Oca 25 2018

Judy soruyor: Türkiye NATO’ya zarar mı veriyor?

 

Afrin operasyonu, Türkiye'nin NATO müttefiklerini görmezden gelerek 'başına buyruk' hareket ettiği iddialarını güçlendiren bir olay olarak değerlendiriliyor.

Kimi yorumlarda Türkiye'nin bugüne kadarki ittifaktan kopuk adımlarına yeteri ölçüde tepki gösterilmemesinin mevcut tabloyu yarattığı belirtiliyor. 

Carnegie Europe'da konuyla ilgili çeşitli akademisyen ve uzmanların görüşlerine yer verilen yazıda, Türkiye'nin halihazırdaki tutumuyla NATO'ya zarar verip verilmediği sorgulanıyor ve 'evet' yanıtı veriliyor.

Ian Bond – Avrupa Reform Merkezi dış politika müdürü

Türk ordusu Afrin’de ABD destekli Suriyeli-Kürt milislere karşı bir kara harekatı başlattı. Başka bir deyimle, Türkiye dolaylı olarak bir NATO müttefiğine saldırıyor. Bunu Rusya desteğiyle yapıyor zira Rusya bölgenin hava hakimi – 2015’te yaşanan krizden sonra iki ülke arasında yaşanan barışma çabalarının sonucu.

Batılı ülkeler Ankara’ya karşı ürkek bir biçimde baskı yapmaya çalıştı. Fransa tarafından organize edilen bir BM acil durum toplantısı kapalı kapılar ardında yapıldı.

Türkiye’yi yaptıklarından dolayı kamuoyu önünde kınamadılar. Ayrıca Türkiye’nin son yıllarda tekrar tekrar yaptığı insan hakkı ihlalleri de Batılı müttefikleri tarafından yeterince kınanmadı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a temelde ne isterse yapma hakkı verildi, çünkü Ankara’nın NATO müttfefiklerinin (AB’yi saymazsak) görmezden geleceğini biliyor.

Söz konusu sorumsuz davranış biçimi sadece NATO’ya zarar vermekle kalmıyor, tüm Batı dünyasının değerlerini de baltalıyor. Temel haklara duyulan saygı Batı’nın son iki on yıllık savaşlarının sebebi olmuştur ve yakında verilen zarar tamir edilemeyecek seviyeye ulaşacak. 

Türkiye NATO’ya giderek daha fazla zarar veriyor. YPG’nin Türkiye’deki terör örgütü PKK ile olan ilişkileri göz önüne alındığında Ankara ABD’nin Suriye’deki Kürt YPG milislerini desteklemesi konusunda endişeli olmakta haklı; ancak müttefik güvenlik güçleri Suriye’de sözde “IŞİD”’e karşı devamlı savaşacak ve belki kazanabilecek olan tek güce Türkiye’nin saldırmasından bir fayda sağlayamaz.

YPG’nin yenilgisinden sadece Esad ve IŞİD çıkar sağlar. Ve Türkiye’nin Suriye’de yaptıkları en azından açıklanabilir olsa bile, Erdoğan uzun menzilli bir hava savunma sistemini neden

NATO müttefiklerinden almak yerine Rusya’dan almayı tercih etti?

Bu ittifakın bitmesi güneydoğu cephesinde ciddi bir boşluğa yol açacak. Fakat Türkiye’nin demokrasi ve hukuktan uzaklaşan tavrı, bu ittifakı herhangi kişilerin ilişkilerinden çok temelinden zedeliyor. On yıldan uzun süredir Türkiye’yi “kısmen özgür” olarak derecelendiren Freedom House, bu sene ilk defa “Özgürlük yok” derecesini verdi. 

Soğuk savaş döneminde NATO sabırlı davrandı ve müttefik ülkelerdeki otoriter rejimlere göz yumdu (Türkiye dahil). Günümüzdeyse, ortak demoktratik değerler NATO’yu bir arada tutuyor. Türkiye’nin davranışları bu birliği riske sokuyor. 

