Türkiye ekonomisinin hayret veren durumu

İSTANBUL - Kaynak bakımından zengin, dinamik ve genç bir ülke olan Türkiye’nin bu kadar yüksek bir potansiyelle; ekonomide böylesine büyük bir hızla dibe çöküşü oldukça merak uyandıran bir durum.

Batı’nın gözdesi iken, hoşnutsuzluk uyandıran bu duruma dönüşmenin tanımı “kötü yönetim” olmalıdır. Ya da, tanımı daha anlaşılır kılmak adına, “iktisadi muhakeme ile karıştırılan politik hırslar” da denilebilir.

Bu yüzden, Japon Kredi Değerlendirme Kuruluşu (JCR) Avrasya Başkanı Orhan Ökmen’in, durumun gerçekliği dışında başka bir şey söylememesi sürpriz olmadı. 2002-2008 yılları arasında düzenin adının “mantık” olmasıyla gelen refah düzeyine şahit olanlar için okuması kolay; fakat kabullenmesi güçtür.

Grafik-1: Yıllık GSYİH Büyüme ve Katkı Payı (yüzde puan)
Grafik-1: Yıllık GSYİH Büyüme ve Katkı Payı (yüzde puan)

İlk olarak, Okmen-veya JCR; Türkiye'nin mevcut güçlü büyüme performansının (1Y17 GSYİH büyümesi yüzde 5,2 artışı) sürdürülebilir olmadığını belirtti. Büyümeye katkıda bulunanlara bakıldığında, iç tüketimin ve tabii ki "yatırımların" genel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) performansı üzerindeki rolünü gözden kaçırmak güç (Grafik-1).

2016 yılının sonlarında GSYİH serisine yapılan revizyonlar göz önüne alındığında, bahsi geçen yatırımların çoğunlukla inşaatla ilgili uçuk harcamalar olduğu görülmektedir; dolayısıyla, yapılan yatırımlar, Türkiye'deki çift haneli işsizlik oranını (yüzde 11.2, mevsimsellikten arındırılmış) iyileştirmek için yetersizdir.

2017 yılının ikinci ve üçüncü çeyreğinde uygulanan geçici vergi indirimleri, AB genelinde toparlanma ve bunun da Türkiye'nin ihracatı üzerindeki olumlu etkisinin yanısıra, GSYİH performansının yükselmesine de katkıda bulundu. Fakat, GSYİH'nın gücünde asıl önemli olan şey, "Kredi Garanti Fonu" (KGF) nun "yaratıcı" istihdamıydı.

Nisan ayında yapılan cumhurbaşkanlığı referandumunun hemen öncesinde ve sonrasındaki ciddi ekonomik darboğazı ortadan kaldırarak sıkıntılı küçük ve orta boy şirketlerin borçlarının geri ödemelerini 180 milyar TL olarak yeniden yapılandırma yolunu açtı (Grafik-2).

Böylelikle hepsi birleşince, Türkiye ekonomisinin, bu yıl yüzde 6,0 dolayında GSYİH büyümesi yapabilmesi çok muhtemel görünüyor.

Kredi Artışı (fx etkisi için ayarlanmış; 13w MA-yıllıklaştırılmış)
Grafik-2: Kredi Artışı (fx etkisi için ayarlanmış; 13w MA-yıllıklaştırılmış)

2017'de iktisadi ve tabii ki hükümet için politik olarak rahatlatıcı olmasına karşın, aynı etkenler 2018'de çok fazla olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Güçlü büyümeyi destekleyici teşvikler, mali dinamikleri dengeden uzaklaştırmakta. Hükümet, mali sınırın 52.4 milyar TL'sini anayasaya aykırı bir şekilde geri çekerek, bütçe açığı hedefini 47.5 milyar TL'den 61.7 milyar TL'ye kadar yaklaşık yüzde 30 oranında revize etmek zorunda kaldı.

Mali kuralda böylesi bir bozulma, GSYİH’nın geçen yılki yüzde 1 oranındaki bütçe açığını 2017’de yüzde 2.4'e taşıyacaktır. Daha da hayret uyandıran şey ise, bütçe kapsamı dışında kalan ve şeffaf olmayan mali harcamalardaki artış idareyi zorlamaktayken, hazinenin yerel devir oranını 2017 boyunca yaklaşık yüzde 140'a nasıl yükselttiğidir.

Güçlü bir baz etkisi ile, önümüzdeki yıl yüzde 3.5'ten fazla bir büyüme gerçekleştirilemeyeceği, 2019'da yapılacak olan kritik cumhurbaşkanı seçimi öncesinde hükümete de baskı yapmakta. Herkes tarafından bilindiği üzere, Fed ve ECB'nin daha sıkı para politikaları izleyecek olmasıyla, kolay para habitatları önümüzdeki iki yıl içinde somut bir şekilde değişecektir.

Dahası, Trump'un planlanan vergi indirimleri, aynı zamanda Türkiye ekonomisinde olumlu bir etki yaratmaya yetemeyecektir.

Ekonomik Güven Endeksi, Ekim 2017
Grafik-3: Ekonomik Güven Endeksi, Ekim 2017

Bu, hükümetin odağını şu an nakit, mülk ve hisse senetleri de dahil olmak üzere yaklaşık 2 milyar USD olan varlıktan, geçen yıl yaratılan "Türk Varlık Fonu"na kaydırmasına sebep oldu.

