Sezin Öney
Eki 31 2017

Susurluk’tan Türkiye’nin umudu olmaya giden yolda Akşener

1990'lardan bu yana Türk sağının birçok kilit ismiyle beraber çalışan Meral Akşener, kendi renkleriyle, kendi hareketiyle ilk kez "Birinci Adam". İki yazılık bir diziyle, işte Meral Akşener'in profili

‘‘Şunu söyleyebilirim, kul kurar, kader gülermiş. Ama, eve geri dönmüyorum, babaanne olmuyorum. Zaten torun bana dede diyor. Oğlan bizim baştan aşağı babaanneliği koydu bir kenara, dede aşağı dede yukarı. Demeye getiriyor ki, 'Sen bir yol yürüyorsun babaannem, yürümeye devam et, bana dedem yeter.' Dolayısıyla, çocuk bile 1.5 yaşında karar vermiş durumda, hiçbirimiz geri eve dönmeyeceğiz. Başımıza gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi’’. Bu sözlerin sahibi Meral Akşener...

2017 Haziran'ında, “köklerinin” olduğu Milliyetçi Hareket Partisi'nden (MHP) ihraç edildikten sonra, katıldığı bir iftarda bu sözlerin geçtiği konuşmayı yapmıştı. Gerçekten de "eve dönmedi" ve yeni bir parti kurdu: “İyi Parti”yi.

Bugüne değin, kendisinde “liderlik kumaşı”  görüp de, kendi partisini kurmaya teşvik edenler çok olmuştu. Ancak Akşener, diğer tüm seçeneklerini tüketmeden kendi hareketini kurmaya yönelmedi.

Peki, “Eski Türkiye-Yeni Türkiye” tartışmaları arasında, 15 Temmuz Darbe Girişimi ertesi uzun vadeli bir OHAL sürecine giren ve başkanlık sistemine geçiş dönemini sancılı geçiren Türkiye siyasetinde, Akşener'in yürümeyi seçtiği nasıl bir yol olacak?  

Ve bu yol açık olacak mı? Dahası Akşener, kendisinde başkalarının algıladığı "liderlik kumaşına" gerçekten sahip mi?

Ayrıca, bir kadın siyasetçi olarak, "erkeklerin dünyasında" nasıl bir profil çizecek?
“Kadın lider”, “kadın politikacı” deyince önce akla, Türkiye tarihinde siyasette en çok yükselen isim olan ve ülkenin 1990'larına damgasını vuran Tansu Çiller geliyor. Çiller, Boğaziçi Üniversitesi'nde ekonomi hocalığından 22. Türkiye Başbakanı olmaya giden kendi yolunda, ‘‘erkek enerjisini’’, sert ve acımasızca kullanan bir lidere dönüşmüştü.  

Akşener de, torununun “dede” diye hitap ettiği bir babaanne… Tesbih kullanmayı seviyor. Genelde boğazına kadar düğmesi ilikli gömlekler ve her nasılsa, takım elbise havası veren döpiyesler giymeyi seviyor. Akşener, kimliğinin bu yönleriyle, her şeyden önce, Türkiye (ve ötesinde) çoğu kadın liderin "erkeksi enerjileri" yansıtmayı tercih ettiğini anımsatıyor. Akşener ötesinde, “Hanım Ağa” kavramı, bu kültürde boşuna mı yaşam buldu? Veya, “Erkek gibi kadın” diye bir “iltifat”?

Öte yandan da, Meral Akşener siyasete kendisiyle beraber "kadın eli değdiğini" vurgulamayı seviyor. Bu sebeple olsa gerek, kendisine “Baş Danışman” olarak da bir kadını seçti: Selda Tandoğan Demirel.

Akşener'in kendi siyasi tarihi, Çiller ile oldukça yakın çalışacak şekilde kesişmişti. Hatta, Çiller ile tanışması, Akşener'in siyasi yaşamında bir dönüm noktası oldu denebilir. Zira, Akşener bu tanışıklıktan kısa bir süre sonra, akademisyenlikle aktif siyaset arasında bir yol ayrımına geliyor ve politikayı seçiyor.

