Eki 26 2017

Cohen'in Ankara ziyaretinden sonuç çıkmadı, işte görüşülen konular

İlhan Tanır

Geçen hafta Türkiye’de görüşmeler için bulunan ABD Dışişleri Bakanlığının Türkiye, Kıbrıs ve Yunanistan’dan sorumlu müsteşar yardımcısı Jonathan Cohen’in bu görüşmelerinden vize krizini bitirmek adına net bir sonucun çıkmadığı öğrenildi.

Buna rağmen, Washington’daki Batılı diplomatik kaynaklardan alınan bilgiler, çok uzak olmayacak bir zaman diliminde ABD’nin toptan vize yasağı yerine bazı ciddi kısıtlamalar getirerek, yumuşamaya gidebileceğini gösteriyor. Bunun karşısındaki en büyük engel ise Cumhurbaşkanı Erdoğan. Hemen her gün kızgınlığı artan derecede yaptığı konuşmalardan sonra aradaki sorunları ortadan kaldırma gayreti de zorlaşıyor.

Eğer yumuşama yoluna gidilebilirse, ihtimaller arasında öğrencilerin vizelere başvurusuna istisna getirme gibi bazı yollar düşünülüyor. Geçen haftalarda hastaların tedavileri için de bazı istisnalar getirilmişti. 80 milyonluk ülkenin vize servislerinin tümüyle iptal edilmesinin çok ağır bir yaptırım olduğunda hemen herkes hemfikir olsa da, Erdoğan’dan gelen sert söylemlerin devamı, bu konuda bir ‘iyi havanın’ oluşması önündeki en büyük engeli oluşturuyor.

Hatırlanacağı gibi ABD, Rusya’ya, araştırmacı, avukat ve yolsuzluk karşıtlığı ile bilinen Sergei Magnitsky’in Rus hapishanelerinde 11 ay tutuklu kaldıktan sonra 2008 yılında şüpheli şartlar altında ölümü sonrası, bundan sorumlu olabilecek Rus yetkililerin ülkeye girişini yasaklamıştı. Bu vize kısıtlamalarına zamanla yeni yetkililer de eklenmişti.

Geçtiğimiz hafta içinde bazı Türk Adalet Bakanları yetkililerinin ABD’ye girişine izin verilmediği haberleri ortaya çıktı.

Çarşamba günü ise içinde Senatörler John McCain, Marco Rubio ve Bernie Sanders gibi ağır topların da bulunduğu 14 senatörün imzaladığı mektupta, yine vize iptali kararının arkasında durulduğu ama tüm Türkiye halkının bu yasaklamalara tabi tutulmaması ve mağdur olmaması için önlemler alınmasını talep ettiği görülmüştü.

Eylül ayının ilk haftasında Kongre’de hazırlanan yeni bir yasa tasarısında, AKP’nin üst derecedeki yetkililerinin Türkiye’deki Amerikan vatandaşlarının tutukluluklardan sorumlu olduğu tespit edilirse, bu kişilerin, bakan da olsa, ABD’ye sokulmaması öneriliyordu.

Öneri ABD Dışişleri Bakanlığını ilgilendiren bütçe kanununda yer almış ve Komite’den oybirliği geçmişti.

ABD yetkilileri de ‘rehine diplomasisi’ diyor

Diğer taraftan Amerikalı yetkililer, Batılı meslekdaşları ile yaptığı toplantılarda Türkiye’de bir yıldır tutuklu bulunan Papaz Andrew Brunson ve diğer Konsolosluk yetkililerinin artık kendileri aleyhine ‘rehine pazarlığı’ için tutulduklarına dair bir kanaat oluştuğunu ifade etmekteler. Amerikalı bu kıdemli yetkililer, açıktan ‘rehine’ kelimesini kullanmasalar da, kendilerinin bu tutuklamalarla ‘sıkıştırıldıklarını’ ve asıl hedefin Fethullah Gülen’den ziyade Reza Zarrab olduğuna inandıklarını da söylemekten çekinmiyorlar. Brunson’ın ilk önce bir yerel savcı ve kolluk kuvvetlerinin insiyatifiyle başlayan bir gözaltı sürecinin başladığına, ama zamanla bu tutukluluğun en üst derecedeki siyasi figürler tarafından yönetildiğinden eminler.

Türkiye’den gelen kutu, kutu delillerin Fetullah Gülen’i doğrudan darbeye bağlanmasını henüz sağlayamaması bir yana, Türkiye’deki hukukun üstünlüğünün yaşadığı aşınma, Gülen’in geri gönderildiği takdirde adil bir yargılamadan geçip, geçemeyeceği konularındaki şüpheler nedeniyle, darbe ile bağlantı kurulsa dahi Gülen’in iade edilmesinin pek mümkün olmadığı anlaşılıyor.