Geçtiğimiz yıl neler için kullanıldığı hakkındaki şeffaflığın sıfır olmayışı, Fon'un sorunlu zamanlarda Türk Lirasının kıymetini korumakta olduğuna, ya da bankaların sermayeye elverişli olmaları için borsayı desteklediğine ve/veya faiz oranlarını daha da yükselişe kapamak için iç borçlanma ihalelerine müdahale etmekte kullanıldığına dair oluşan spekülasyonlar kaçınılmaz hale getirmektedir.

Yakın zamanda, hükümetin 2019 cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar borçtan zarar gören reel sektörü güvende tutmak için Fondan faizsiz krediler verme planlarını desteklediği yönünde haberler sızdırıldı. Bu tür haberlerin çeşitli alanlardan yatırımcıları öfkelendirmiş olmasıyla; resmi reddetme gecikmeden geldi. Yine de, bu tür "yaratıcı" çabalar önümüzdeki yıl tekrar ortaya çıkabilir.

Büyüme, cumhurbaşkanlığı referandumuna öncelik verilmesine ve sınırın zorlanmasına sebebiyet verirken; enflasyon ve cari işlemler dengesi dinamikleri de buna bağlı olarak zayıf düşmüştür.

Türkiye'nin 400 milyar dolar civarındaki vesaik mükabili ödemesi- ya da GSYİH'nın yaklaşık yüzde 4.5'i ilk bakışta harikulade görünüyor. Ancak Erdoğan ve Putin tekrar el sıkışmasıyla bu yıl turizm gelirlerinde kaydedilen toparlanmaya rağmen; GSYİH açısından artışın bir önceki yıl yüzde 3.8 olan orandan bu yıl yüzde 4.6'ya yükselmesi dikkat çekicidir.

Özellikle de, Türkiye'nin vesaik mukabili ödemesinin doğrudan yabancı yatırım (yaklaşık yüzde 20) tarafından; fakat daha çok yurtdışından borç alan bankalarca, finanse edildiği ve kısa vadede hâkim olan "sıcak para" larla sürdürüldüğü bilinirken.

Önümüzdeki yıllarda, bankaların, Türkiye'de yüksek kredi oranlarına çevirmek için yüksek maliyetlerle, yenileme (faiz oranı para pazarındaki faiz oranına göre ayarlanan orta ve uzun vadeli kredi) yetenekleri ile devam etmeleri bekleniyor. Bu da, daha yavaş yatırım büyümesi ile daha düşük bir büyüme anlamına geliyor.

Cari İşlemler Açığının (CAD) Finansman Kompozisyonu (12m cum, ABD Doları milyar)
Grafik-4: Cari İşlemler Açığının (CAD) Finansman Kompozisyonu (12m cum, ABD Doları milyar)

Türkiye için böyle bir olay zinciri açılınca, takip edilmesi gereken geçen yıl 362 milyar dolarlık özel sektörün yurtdışından gelen yüksek borçlanması nedeniyle Temmuz 2017 itibarıyla 450 milyar ABD doları açık vermiş olan Türkiye'nin şu andaki Net Uluslararası Yatırım Pozisyonudur.

Büyüme oranını desteklemek hükümetin her halükarda önceliği gibi gözükse de, enflasyon oranı tabii ki yönetimin eylemlerinin seyriyle yaralanıyor. Şu anki yüzde 5.0'lik resmi hedefe kıyasla, TÜFE'nin enflasyon oranının yüzde 11.2 olmasının göz önünde bulundurulması gerekir.

Daha da moral bozucu olan ise, TCMB'nin şu anki yüzde 11,9’luk banka ortalama fonlama oranı ile "sıkı" bir para politikası uyguladığını iddia ederek enflasyonu düşürmek için önlem almadaki eylemsizliğidir.

Muhtemel Fed ve AMB hareketleri göz önüne alındığında gerçekleşme ihtimali daha da yükselen küresel pazarların önümüzdeki aylarda sarsılması durumunda, hızla bozulan ekonomik göstergeleri dolayısıyla Türkiye ciddi dalgalanmalara açık olacaktır.

Böylece, MB'nin belki de 200-300 bps'lik bir oranda bir acil durum zammına yönelme olasılığı artmaktadır. Bu arada, 2019'da yapılacak olan Türkiye'nin en önemli seçimine yaklaştıkça siyasi gerginliğin her geçen gün artacak olması da Türk ekonomisi üzerinde olumsuz etkilere sebebiyet verecektir.

Türkiye ekonomisinin bir düşüş eğiliminde olmasına rağmen, elbette ki bu olumsuz olay spiralinden bir çıkış yolu var. Türkiye'de pek çok gerekçeyle seslendirildiği gibi, hukukun üstünlüğünü tamir etmek, hızla parçalanan kurumların kalitesini iyileştirecektir. Uzun süredir kaybedilmekte olan ekonomik itibarı geri kazanmak kuşkusuz ülkedeki "olağanüstü hal" i sonlandırmakla başlayacaktır.

Tüm bunların beraberinde, ekonomik yönetimi uyumlu hale getirmek için de benzer çabalar sarf edilmelidir. İyi bir başlangıç, Orta Vadeli Plan için kapsamlı gerçekçi hedefler lehine hüsnükurun düşünceyi bir kenara koymakla olacaktır.

TÜFE ve Çekirdek Fiyat Endeksi (B) (yıllık% değişim)
Grafik-5: TÜFE ve Çekirdek Fiyat Endeksi (B) (yıllık yüzde değişim)