Kristian Brakel – İstanbul Heinrich-Böll-Derneği Başkanı

Türkiye’nin son dönemdeki gerilimi tırmandırma politikası kesinlikle NATO’nun birlikteliğine zarar verdi ve Afrin operasyonu bu uçurumu daha da genişletebilir. Türkiye’nin bu son hamlesi ne kadar mantıksız olsa da sürpriz değil.

ABD’nin Türkiye’nin Suriye sınırındaki haklı güvenlik endişelerini Afrin operasyonundan sonra ciddiye alması yeterli değil. Hata yapmayalım: Türkiye’nin bir çok hatası var – bunların en büyüğü de Kürt sorununu barışçıl şekilde çözmemesi.

Böyle bir çözüm, Suriye’deki Kürt YPG ile ülkenin itibarını koruyacak bir anlaşma anlamına gelebilirdi. Ancak Washington ile Ankara’nın tek bir ortak noktası varsa o da Suriye hakkındaki yanlış hesaplanmış politikaları ve bunun sonucu olarak elimizde var olan durum. 

Şu anda hem ABD hem Türkiye daha büyük bir soruyla karşı karşıya: Suriye’deki uzun vadeli hedefleri ulaşılabilir mi? Türkler için bu saldırı ülke içinde güvenlik riskleri doğuruyor (Türkiye’nin büyük şehirlerinde PKK saldırıları 2016’dan beri durmuştu ama şimdi geri dönebilir); aynı zamanda Moskova’nın NATO’yu bölme amacına da hizmet ediyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündemi güçlü bir varlığını sürdürme içgüdüsü ve paranoya ile besleniyor olabilir ama onun yakın çevresi dışında bile NATO’ya karşı şüpheler oldukça kuvvetli. Alternatif müttefikler bulmak için sebep yaratmak çok zor değil. Türkiye öyle bir noktaya geldi ki, hükümet ülkenin bağımsızlığını korumak için gibi düşünerek NATO’ya zarar verme riskini alabilir, sonuçları çok ağır olacak olsa da. 

Heather Conley – CSIS Avrupa Programı Müdürü ve Avrupa, Avrasya ve Kutup Bölgesi Kıdemi Başkan Yardımcısı

NATO’nun demokratik prensiplerini ve kurumlarını hafife alan herhangi bir üyesi bu ittifaka zarar veriyor demektir. Tüm NATO üyeleri 1949 Washington Antlaşmasına imza atmıştır ve bu anlaşmanın girizgahında tüm üyelerin “…özgürlüğü, ortak mirasımızı, uygarlığı ve insanları, demokrasi temellerine, kişisel özgürlüklere ve hukukun egemenliğini” korumakla yükümlü olduğu yazmaktadır. 
NATO’yu sadece askeri operasyonlarınan biliyor olsak da, NATO aslında temelinde demokratik prensipler bulunan bir siyasi-askeri ittifak. Türkiye son yıllarda demokratik yönetimini o kadar köreltti ki, bağımsız bir ABD örgütü olan Freedom House ülkenin notunu “özgür değil” olarak değiştirdi.

Ne yazık ki Türkiye NATO üyeleri arasında bu konuda tek değil ama büyümekte olan bir eğilimin parçası. Polonya, Macaristan ve Romanya da aynı şekilde hukukun bağımsızlığını, kurumların şeffaflığını ve muhalefetin sesini kısıyor; tüm bunlar demokrasinin temel taşları. Bu ülkeler de son derece önemli bu siyasi ittifakın kredibilitesine zarar veriyor. 

Fakat NATO’nun kritik bir üyesi olarak Türkiye’nin Orta Doğu’da yaptığı askeri müdahaleler – Bir Rus uçağını düşürmek ve Irak ile Suriye’ye kendi başına yaptığı saldırılar olsun – Türkiye’nin ulusal güvenliğini giderek daha çok riske atıyor, bu da NATO’yu bölgesel sorunların içinde daha fazla yer almak konusunda riske atıyor. Bu nedenle Türkiy NATO’ya hem siyasi, hem de askeri yönden zarar vermeye devam ediyor. 

