Eki 26 2017

Cumhurbaşkanı mı, Cumhuriyet savcısı mı?

Türkiye'ye yönelik eleştirilerde 'yargı bağımsızlığı' listenin başında geliyor. Muhalefet, 'Adalet' diyerek yüzlerce kilometre yürüdü. Ülkede en fazla dert yanılan konuların başını çekiyor yargı. 'Ekmek' derdinin de ötesine geçti. Bunda yargıyı siyaset alanına çeken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın payı büyük. İktidarda olduğu süre boyunca sürekli yargıyı etkilemeye çalıştı veya yargıya talimat verdi: "Takipçisiyim, peşini bırakmam, hesap soracağız, gereken yapılacak, savcısıyım..."

Gazeteciden rektöre, savcıdan rahibe kadar pek çok kişi ve kurumu hedef aldı açıklamalarıyla. Erdoğan'ın iktidarda olduğu süreç boyunca yargıyı etkilediği önemli dava ve konuları derledik...

Van Cumhuriyet Başsavcılığınca 2005 yılında yürütülen soruşturma kapsamında, dönemin 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın ve müze müdür vekili Ahmet Mete Tozkoparan hakkında evinde yapılan aramada ele geçirilen bin 19 adet tarihi eserle ilgili dava açılmıştı. TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç, yaptığı konuşmada tutuklanan Rektör Aşkın için, "Rektöre reva görülen muameleyi ve uzun gözaltı süresini tasvip etmiyoruz" demişti. Dönemin YÖK Başkanı ve merhum Koç'un açıklamaları üzerine Erdoğan, 'Anayasal suç' işlendiğine dikkat çekerek, "devreye girilmeli" açıklamasında bulunmuştu. Açıklamanın ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcısı devreye girdi ve Koç, YÖK Başkanı Teziç hakkında inceleme başlattı. Bununla da yetinmeyen başsavcı, Aşkın davasıyla ilgili açıklama yapan herkes hakkında inceleme başlattıklarını söyledi. Dönemin Sabah Gazetesi, "Başbakan Başsavcı" manşetiyle, Erdoğan'ın yargıya ilk müdahalesini tarihe geçmişti. Rektör Aşkın ile beraber cezaevinde tutuklu olan üniversitenin genel sekreter yardımcısı Enver Arpalı, çamaşır ipiyle koğuşunda kendisini asmıştı. İntihar haberini alan Rektör Aşkın ise kalp krizi geçirmişti. Aşkın, yargılandığı bu davadan yıllar sonra beraat etti.

 

 

Ergenekon davası başlamamış, henüz soruşturma safhasındaydı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yargıya müdahale anlamına gelebilecek açıklamalara başlamıştı. Dönemin Cumhuriyet Halk Partisi lideri Deniz Baykal'ın Ergenekon operasyonu nedeniyle sert eleştirilerine maruz kalıyordu. Temmuz 2008'de Baykal'ın, "Ergenekon'un savcısı Başbakandır" sözlerine o meşhur yanıtı vermişti:

Savcı millet adına vardır. İddia makamı millet adına oradadır ve biz de millet adına hakkı aramanın, hakkı savunmanın gayreti içerisindeyiz. Eğer bu anlamda savcılıksa, evet savcıyım...

Başbakan olarak ilk kez yargıya doğrudan müdahale etmeye başlamıştı Erdoğan. Tam 9 yıl önce yaptığı bu açıklaması, kendisi için yıllar sonra bile eleştiri konusu oldu:

ODATV soruşturmasında Gazeteci Ahmet Şık, yazdığı 'İmamın Ordusu' kitabı nedeniyle gözaltına alınmış ve tutuklanmıştı. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde konuşan Erdoğan, Avrupalı parlamenterlerin sorularını yanıtlamıştı. "İmamın Ordusu"nun basılmadan toplatılması ile ilgili soruya, "Bomba kullanmak suçtur, bombanın yapılacağı maddeleri kullanmak da suçtur. Bomba ihbarı gelmişse, güvenlik güçleri bunları toplamaz mı?" yanıtını vermişti. Katıldığı bir TV programında kendisine bu açıklaması hatırlatıldı. Erdoğan'ın, uzun süre tartışılan yanıtı şu olmuştu:

