NATO Zirvesi: 'Tam bir fiyasko, Türkiye eli boş döndü'

NATO Zirvesi'nin sonuçları yorumlanmaya devam ediyor

Konuyu bugün köşesinde yorumlayan Evrensel gazetesi yazarı Yusuf Karataş; yapılan hamasete rağmen Erdoğan'ın zirveden eli boş döndüğünü yazıyor:

"Erdoğan iktidarı, zirve öncesinde NATO’nun Baltık ülkeleri ve Polonya’yı savunma planını kabul etmek için YPG/SDG’nin “terör örgütü” olarak kabul edilmesi şartını öne sürmüştü. Bu talebi kabul görmediği halde Baltık ülkeleri ve Polonya’yı savunma planını kabul etti. Öte yandan S-400 krizini NATO bünyesinde çözme girişimi de başarısızlığa uğradı. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg “Rusya hava savunma sistemi S-400’ün asla NATO’ya entegre edilmeyeceğini” söyledi.

Durum buyken, bu başarısızlığın üstünü örtmeye çalışan iktidar yanlısı medya organları NATO zirvesinin sonuç bildirgesinde “Terörizm bütün türleri ve tezahürleriyle hepimiz için tehdit olmaya devam ediyor” ifadesinin yer alması üzerinden “İstediğimizi Aldık” manşetlerini atıyor."

NATO zirvesinin sonuçlarına da bakıldığında, Erdoğan iktidarı zirve öncesinde Baltık ülkeleri ve Polonya’yı savunma planını kabul etmek için öne sürdüğü YPG’nin “terör örgütü” olarak kabul edilmesi koşulu kabul edilmediği halde bu planı onaylamak zorunda kaldığını söyleyen Karataş sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Türkiye’deki iktidarın YPG’nin “terör örgütü” olarak kabul edilmesi talebinin reddedilmesinin nedeni de ‘Koalisyon güçleri’nin Kürt hamiliği yapmasından değil, YPG/SDG’nin batılı emperyalistlerin “IŞİD ile mücadele” üzerinden kurdukları bölge (Ortadoğu) stratejisi bakımından oynadığı rolden kaynaklanıyor.

Tam bu noktada Macron’un “Türkiye bizimle birlikte omuz omuza IŞİD’e karşı savaşanlara karşı savaşıyor ve bazen de IŞİD bağlantılı gruplarla birlikte çalışıyor” açıklamasını hatırlatmak gerekiyor."

NATO zirvesini Türkiye açısından değerlendiren akademisyen Erhan Keleşoğlu, Kürt sorununa güvenlikçi yaklaşımın Türkiye’yi hem dış hem de iç siyasette esir aldığına vurgu yapıyor:

"Türkiye’nin dış politikası hem bölgesel anlamda hem de uluslararası anlamda manevra kabiliyetini sınırlıyor. Bu sebeple soruna barışçıl bir yaklaşımla siyasal bir çözüm geliştirilmediği sürece Türkiye, hem bölgesel hem de uluslararası politikalar açısından gitgide yalnızlaşma sürecine girmiş oluyor. Bu bağlamda ittifak geliştirmenin imkanları da kısıtlı bir duruma geliyor. Türkiye’nin Suriye politikası, esas itibarıyla Kürt sorununa endekslenmiş durumda. Rusya ve ABD ile ilişkiler Kürt sorunu üzerinden yani güvenlikçi bir bakış açısı üzerinden kuruluyor. YPG’ye karşılık Baltık savunma planı dayatması tutmadı. Bu, Suriye’de de işlerin kolay olmayacağını gösteriyor. NATO’da Türkiye’nin pozisyonunu savunan kimse yok. Bu da Türkiye’nin manevra imkanını azaltıyor.”

Rusya’dan alınan S-400 hava savunma sistemlerinin Türkiye için önemli bir handikap olduğuna işaret eden Keleşoğlu şu değerlendirmede bulunuyuor:

“S-400’le ilgili NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, ‘NATO’nun entegre sistemine entegre edilmeyecektir’ dedi. Stoltenberg’in ‘Entegre edilmeyecek’ açıklaması S-400’lerin yalnız başına kullanılmayacağı anlamına gelmiyor. Hava savunma sistemleri, esas olarak entegre kullanılması gereken sistemler. Türkiye’de, NATO’nun hava savunma sistemi şemsiyesi altında entegre edildi. Kürecik’te kurulan radar üssü vs. bunlar, NATO’nun hava savunma sisteminin bir parçası. NATO Türkiye’ye diyor ki, ‘Bu S-400’ü aldın ama bunu bizim hava savunma sistemine entegre edemeyeceksin.’ Ve bunu ‘hoş karşılamıyoruz’ diyor. ABD ise ‘hoş karşılamıyoruz’un ötesinde, ‘Rusya’dan herhangi bir şekilde, silah sistemi alımını biz yaptırımlara bağlıyoruz. NATO üyesi olsun ya da olmasın’ diyor.”

İYİ Parti Milli Güvenlik Politikaları Başkanı ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray da, NATO zirvesini 'tam bir fiyasko' olarak yorumlayanlardan:

"NATO, sayın Cumhurbaşkanını veto kartını masaya sürmesine yol açan YPG Terörü karşı NATO desteği talebini, “Terörizmin tüm türleri hepimiz için tehdit olmaya devam ediyor” cümlesiyle geçiştirmiştir. Ayrıca sözcüler tarafından YPG konusunun hiçbir şekilde gündeme gelmediği vurgulanmıştır.

Yani, Türkiye’nin güvenlik talepleri ve hassasiyetleri kayıtsızlıkla karşılanmış...

YPG’nin bırakın terör örgütü olarak tanınmaması yanında..

S-400 dayatması kuvvetle devam etmiştir. Bu da Sayın Erdoğan Başkanlığındaki Türk heyetinin de pozisyonumuzdan epey fedakarlık ettiği anlamına gelmektedir.

Türk Milleti adına soruyoruz:

Bu fedakarlık neyin karşılığında olmuştur?

Netice olarak NATO Zirvesi, AKP dış politikasında büyük fiyaskolardan biri olarak tarihe geçecektir. Burada asıl mesele bu tür tarihi fiyaskoların Türk Millet ve Devleti için çok ağır bedelleri olabilecek süreçlerin tetikleyicisi olmasıdır."