Markus Kaim – Uluslararası ve Güvenlik Alman Enstitüsü Kıdemli Üyesi

Durum NATO’yu nasıl bir siyasi-askeri kurum olarak görmenizle ilgili. Türkiye NATO’yu dar tanımlı askeri yönünden zedelemiyor zira Ankara, en azından şu ana kadar, NATO’nun kolektif savunma prensiplerine bağlı. Türk hükümeti müttefikleriyle askeri birliğe ara vermedi, NATO operasyonlarına hala katılıyor ve Türkiye sınırları içinde son derece önemli askeri altyapı sağlamaya devam ediyor. 

Öte yandan, Erdoğan hükümeti bu ittifakın siyasi birlikteliğini ciddi şekilde zarara uğrattı: öncelikle çift taraflı tartışmaları çok taraflı hale getirerek (Alman ve Hollanda hükümetleriyle olduğu gibi) ve bu ülkeleri düşman edinip birlikteliği riske atarak; sonrasında da çok taraflı politika koordinasyonunu görmezden gelip ülkesel çıkarlarını önde tutarak (Suriye ve İran’da olduğu gibi).

Bu durum Batı ile birlikte durulan pozisyonların önüne geçti. Son olarak da Erdoğan siyasetinin yönünü değiştirip, Batı’dan uzaklaşarak Moskova ve Tahran’a yakınlaştı. 

Türkiye bu politikalarına devam ederse bu sadece NATO’nun artık bir işe yaramadığı ve birbirini tanımayan bir arkadaş grubu olduğu algısına katkı sağlayacaktır. Bunu söylemek üzücü fakat Erdoğan bir gün Türkiye’nin NATO’dan ayrıldığını söylerse, pek fazla ülke üzülmeyecektir. 

Julian Lindley – Atlas Antlaşması Derneği Genel Başkan Yardımcısı, Devlet Yönetimi Enstitüsü Kıdemli Üyesi ve Europe Analytica Müdürü

Türkiye NATO’ya zarar veriyor mu. Kürtler gene farklı güçlerin arasında eziliyor. Bu onların her zaman trajedisi oldu ve belki de olmaya devam edecek. Türkiye’nin “teröristlerle” savaşma maskesi altında düzenlediği son anti-Kürt Suriye operasyonu hem yurtiçi istikrar hem de bölgesel jeopolitika ile ilgili.

Ankara güney sınırlarında özerk bir Kürt devletine asla izin vermeyecek, fiilen de olsa yasal da olsa. Buna karşın Suriye’de ABD ile YPG arasındaki anti-IŞİD ittifakı, Kürtlerin belki sonunda bir çeşit “devlet tanımı” ile ödüllendirecekleri anlamına geliyordu. Bölgesel jeopolitikanın cefaları bunun tersini söyledi. 

NATO üyesi Türkiye’nin Putin Rusya’sı ile yakın olduğu bu dönemde, son zamanlarda her şeyi görmezden gelen Batı, bunu da görmezden gelecek. Kürtlerin yaşadığı trajedi, yanlış zamanda yanlış yerde olmalarından kaynaklanıyor ve bitecek gibi görünmüyor. 

Türkiye NATO’ya zarar veriyor mu? Yanlış soru. Türkiye NATO için çok fazla önemli ki zarar verebilsin. Şu anda Kürtler ile Türklerin bir çeşit barışa varmasına yardım etmeyi reddeden Avrupa durumdan sorumlu. Ne yazık ki “Avrupa” sadece küçük veya teorik krizlerle ilgilenmeyi seviyor. 

Jonas Parello-Plesner – Hudson Enstitüsü Kıdemli Politika Üyesi 

Şu anda Amerika Türkiye’nin, IŞİD’e karşı ABD ile savaşan Suriyeli Kürtlere karşı savaşıyla karşı  karşıya. 

Erdoğan’ın ülke içindeki diktatörsel eğilimleriyle birleştirildiğinde, Türkiye’nin bir NATO üyesi olarak durumu hakkında sorular havada uçuşuyor. 

Ama Türkiye’ye çok yüklenmek onu Batı’dan tamamen yabancılaştırabilir. Rusya buna bir alternatif olmaya hazır. Moskova Türkiye’nin Suriye operasyonuna yeşil ışık yaktı ve Ankara’ya bir hava savunma sistemi satmak için hazır. Eğer Türkiye bunu Rusya’ya yakınlaşmak için en iyi seçenek olarak görürse, bu NATO’nun güney cephesini iyice kuvvetsiz hale getirir. 

