Eki 31 2017

‘Yolsuzlukta mızrak çuvala sığmıyor'

Her ne kadar iktidar yolsuzlukla ilgili iddiaların gündeme gelmemesi için denetim mekanizmasını etkin bir şekilde çalıştırıyor olsa da, hiç beklenmedik şekilde bu iddialar gün yüzüne çıkıyor.

Tıpkı İran asıllı iş adamı Reza Zarrab davasında ve istifa eden belediye başkanlarıyla ilgili ortaya atılan yolsuzluk iddialarında olduğu gibi. Varsa bir yolsuzluk bunu kamuoyu lehine gündeme taşıyacak olan medya ya iktidar lehine dönüştürülmüş ya da susturulmuş vaziyette. Yargı erki ise bağımsızlığını yitirdiği eleştirileri ile karşı karşıya. Meclis’in denetleme mekanizmasını işletip işletemediği müphem.

Bu konulara dair edilen hemen her kelam ve açılan tartışma, “darbeci” ilan edilmek için yeterli olabiliyor. Yine de yolsuzluğun acilen ele alınması gereken bir sorun olduğu gerçeği ortadan kalkmıyor.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2016 raporuna göre, Türkiye yolsuzluğa bulaşan ülkeler listesinde 75. sırada. Çok değil daha üç yıl önce 53. sıradaydı. Bu, aslında yolsuzluğun yapısallaştığı ve sistemin bir parçası haline dönüştüğü anlamına da gelebilir.

Bu tabloya neden olan üç temel unsurdan bahsetmek mümkün: Rejimin otoriterleşmesi, rant ekonomisi ve denetimsizlik.

Bu sıralamayı teyit eden uluslararası çalışmalar mevcut elbette. Rejimler demokratik karakterini yitirdikçe yani otokratik oldukça yolsuzluğa batıyor. İsveç, Norveç demokrasi ve hukuk kurullarına göre yönetilen ülkeler bir yanda, Kuzey Kore, Somali ve Sudan gibi anti-demokratik ülkeler öte yanda.

OHAL’le birlikte özerk hareket etmesi gereken çok sayıda kurumun bu statüsü sona erdirilmiş ve Sayıştay’ın denetleyici rolü askıya alınmış vaziyette. Ters giden bir şeyler olduğunu söyleyenlere ise “darbeci, dış mihrak, faiz lobisi” gibi yaftalar vurulmakta. T24 yazarı Sencer Ayata, işlevsizleştirilen kurumları, medya ve yargının tarafsızlığına vurulan darbeyi kalem kalem özetleyen bir analiz kaleme almış.