleri paylaşmadığını düşündüklerini açıkça ifade ediyorlar.

Araştırma konusu ABD-Türkiye ilişkilerini , Türk dış politikalarını , Suriye’yle anlaşmazlık, silahlanmanın önlenmesi, ve İran nükleer programını içeren Aaron Stein, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın nükleer enerjiye olan ilgisinin, nükleer silah arzusundan kaynaklanabileceği korkularını bertaraf etti.

Türkiye’nin Suriye meselesiyle ilgisinde, herhangi bir pozitif yön görüyor musun?

Ankara’nın perspektifinden, kesinlikle pozitif. Suriye Demokratik Güçler’inin (SDG) Al Bab’a ilerleme tehdidi gerçekti. Türk hükümetinin, sınırın tamamını  SDG / YPG‘nin ele geçireceği doğrultusundaki paranoyasının bazı haklı gerekçeleri vardı.

Geçmişe baktığımızda, IŞİD’in sınır kasabaları üzerindeki kontrolü zayıftı, bu yüzden SDG bölgesinin tüm Türkiye sınırını kapsamaması, çok geniş hayalgücü gerektiren bir durum değil. Bu dar ve güvenlik odaklı zihnin perspektifden bakıldığında, Türkiye’nin görevi bir başarı olmak görmesini anlayabilirsiniz.

Şimdi durup resmin biraz dışına çıkarsanız, dağılmış bir Türk ordusu ve politik hedefler var:

Askeri hedef, Şam’dan bağımsız ve tamamen Türkiye’ye bağlı  işleyecek kuruluşlar oluşturarak bölgede barış ve güvenlik sağlamak. Fakat politik tarafta ise Türkiye, Kürtler tarafından yönetilen bir oluşuma kapıyı açılırsa korkusuyla, Suriye devletini birlik ve beraberlik içinde tutmaya söz verdi. İleride neler olacağını göreceğiz, ama bu kolayca çözülemeyecek siyasi bir düğüm.

Bu durumda, Türk ordusunun geçen yılki başarısız ihtilal girişiminden sonraki temizliğin ardından ayağa kalktığını çıkarabilir miyiz?

Türk ordusu bir kara kutu, ama göreblidiğim kadarıyla, bu temizlik ordunun hazır bulunma kapasitesini ciddi şekilde sarstı. Hava Kuvvetleri bunun en bariz örneği, ama burada çok net olmak isterim: Fırat Kalkanı sırasındaki performans iyi değildi. Ciddi sorunlar oldu. Bunun, temizlikle alakası olmayabilir, ama Türk basınında yazılanlar, Al Bab’da olanlarla çelişiyor.

Ordunun, 2017 yılı süresince sivil hükümet üzerinde belirgin bir etkisi var mıydı? 

Tam tersi diyebilirim. Sivil hükümet, Türk ordusunun oluşumuna uymayan politikalar öne sürüyor. Bunun en bariz örneği S-400. Bu, Türk ordusuyla ve onun savaş tarzıyla uyuşmayan bir sistem. Bir de Avrasyacılar tartışması var, tabii ki, bir grup subayın Türkiye’yi Rusya’ya doğru ittiği senaryosu.

Bu doğru olabilir. Bilmiyorum, bu konu kara kutunun karanlık köşesinde kalıyor. Ama bence bunlar daha çok, Erdoğan’ın kendini korumak için yaptığı, ileri-geri hareketler. Sürpriz değil: Erdoğan, göreve geldiğinden beri ihtilal önlemleri alıyor.

Önce Gülencilerle, şimdi de belki Avrasyacılarladır. Bu arada hepimizin, Erdoğan politikalarına karar vermeden önce nereden bilgi aldığını öğrenmemiz gerekiyor. Eğer bürokrasi dağılırsa, ki Türkiye’de olan tam olarak da bu, liderler yanılabilirler ve manipülasyona açıktırlar. 

Eğer Avrasyacıların istediği gibi olursa ve Türkiye’yi NATO’dan uzaklaştırırlarsa, Rusya’yla uzun dönem güvenli bir işbirliği kurulabilir mi, yoksa bu sadece borulardan ibaret bir hayal mi?

Bence borulardan ibaret bir hayal. Türkiye’nin NATO’dan ayrılmak istediğini sanmıyorum, veya Avrasyacıların bu kadar etkili olduğunu. Bana söylenen her şey hala işleyen ilişkilerinin yerinde olduğu ve insanların iletişim içinde olduğu yönünde.

Türk politikacılar hala, Batı’nın, -bir takım karanlık güçlerden korktukları için- Erdoğan’ı öldürmek istediği fikrini geliştirmeye devam etse bile… Ama asıl tehlike, politikaların uygulanabilirliğin önüne geçmesi ve S-400 gibi aptal bir kararın ABD’den hızlıca tepki alması.