Akşener'in yaşamında Çiller oldukça önemli ve etkili rol oynuyor dedik: Önce hikâyenin başına gidelim. Rumeli göçmeni, elinde tesbih bulundurmayı da çok seven, milliyetçi ve muhafazakar Meral Akşener'in hikâyesinin en başına…

İzmit'te Gündoğdu Köyü'nde , 1956'da doğdu Akşener; meraklısına not, 18 Temmuz doğumlu bir Yengeç burcu-tıpkı kendisinden tam iki yıl ve bir gün önce doğan Almanya Şansölyesi Angela Merkel gibi.  “Astrolojik tesadüf" bir yana; Almanya ve ötesinde, Türkiye'de yükselen bir kadın lider profili, hemen dünyada var olan kadın liderle karşılaştırmaları akla getiriyor. Bu karşılaştırmalar, uluslararası çapta da yapılıyor zaten.

Gerçekten de, Merkel ve Akşener arasında bazı ana hat benzerlikler var: İkisi de son derece kendi yoluna sadık, kendi seçimlerinde inatçı kişilikler. Sadece bir örnek olarak, Merkel'in “9 Kasım 1989 gecesi Berlin Duvarı yıkıldığı anlarda, "her Perşembe rutini öyle olduğu için”, saunaya gitmesi inadını hatırlayalım… Akşener'in de, yaşam öyküsüne bakınca böyle inatçı ve illâ kendi kafasının doğrultusuna giden bir yanı var.

Akşener, ayrıca, Fransa'daki aşırı sağ popülist Front National (Ulusal Cephe) lideri Marine Le Pen ile de karşılaştırılıyor. Bunun da başlıca sebebi, tabii, Akşener'in siyasi kökenlerinin Türk milliyetçiliği ve Ülkücülüğe dayanması.

Meral Akşener'in, profilinde "orta yolcu" olma eğilimi var gibi: ama Merkel gibi merkezci mi, yoksa Le Pen gibi aşırı milliyetçi bir çizgi izleyeceğini zaman gösterecek.

Kendi ifadesiyle, her şeyiyle "orta karar" bir ailenin evladı; üçü kız dört çocuğun en küçüğü. Ailesi mübâdillerden; Selânik'ten göç ettikleri söyleniyor. 

Selânik, Atatürk, sağ kolu Salih Bozok gibi isimler başta olmak üzere Cumhuriyet'in kurucu kuşağından pek çok ismin memleketi olsa da, Akşener'i komplo teorileriyle karalamaya çalışan "rakip firmalar" hemen ailesinin bu kökeninden hikâyeler yazıveriyor.

Akşener'in kendisi, ailesinin Rumeli mirasına büyük bir heyecanla sahip çıkıyor. Ama ya Selanik? Bazı röportajlarında anne-babasının doğum yerini de Selânik'e birkaç saat uzaklıktaki Drama olarak adlandırıyor. İşin Selanik kısmı muğlak...

Akşener, kendisini "göçmen kızı", "Rumelili kız" olarak tanımlıyor ve "vatanını en çok sevenlerin kendi gibi mübadiller olduğunu, zira bu vatandan gidecek başka yerleri olmadığını" ifade ettiği, çok tutkulu hitabetleri var.  Selânik mübâdillerinin etkinliklerine katılıp, onları hemşehrileri olarak bağrına bastığı da oluyor.

 

Meral akşener'in gençliği

 

Mübadil mirasına olan ilgisi ve bağlılığı, bir dönem tarihin derinliklerine dalan, aile tarihini kaleme alan bir yazar olmayı hayal etmesine yol açmış. Bursa'da Öğretmen Lisesi'nde okuduğu dönemde hikâyeler de yazmış. Hatta, "Ağla Makyavel Ağla" diye de bir roman denemesi var. Okuldaki lakabı da, "ayaklı kütüphane".

Tarihe olan ilgisi zaten onu bu alanı akademisyen olarak çalışmaya da itmiş: İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu. Yüksek lisansı ve doktorası Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi'nden: Master tezi ana-baba evi Drama'nın tarihi üzerine ve doktora tezi, gene kökenler esintili; doğum yeri İzmit'in, Osmanlı'da 1805-1814 Şer'iyye Sicilleri; yani mahkeme kayıtları üzerine.

