Eki 26 2017

Ajan, terörist suçlamaları tek celsede çöktü!

Büyükada'da, Adalar polisinin baskınıyla gözaltına alınan ve tutuklu yargılanan sekiz insan hakları savunucusu 3.5 ayın ardından ilk duruşmalarında serbest bırakıldı.

Aslında 10 kişiydiler gözaltına alındıklarında. Sonrasında mahkeme Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli'yi adli kontrol şartıyla serbest bıraktı. Haziran ayında ByLock kullanma ve Gülen grubu soruşturmasında "örgüt üyeliği" suçlamasıyla tutuklanan Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Taner Kılıç da bu davaya eklenmişti. Böylece yargılananların sayısı 11'e çıktı.

Mahkemeye çıkacakları 25 Ekim'e kadarki süreç Ali Ghrawi, Günal Kurşun, İdil Eser, İlknur Üstün, Nalan Erkem, Özlem Dalkıran, Peter Steudtner ve Veli Acu için hayli sıkıntılı ilerlemişti.

İktidar medyası haklarında akıl almaz suçlamalar içeren yalan haberler üretiyordu. "Ajan, terör destekçisi, hükümeti devirmeye çalışma" gibi dönemin moda suçlamalarından nasiplerini alıyorlardı. 

İçlerinde sağlık problemi olanların tedaviye erişim hakları sınırlanıyordu. 

Her şeye rağmen hakim karşısındaydılar. 14 Ağır Ceza Mahkemesi önünde hak savunucularının yakınları, gazeteciler ve uluslararası gözlemciler içeri girebilmek için bir İstanbul Adliyesi klasiği haline gelen o mücadelelerden birini daha veriyordu.

Duruşma salonunda izleyiciler arasına yerleştirilen sivil polisler eşliğinde dava başladı. Daha ilk anlardan itibaren hakimin "Bu dava bugün bitecek" tavrı salonu domine etmeye başladı. Hiçbir aksilik çıkmasını istemiyordu ki planlarına ilk "darbe" bir avukattan geldi. Cübbesiz olduğu halde yargılama alanına giren avukat, hakimin avukat olup olmadığına dair sorularına hayli yüksek perdeden tepki gösterince hakim bir anda tansiyonu yükselten o çıkışını yaptı. 

Ardından ifadelere geçildi. İlk savunmayı yapan Özlem Dalkıran oldu. Büyükada toplantısının gizli olmadığını, kapısı açık, havuz dibinde yapılan bir çalıştayın "gizli" ibaresi ile yaftalanmasının saçmalığını anlattı. 

Ancak hakimin esas ilgilendiği husus, toplantıyı kimin finanse ettiğiydi. Ortada Dalkıran'a Peter Steudtner tarafından transfer edilen 5 bin euro vardı ve hakim bu paranın "uluslararası ağını" ortaya çıkarmaya kararlıydı. 

Özlem Dalkıran tahliye sevinci

Özlem Dalkıran'ın tahliye sevinci

Hakim, Dalkıran'ın ardından savunmasını yapan isimlere de bu parayla ilgili sorular yöneltti. Ama olmuyordu, hem para miktar olarak çok değildi hem de birbirini tanıyan hak savunucularının birbirine destek olması dışında ucu bir yere çıkmıyordu meselenin. 

Neticede hakim buradan bir yere varamayacağını anlayınca belli bir noktada finansmanla ilgili sorular sormayı kesti. Ancak bu kez de başka krizler patlak verdi. Hakim yemek arası vermek yerine 10'ar dakikalık molalarla ilerliyordu. Dışarı çıkanlar yeniden içeri alınmama riskiyle karşı karşıya olduğu için kimse yemek yemeye bile gidemedi. 

Hak savunucularının avukatları, müvekkilleri için yemek talebinde bulununca hakim, sadece cezaevinden getirilen kumanyaları yiyebileceklerini söyledi. Bu da tansiyonun yükselmesine neden oldu. 

Hızını alamayan hakim kendisinin de sadece "poğaça" yediğini söyleyerek tüm salonu şaşırttı. Özgür birisinin, kendisini aylarca tutuklu olan ve duruşma salonunda da sadece izin verilen ölçülerde iradelerini kullanabilenlerle kıyaslaması yadırgandı. 

