Eki 30 2017

'Gidiş şekli tam da Gökçek’e göre oldu'

Hepimiz çektik Ankara’nın 23 yıllık belediye başkanından. Komplo teorilerinden, bir Cemaatçi, bir koyu Erdoğancı olmasından, anlamsız tweetlerinden, plastik heykellerinden, kızarmak bilmeyen yüzünden…

Saymakla bitmez…

Ama Ankaralılar’ın çektiği kadar çekmedik açıkçası… Murat Sevinç bir Ankaralı olarak bakmış Gökçek’in gidişine ve belki de en son söyleyeceğini yazısının girişinde söylemiş:

Melih Gökçek gibi gelen, Melih Gökçek gibi davranan biri, Melih Gökçek gibi gitmeliydi ve öyle gitti. Gönderilerek.

Gökçek’in gidişinin Ankara için ilkanlamı elbette Ankara’nın Gökçek’ten kurtuluşudur. İkinci anlamı ise, demokrasinin bir tramvay olduğunu bir kez daha ispatlaması. Gökçek durağa vardı ve indirildi. Milli irade, ‘‘Hop daha iki yıllık bileti var’’ falan diyemedi.

Türkiye sağının çok partili hayata geçişten itibaren ‘Milli İrade’den ne anladığını uzun uzun anlatmış Sevinç yazısında…

Elbette AKP’ye ayrı bir paragraf açarak. Çoğulculuk ile çoğunlukçuluk arasındaki o ince ama hassas çizgiye gayet güzel ifade ederek.

Yüzde 36 oy ile başlayan serüvenin vardığı nokta, ‘‘Milli İrade Erdoğan’’dır oldu. Her ne kadar yolsuzluk yapmadım, başarılıydım, daha hayallerim vardı dese de, ‘‘Milli İrade’nin emri’’ halk oylu demiri kesti. 

Erdoğan’ın seçimle gelmiş belediye başkanlarını keyfince görevden alması veya istifaya ikna etmesi, aslında hala 2019’a bel bağlayan ana muhalefetin naifliğinin ya da devletle işbirliğinin açık göstergesi aslında.

Daha ilk günden hile-hurda dolu referanduma meşruiyet kazandırma çabası içine giren CHP ve Kılıçdaroğlu, bugün de halkı demokrasi-sandık masallarıyla kandırıyor.

Karşılıklı bir danışıklı dövüş içinde Kürdü, muhalifi, farklı olanı dışarıda bırakan, ezen, bastıran bir sistem inşa ediliyor. Okuyan, izleyen herkes ne olup gittiğini biliyor aslında.

Gökçek’e dönersek, Sevinç yazısında Ankara’ya neler yaptını, Ankaralılar’ın onun hangi icraat ve eylemlerine katlanmak zorunda kaldığını tek tek anlatmış ama bana en çarpıcı ve iç acıtıcı örneği şu oldu:

‘‘...öldürülmüş gencecik insanların, Sarısülük’ün; daha cenazesi soğumamışken ‘polise teşekkür eden’ o pankartın altından yürümek zorunda kaldınız mı, bir sabah? Biz kaldık.’’