Yani öyle kitaplar vardır ki bombadan daha tesirlidir

Erdoğan'ın, kamuoyunda tartışma konusu olan ve eleştirilen pek çok dava ve soruşturmayla ilgili açıklaması oldu. Ancak 17 Aralık sonrasında Erdoğan, doğrudan müdahalelerin ötesine geçti, takipçisi oldu. İlk olarak 25 Aralık soruşturmasını yürüten savcıyla başladı. Oğlu Bilal Erdoğan hakkında gözaltı kararı veren savcı görevden alındı ve miting meydanında savcıya seslendi: "Dur bakalım, seninle daha işimiz var. Seninle daha işimiz bitmedi."

 

Erdoğan'ın hedefinde bu sefer yine bir gazeteci vardı. Mit tırlarına ait görüntüleri yayınladığı gerekçesiyle Can Dündar'ı hedef alan Erdoğan, "Bunun bedelini ağır ödeyecek" dedi. Erdoğan, yaptığı açıklamada avukatlarına derhal talimat verdiğini ve Dündar hakkında davayı açtığını ifade etmişti.

 

Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel, hakkında Redhack soruşturması kapsamında gözaltı kararı verilmişti. Yücel, gözaltına alınmış, yaklaşık iki haftalık gözaltı sürecinin ardından "terör propagandası yapmak ve halkı kin ve düşmanlığı tahrik etmek" suçlamalarıyla tutuklanmıştı. Alman vatandaşı Yücel'in tutuklanması, Alman hükümeti tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Yücel'in serbest bırakılmasını ve Almanya'ya iade edilmesini talep etti. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sefer daha sert bir açıklamada bulundu: "Hiçbir surette olmayacak, ben bu makamda olduğum sürece asla"

 

Erdoğan, savcısı, gazetecisi derken kafayı bu sefer papaza taktı. Protestan cemaatine ait İzmir'deki Diriliş Kilisesi'nin papazı olan Andrew Craig Brunson 9 Aralık 2016'da 'FETÖ' üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanmıştı. ABD Başkanı Donald Trump,  Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan bizzat Pastör Craig'in iadesini istedi. Ancak Erdoğan, kendisinden iadesini istedikleri papaz için ABD'ye, "Sizde de bir papaz (Fethullah Gülen) var, bizde de. 'Ver papazı, al diğer papazı" yanıtını verdiği açıkladı.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, katıldığı bir yemekte 'FETÖ' davalarını günbegün takip ettiğini ifade etti. Erdoğan, yaptığı açıklamada, şöyle konuşmuştu:

Başdanışmanlarımın tamamıyla duruşmaları takip ediyorum. Yarısı Ankara, yarısı İstanbul olmak üzere duruşmaları takip ediyorlar, günbegün raporlarını alıyorum, ne oluyor, ne bitiyor takip ediyorum.

Ve son olarak gözaltında bulunan iş insanı Osman Kavala ile ilgili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaptığı açıklamada, "Türkiye’nin Soros’u dedikleri kişinin bağlantıları çıkıyor, hesap soracağız" dedi. Kavala henüz hakim karşısına dahi çıkmamışken, Erdoğan hükmünü vermişti bile:

 

FETÖ ile irtibatı sebebiyle birisini gözaltına alıyorsunuz. Diplomatik dokunulmazlığı var diye telefonuna sahip çıkıyorlar. Böyle bir şey yok. Belki yutarlar diye buradan giriyorlar. Kime, neyi yutturuyorsunuz? Başkonsolosluktan çıkanla STK mensubu dedikleri, Türkiye’nin kızıl Soros’u dedikleri kişinin bağlantıları çıkıyor ortaya. Taksim olaylarının arkasında bakıyorsunuz, aynı kişi var. Belli yerlere ciddi manada kaynak aktarımının arkasında bunları görüyorsunuz. Milletçe, beraber dik duracağız ve gereken hesabı da soracağız.