Ara ara hakimin çıkışmaları, avukatlarla söz dalaşına girmesi, kimi zaman da izleyenleri "salonu boşaltırım" sözleriyle tehdit etmesi duruşmanın olağan akışını bozan unsurlar olarak kayıtlara geçti. 

Davaların seyri açısından bakıldığında 11 kişinin yargılandığı hak savunucuları duruşmasını bir güne yetiştirmek hem meselenin özünü hem de adil savunma hakkını zedeleyen bir durum. Hakim savunmalara sık sık müdahale ederek kısa tutulmalarını istedi. 

Bu şartlar altında hem kendini savunanların hem de mahkemeye heyetinin konunun tüm detaylarını aktarma, anlama konusunda zorluk çekmesi kaçınılmazdı. 

Zira, Ghrawi ve Steudtner'e tercümanlık yapan kişi, ara ara yanlış çeviriler yaptı. Anında müdahale edilip düzeltilse de çeviriler, bu da mahkemenin zamandan tasarruf hedefinin bir yansımasıydı aslında.

Peter Steudtner ve Ali Ghrawi tahliye sonrası ilk foto

Peter Staudtner ve Ali Ghrawi'nin tahliye sonrası ilk pozu

Nihayet akşam 9.30 gibi savunmalar bitti ve savcı, Veli Acu hariç tüm sanıkların serbest bırakılması yönünde mütalaa bildirdi. O anda kafalarda, "Neden Veli Acu hariç" sorusu oluştu. Çünkü Acu bu davanın en az bilinen isimlerindendi ve tıpkı diğerleri gibi hakkındaki suçlamaların iler tutar bir yanı yoktu.

O halde geriye bir seçenek kalıyordu. Acu Kürttü ve telefonunda yasaklı bir kitap yüklemesi vardı. Belli ki savcı bu iki durumu baz alarak Acu'yu ayrı tutan bir talepte bulunmuştu. 

10'ar dakikalık aralarda konuştuğumuz Af Örgütü çalışanlarından Andrew Gardner ve Almanya şubesi direktörü Markus Beeko, iddianamedeki suçlamaların mantıksızlığına dikkat çekiyordu. 

Mahkemenin kararından önce son kez avukatların savunmasına geçildi. Avukatlar, savcının tahliye talebine rağmen o kadar uzun ve sıkıcı konuşmalar yaptılar ki bir an tutuklu sekiz hak savunucusunun aleyhine bir durum yaratabilir mi endişesi hakim oldu. 

Gece 11.30 gibi mahkeme heyeti nihayet kararı açıklamak üzere sadece avukatları salona aldı. Ve içeriden beklenen o karar geldi: Hepsi tahliye!

İdil Eser tahliye sevinci

İdil Eser'in tahliye sevinci

Birden şenlik yerine döndü mahkeme kapısının dışı. Herkes birbirini sarılıp öptü ve kutladı. Ortak kanı, "olması gereken buydu" şeklindeydi. Aileler ve gazeteciler bu kez Silivri yollarına düşüp hak savunucularını almaya gitti.

Yargılama ortaya koydu ki, "Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)", PKK, DHKP-C ve hatta MLKP gibi örgütleri çorba yapıp, profiline yakışacağını düşündüklerine bu örgütlere destek, üyelik suçlaması yapıştırma gibi bir saçmalık tek celsede çöktü. Çökmeye de mahkumdu; çünkü iddianame kelimenin tam anlamıyla zırvalıklarla doluydu. Atılı suçları destekleyecek tek bir somut kanıt dahi yoktu. Buna rağmen 3.5 ay cezaevinde kalmak zorunda bırakıldılar. 

Karar sonrası, tutuklu yargılanan hak savunucuları Nalan Erkem ve Özlem Dalkıran'ın avukatı Murat Dinçer, "Beklediğimiz buydu“ dedi. Nalan Erkem'in eşi Ferruh Erkem de, "Çok mutluyum. Herkesin iyi güzel günler görmesini istiyorum" sözleriyle sevincini dile getirdi.

Sadece Özlem Dalkıran ve Veli Acu hakkında yurt dışı yasağı konulan kararda bir sonraki dava tarihi olarak 22 Kasım verildi.

Tahliye edilen Steudtner ile Ghrawi, akşam saatlerinde Berlin'e gidecek Türk Hava Yolları'na ait uçakla Türkiye'den ayrıldı.