Tam bu noktada şuna dikkat çekelim: bugün Meral Akşener'i siyaset sahnesinde görebiliyorsak, 1990'ların başında yaşamındaki kritik dönemde iki kişinin tesadüfi ama kilit rolleri var. Tarihçi Kemal Karpat, Akşener'in akademisyenliğe ABD'de devam etmek istediği yönündeki mektubuna cevap vermeyerek, ona bir kapıyı bilmeden kapatmış oluyor.  Ve çok geçmeden, başka bir kapı açılıyor: Çiller tarafından siyaset kapısı.

Tabii, aslında Akşener'in politikaya olan ilgisinin 1990'lardan çok daha öncesinde başladığını unutmayalım. Bir kere siyasete ilgi ailesinde var; annesi Sıddıka Hanım tarafı Demokrat Partili. Baba tarafı ise, ilginç bir politik dönüşüm geçirmiş: 1960 Darbesi'ne kadar CHP'li iken, babası Tahir Ömer Bey, Alparslan Türkeş'e sempati duymaya başlıyor. Ve sonunda, ülkücülük aile genelinde galip gelen siyasi akım oluyor. Akşener'in Ocak 2017'de vefat eden abisi Nihat Gürer, ailede siyasette ilk yükselen isim aslında. 1980 Darbesi döneminde Kocaeli MHP İl Başkanı.  Abi Gürer, Kocaeli Manşet gazetesine 2016 başında verdiği röportajda şöyle diyordu:

"50 yıldır siyasetin içindeyim. Birinci adamları hep yakından tanıdım. Süleyman Demirel’i, Turgut Özal’ı, Necmettin Erbakan’ı. Tayyip Erdoğan bana ‘ağabey’ der. Alparslan Türkeş’le çok yakın mesaim oldu”.

Akşener'in kendisi de, liseden sonra artan dozda ve abisinden bağımsız olarak milliyetçi çizgide siyasileşiyor. 1974'te İstanbul Üniversitesi'ndeki başlayan üniversite öğrenciliğinden beri Ülkü Ocakları'nın aktif üyelerinden. "Öğrenci eylemlerinde hızlı koşabilmek için", üniversite yıllarında hiç topuklu ayakkabı giymiyor. Üniversiteli Ülkücülük yıllarında, Susurluk kazasında ölen Abdullah Çatlı'yla aynı masada yemek yediği iddiaları da var.  

Üniversite yıllarının, siyasi izleri çok; 1970'lerin ikinci yarısında politikanın artan dozda şiddet dolu ortamı, onu da etkiliyor. Çeşitli röportajlarında, hep 1970'ler sonu ve 1980 Darbesi ertesinin kan ve gözyaşı dolu dönemine, kendi tanıklıkları üzerinden gönderme yapıyor. "Çok cenaze kaldırdıkları" göndermesinin dışında, 1980 darbesi işkence gören ülkücülerle ilgili şu sözlerini hatra getirelim:

"Hatırlarsınız, her şehir kendi mahkûmuyla ilgilendi. Bizim Kocaeli’ne Karabük sanıkları geldi. Onların mahkemelerini ağabeyimle beraber takip ettik. Öyle acı şeyler gözlemledim ki... Bıyıkları kerpetenle yolunmuş arkadaşlar gördüm. Ağızları kan içinde... Ranza telleriyle işkence edilmiş arkadaşları gördüm. O mahkeme kapısı önünde sapsarı olmuş, gözünün feri sönmüş, yaşlı analar, babalar gördüm. Genç gelinler gördüm kucaklarında çocukları, şekerli su içirilen çocuklar gördüm".

Siyasete arta angajman dışında, üniversite yıllarının Akşener'in hayatına getirdiği en büyük dönüm noktası eşi, Tuncer Akşener. Komşularının "devrimci oğlu" ile, üniversite döneminde beraber oluyor ve sonunda "severek evleniyor".

 

Meral Akşener ve eşi

 

Meral Akşener inadı, bu nişan-evlilik dönemine de damgasını vuruyor: Akşener, beraberliğine itiraz eden ailesine karşı tavır alıyor: “Ben de sofraya küsmüştüm. 15 gün yemek yemedim. Sonuçta benim okul bitmeden nişanlanmama izin vermediler".