Ortak Çalışma Grubuna eklenen üst düzey çalışma grubu

ABD ile Türkiye arasında ‘ortak çalışma grubu’ devam etse de, Türk tarafı bunun da üstünde, her üç ayda bir Cohen’in seviyesinde ziyaretlerin mutad şekilde yapılmasını talep ettiler. Cohen’in yanında Pentagon’dan katılan, kendisi de daha önce Senatör McCain’in danışmanı olarak çalışan ABD Savunma Bakanlığında Avrupa Savunması ve NATO politikalarından sorumlu müsteşar yardımcısı Thomas Goffus’ın da geçen hafta katıldığı çapta üst düzey görüşmelerin de üç ayda bir olması kararlaştırıldı. (İkili ilişkilerdeki sorunların tartışılması için kurulmuş olan Amerikan-Türk Ortak Çalışma Grubu, tartışmalı konulara (YPG, Gülen, Zarrab vs) girmeden, ilişkilerin ‘kompartilize’ edilerek iyi taraflarına odaklanmış olan bir komisyon ). Bu Çalışma Grubu ile esas olarak amaçlanan meseleleri bölümlere ayırmak ve ortak girişimlerde anlaşmazlık alanlarının içine girmeden uzman düzeyinde tartışmaların gerçekleşmesini mümkün kılmak. Üç ayda bir yapılması planlanan üst düzey toplantıları, böylece her ay yapılması beklenen alt seviye ortak çalışma grubunun yerine üç ayda bir yapılmış olacak.

Amerikalı yetkililer aynı şekilde son aylarda yoğun şekilde şimdi Türkiye’den de ayrılmış olan Büyükelçi John Bass’e yönelik olarak ‘kendi başına vize krizine yol açtı’ saldırılarını olabildiğince anlamsız bulduklarını açıkça kaydediyorlar.

Amerikalılar kolluk kuvvetleri işbirliğini reddetti

Bir tarafta Cumhurbaşkanı Erdoğan her gün ABD’ye en ağır şekilde eleştirilerini sürdürürken, diğer taraftan geçen hafta içinde Türk tarafından Ankara’daki Cohen görüşmelerinde ABD ile yeniden kolluk kuvvetleri arasındaki ilişkinin artırılması yönünde bir talep geldi. Bu talep Amerikan tarafında şaşkınlık yarattı. Normal şartlar altında bu türlü işbirliklerine açık olan, hatta talep eden Amerikan tarafı bu kez bu işbirliği talebini reddetti. Bu ret kararının neden verildiği konusunda tam bir açıklama yapılmazken, benim aklıma gelen ise tam da bu kolluk kuvvetleri ile irtibatla sorumlu Amerikan Konsolosluk çalışanlarının halen ‘linç’ edilmesi bir sebep olarak geliyor.

Amerikalılar halen S-400’ün alınıp, alınmadığı konusunda emin değiller

Son aylarda AKP yetkililerin, en başta Erdoğan olmak üzere, aldık, alıyoruz, kesin gibi sözlerine rağmen Washington’daki ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri halen Türkiye’nin söylendiği gibi S400 için deposit yatırdığından emin değil. ABD Dışişleri Bakanlığındaki kıdemli yetkililerin açıklamalarına göre, Türkiye’nin halen S400’ü blöf olarak kullandığını ve Patriot sistemlerini ucuzlatmak için bu girişimlerde bulunduklarına inanıyorlar.

İki ülke arasında hiç bir olumlu gelişme yok mu?

Var. İki konu geçen hafta zehirli havaya azıcık oksijen katmış.

Birincisi Avrupa’daki PKK finansmanı konusunda Amerikalıların verdiği sözler.

Uzunca bir süreden beri ilk kez, Amerikalı yetkililer Ankara’daki görüşmelerinde PKK’nın Avrupa’daki finansman çarklarına yeniden baskı koyma sözü verdiler. Avrupalı bankalardan önümüzdeki dönemde PKK finansmasının önüne geçmeleri istenecek. Bu şekilde haberler ara sıra gündeme gelse de bu kez Amerikalıların daha ciddi olduğu izlenimi doğdu.

İkinci olumlu konu ise, her iki başkentin KRG referandumunda birbirlerini destekleyici, aşağı yukarı aynı sayfalarda olan pozisyonları.