Şu anda Batılı politikacılar için en çetin ceviz sorun Türkiye’yi NATO’dan ve hatta öteye doğru itmemek ve aynı zamanda ülkenin yapmakta olduğu aşırılıkları engellemek için doğru seviyede baskı uygulayabilmek. 

Julianne Smith – Yeni Amerika Toplumu Merkezi Transatlantic Güvenlik Programı Müdürü

Ben Türkiye’nin kasıtlı olarak NATO’ya zarar vermeye çalıştığına inanmıyorum. NATO içindeki kaynakların ve Türk NATO temsilcisinin söylediğine göre Türkiye’nin operasyonu ittifakın, en azından genel tabiriyle, istikrar ve caydırma politikalarına karşı değil. Ancak şüphesiz ki Türkiye’nin uyguladığı politikaların bazıları NATO birlikteliğine, birlikte hareket etme kabiliyetine ve çözüme üretebilme yeteneğine zarar veriyor. 

Örneğin, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füzeleri satın alma kararı NATO’nun birlikte hareket etme kabiliyetine büyük zarar verdi ve Moskova’yı çok agresif olduğu bu dönemde dışlama politikasını zayıflattı. Türkiye’nin iç politikası da NATO’ya zarar verdi. 2016 yılındaki darbe girişiminden beri Erdoğan yüzlerce gazeteciyi hapse attı ve yargıyı baştan aşağı temizledi.

Bu da NATO birliğinin temelini oluşturan özgür basın, insan hakları ve hukuk egemenliği gibi değerleri görmezden gelmek anlamına geliyor. 

Son olarak, Türkiye’nin Suriye’deki bir Kürt kenti Afrin’e operasyonu, NATO ‘da müttefik olan Türkiye ile ABD’yi karşı karşıya getirdi. Amerika IŞİD’e karşı savaşta Kürtlere güvendi fakat Türkiye onları terörist olarak görüyor.

Bu durumda NATO’nun Suriye’de üzerinde anlaşılmış bir yönde hareket etmesi konusunda gereksiz bir sürtüşmeye neden oluyor. 

Aaron Stein – Rafik Hariri Ortadoğu Merkezi Atlantik Konseyi Daimi Kıdemli Üyesi

Türkiye ve NATO müttefikleri ittifakın siyasi ve askeri yönleri arasında çok keskin bir duvar örmeyi başardı. Siyası açıdan işler her açıdan olması gerektiği gibi. Öte yandan, beraberinde gelen ABD, Almanya ve Hollanda ile yaşanan sorunların da etkisi hissediliyor. 

Askeri açıdan işler çok daha karışık. Türkiye’nin askeri kapasitesinin geçtiğimiz yıl yaşanan başarısız darbe girişimi sonrası görevden almalarla birlikte azaldığı şüphesiz. Bunu en çok hava kuvvetlerinde görebiliyoruz. Ankara aynı zamanda Rusya’ya karşı çok radikal bir tutum geliştirdi. Moskova ile dengeli bir ilişki içinde bulunmak doğru olabilir fakat NATO’nun yeni nesil F-35 uçaklarıyla ilgili veri toplayabilen bir Rus hava savunma sistemi satın almak bambaşka. 

Türkiye ABD’nin YPG’ye verdiği destek ve Suriye’deki genel politikası hakkında hiçe sayılmış gibi hissediyor ama aynı zamanda tuhaf biçimde NATO’yu YPG konusunda sorguladı ki NATO’nun konuyla hiçbir alakası yok. Ankara’nın bu söylemi tamamen iç politikayla alakalı fakat ittifakın da hoşuna gitmedi. Ankara şu anda geçmişte hiç olmadığı kadar hızlı biçimde Batılı müttefikleriyle sorumsuzca davranıyor. 

NATO aslında son derece odaklı ve bir bütün olarak gayet iyi işliyor. Türkiye çemberin dışındakilerden, ama işleri zorlaştırmak için gürültü yapanlardan. Kısa vadede uzlaşma için gerekli dinamikler şu anda ortada görünmüyor.