Eki 31 2017

‘1900'lerin bile gerisine gidebilecek iki başlı hukuk doğdu’

Türkiye’de kadın hakları mücadelesi sanıldığının aksine Cumhuriyet tarihine hapsedilecek kadar dar kapsamlı bir mücadele değil. Kökenleri 1800’lü yıllara kadar uzanıyor. Bu da Osmanlı’da bile güçlü bir kadın hareketi olduğu anlamına geliyor.

Medeni Kanunla hakları iyileştirilen kadınlar, kazanımların yasalarla bir bir geri alındığı günümüzde yeniden benzer bir mücadeleye girişmek durumunda kaldı. Medyada yeteri kadar yer bulamayan bu değişikliklerin, kadınları 1900’lü yılların da gerisine giden, iki başlı bir hukuk sistemi açmazına sürükleme tehdidi hayli yüksek.

Müftülere verilen nikah kıyma yetkisi, kazanılmış haklardan feragat anlamına geliyor çünkü yasalar önünde kadının muhatap alınmasının önünü tıkayıcı bir doğası var.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’deki çocuk istismarına dahil araştırmaları nedeniyle hedef tahtasına oturtulan Türk Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü yine tartışmalı bir alana temas ediyor. Kadınların yitirilen haklar karşısında, ideolojik ya da  dini kimliklerine bakmadan, birlikte hareket etme eğilimi gösterdiklerine değinen Güllü, bunda son yılda kadın haklarını gerileten düzenlemelerin büyük rol oynadığı görüşünde.

Baskılar sonrasında kadınlar daha da güçlendi. Yasak insanları aslında farklı noktalarda sorgulatmaya iter. Burada da imamlar üzerinden bir baskı uygulanmak isteniyor. Din bizde korku sembolüdür. Bizdeki inanç silsilesinin en büyük yanlışı budur. Kadına ‘açılma, okula gitme, örtün, evlenme yaşın geçti, aman kocana biat et’ gibi baskılar yapılıyor. ‘Bunları yapmazsan cehenneme gidersin’ deniyor. Aslında bizim dinimiz kadını en üste tutan bir din, ama maalesef din kadın üzerin korkutucu bir baskıya dönüştürülüyor. Muhafazakar kesimdeki kadınların bir kısmı biat ediyor. Büyük bir kısmı da uygulamaları sorguluyor. Baskıları takmayıp eğitim almaya devam eden kadınlar var. Bu müftülere verilen son yetki Türkiye’deki her kesimi derinden yaraladı. Türkiye’de kadınlar hiç özgür değil.

Güllü, kadın haklarına yönelik baskının bir özetini çıkarıyor ve dolmuşta, otobüste, kafede yani sosyal hayatın her alanında kadının baskılandığını aktarıyor. Tehdidin hiç tanımadığınız insanlar tarafından yöneltildiğine dikkat çeken Güllü, devletin bu tehditlere yönelik caydırıcı adımlar atmamasının benzer olayları tetiklediğini belirtiyor. Ona göre, kadının yaşamına, özgürlüklerine, kıyafetine, doğum yapmasına kadar tartışılan bir ülkede kadınların özgürlüklerini tartışması gerekiyor.