Unutmayın, ABD yaptırımlarının amacı Başkan Donald Trump’ın elini kolunu bağlayıp onun Rusya’ya  tek taraflı ödün vermesini önlemekti: Konu hiçbir zaman Türkiye olmadı. Ama belki de, Türkiye test edilen ilk vaka olabilir. Sonucu istenmeyen bir kırılma olacaktır. 

Ayrıca Türkiye’nin daha büyük bir sorunu var: İttfaktaki Batıılı ülkeler açıkça Türkiye’nin kendileriyle ortak değerler paylaşmadığını söylüyorlar. Ve Ankara’nın bunu ciddiye alması gerekir, diğer türlü aldığı risk müttefiksiz kalıp rüzgarda savrulmak olur.

NATO’nun kendine ait benzersiz politiikaları var, ama bu fikrin etrafında bir amaç birliği ve yenilenen bir motivasyon var…

Sonra da Türkiye var. Göğsünü gere gere Rus savunma sistemi alma ihtimalini açıklıyor. Konuştuğum hiçbir NATO hükümeti Türkiye’nin neden bu sistemi aldığını anlamıyor ya da Rusların, NATO’nun en yeni jeti F-35 hakkında bilgi edinmesini.

Ve bu zeminde, bir tarafta ihtilal sonrası ayrı düşme hali var ve öte yandan diğer tüm zırvalıklar da devam ediyor: Almanya’daki DIB casus davası, Hollandalılara Nazi demek , vs vs…

Ayrıca bir de 15 Temmuz’dan (2016’daki ihtilal girişimi) beri Türkiye’de kanun ve yasaların tamamen hiçe sayılması korkusu var. Ve sonunda, temizleme Türk ordusunun hazır bulunma kabiliyetini düşürdü, hem de müttefikler için bir önemli bir zamanda.

2018’de ABD ile Tükiye’nin arasını açmak için daha da önemli sebepler olabilir. Bunlardan herhangi bir tanesi Türkiye’nin bir noktada müttefiklerle yolunu ayırmasına neden olur mu? 


Hiçkimse Türkiye’yi NATO’dan atmayacak. Türkiye’nin kendisi NATO’dan ayrılma kararı alması gerekir. Bu Ankara’da alınabilecek bir karar, başka herhangi bir yerde değil. Bence pek ihtimal yok, ama Erdoğan’ın zihnini okuyamam.

Uyarı sinyalleri görüyorum. S-400’ler çok büyük bir karar. Ama daha başkaları da var: Türkiye’nin askeri malzemesi bittiği zaman, ABD’den tedarik etmesi gerektiğinde ve Kongre ayağa kalktığında ne olacak?  

Ya Washington veya New York’ta başka bir dövüş daha olursa? ABD diplomatları Türkiye’de güvende mi? İyileşmeye giden yol üzerinde o kadar çok dikenli tel var ki…  Türkiye’de seçimler 2019’da. Bu rotadan endişeliyim, çünkü dağıldığını görmek istemiyorum.

Bazıları nükleer enerji edinme planının, Türkiye’yi nükleer silahlara biraz daha yaklaştırmak için uygulanan bir plan olduğunu söylüyor. Sizce bu doğru olabilir mi? Eğer olursa kaç yılda ulaşabilir buna?

Bunu okuduğumda gülüyorum. Türkiye bilmeden bomba yapımı konusunda kendi elini kolunu bağlayacak bir yöntem daha icat etti. Öncelikle, Türkiye’nin bomba istediğini sanmıyorum.

Dahası, istese bile, bir sabah Erdoğan uyansa ve bana şunlardan bir tane yapın dese dahi, Akkuyu modeli bunu imkansız hale getiriyor. Reaktör Rus yapımı olacak, sahibi Ruslar olacak ve Ruslar tarafından işletilecek.

Yakıt Rusya’da yapılıp reaktörde yakıldıktan sonra tekrar Rusya’ya gönderilecek. Türkiye, zamanla, sırlanmış atık dedikleri şeyi geri alacak, onun da çok uzun süre yerin altında gömülü kalması gerekiyor ki, o kadar uzun süre sonra onu tekrar kazıp çıkaracak insan kalmaz etrafta.

Eğer Türkiye bomba istiyorsa, gizlice farklı tesisler inşa etmesi gerekecek ve tüm dünyaya, kendi rızasıyla imzaladığı tüm bu anlaşmaları ihlal ettiğini açıklayacak.

Türkiye NATO’nun bir üyesi. İttifak tarafından koruma altında. NATO’nun nükleer görevinde yer alıyor. Bu çöpe atmak için fazla değerli.