Kas 12 2017

Medyada nefret söyleminin hedefi Yahudiler ve Suriyeliler

Medyada Nefret Söylemi Raporu'nun 2017 yılı Mayıs-Haziran-Temmuz-Ağustos aylarına dair araştırması yayınlandı. Hrant Dink Vakfı tarafından hazırlanan rapor; ulusal, etnik ve dini grupları hedef alan 1.910 köşe yazısı ve haber tespit etti.

Nefret söyleminin en yoğun olduğu gazeteler Yeni Akit, Milli Gazete, Yeni Mesaj, Yeni Çağ ve Diriliş Postası oldu. En çok nefret söylemi üreten gazetelerin tamamı hükümete ya da milliyetçi görüşe yakın.

Hakkında en çok nefret söylemi üretilen gruplar 493 yazı ile Yahudiler olurken; onları 472 ile Suriyeliler, 256 ile Yunanlar, 247 ile Ermeniler ve 212 ile Rumlar takip etti. 177 yazıda ie Hıristiyan karşıtı dil kullanıldı. Arakanlı Müslümanlara yönelik salıdırlar sebebiyle Budizm nefreti taşıyan 54 yazı yazıldı.

Nefret söylemi içeren yazılar mayıs ayında Türkiye ve Almanya arasında yaşanan diplomatik krizerle yükseldi; ağustos ayında Myanmar'daki Müslümanlara yapılan saldırılarla ve 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle arttı.

Raporda "Temmuz ayından sonra artan İsrail-Filistin çatışmalarını ve Mescid-i Aksa’da yaşanan gerginlikleri konu alan haberlerde bir toplum olarak şiddetle özdeşleştirildi ve düşmanlaştırıldı; 'İsrail devleti,' 'İsrail' veya 'İsrail Savunma Kuvvetleri' gibi kişi/kurumları ifade eden sözcükler yerine Yahudi kimliğinin genelleme yapılarak kullanılmasıyla yahudiler hedef gösterildi" dendi.

Rapor ayrıca Yahudilerin, üretilen ‘komplo teorileri’nde ‘gizli’ güç olarak sunulduğunu ve ‘Türkiye’ye yönelik bir tehdit’ olarak gösterildiğini yazdı. Yahudiler bu dört ay içerisinde basında olumsuz atıflarla yer bulan birçok kişi ve kurumla ilişkilendirildi; Yahudi kimliği bir hakaret ifadesi olarak kullanıldı.

Raporda Suriyeli mültecilerin ise sistematik olarak cinayet, hırsızlık, taciz gibi kriminal olaylarla anıldığını; güvenlik sorunları ve ‘terör’le özdeşleştirildiğini ve olumsuz ekonomik gidişatın ve işsizliğin sorumluları olarak gösterildiğini yazdı.

Suriyeli mülteciler, Türkiye’nin demografik yapısına yönelik bir tehdit olarak ve genel olarak bir rahatsızlık ve ‘gerginlik’ kaynağı olarak etiketlendi ve özellikle Suriyeli kadın mülteciler, aileye ve topluma yönelik bir tehdit olarak sunuldu.