Daha önceleri, öğretmen okuluna gidebilmesi de bu katı inat sonucu: 1970'te, Nihat Gürer, kızkardeşi Meral'in yatılı olarak Bursa Öğretmen Okulu'na gitmesine itiraz ediyor. Ancak, Akşener'in kendi anlatımıyla son durum şöyle oluyor; "Sonunda benim dediğim oldu. İtirazcı bir çocuktum. Rumelili kızlar itirazcı olurlar. Evde onların sözü geçer daha çok".

Müstakbel eşi de, bu inattan payını alıyor: "Meral inadı" sonucu Tuncer Akşener siyasi bir transformasyon geçiriyor- Meral Hanım, bu değişim dönemini şöyle aktarıyor:
"İlk görüşte vurulmuşuz. O da ODTÜ’deydi. Hazırlık biri bitirmiş gelmişti. Birbirimize ilan-ı aşk etmiştik. O bana çok güzel mektuplar, şiirler yazardı. Hâlâ saklarım. Çiçek gönderirdi. Ben ise ona solcuların ne kadar kızdığı eser varsa Safahat’ı, Necip Fazıl’ı gönderirdim. Tuncer, sıkı Maocuydu. Eylemlere katılırdı, Perinçek’in gazetelerini dağıtırdı. Hızlı solcuydu yani. Arkadaşlığımız siyasi tartışmalarla başladı. Evlenmeden onu sağcı yaptım.”

Gene başka bir röportajında da; "Aslında her şey çok tersti, ben MHP il başkanının kız kardeşiydim, o solcuydu. Gerçi komünist değildi, daha makul bir noktadaydı. Sonra çok güzel bir Türk milliyetçisi oldu" diyor.

Tuncer Akşener, sosyal bilimleri seven Meral Hanım'dan farklı olarak "fen bilimci": Boğaziçi Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümü mezunu. Ayrıca aileleri arasında (Meral Akşener'in ifadesine göre) tarz ve sınıf farkları da var: ayrıca Tuncer Bey, Rizeli ve Rumeli göçmeni kültürüne yabancı. Ama, bir şekilde, "orta yol" baskın çıkıyor ve 1981'deki evlilikleriyle "geleneksel Türk ailesi ortasında" buluşuyorlar.

Meral Akşener, bu "ortayı" şöyle anlatıyor: "Ben siyasete atıldıktan sonra yaşam tarzımızı, çevremizi değiştirmedik. Sade bir hayatımız var. Komşuluk ilişkilerine önem veririz. Kayınvalidemden Allah razı olsun. Epeydir yükümüzü paylaşıyor".

Dahası, aile üzerinden "politikliğini" ilk kanıtlayan ipuçlarından biri, kendisinin de vermeyi çok sevdiği şu örnekte gizli:  

"Evlendiğimde kayınpederim, kayınbiraderim, eşimin babaannesi ve kayınvalidem; aynı eve gelin gittim. 12 sene böyle oturduk. Hâlâ kayınvalidemle beraber devam ediyoruz. Ben annesi ile kayınvalidesini aynı evde yaşatmayı başarmış biriyim".

Meral Akşener, 1980'li yıllardan 1990'lara kadar geçen süreç, aynı zamanda  Akşener'in "annelik" süreci; ki, hayatının bu kısmını vurgulamayı seviyor. Resmî internet sitesinde de, kendi için tanımı "Anne", "Öğretmen", "Politikacı".

Oğlu Fatih, 1983 yılında doğuyor. Ve Meral Hanım da, oğluna çok düşkün ve titiz bir anneye dönüşüyor. Ancak, kariyerinden de vazgeçmiyor: Bugün de, annelik deneyimini anlatırken, "hem çalışıp, hem çocuk büyütmek, hem de kariyer yapma peşinde olmanın zorluklarını sıradan, tipik bir Türk kadını olarak yaşadığına" vurgu yapıyor.

Oğul Fatih, şimdi akademisyenlik yolunda: Galatasaray Lisesi mezunu ve Fransa'da elektronik mühendisliği okumuş.

Meral Akşener, oğlunun Fransa'daki öğrencilik dönemini şöyle anlatıyor:
"Annelik yönüm biraz sıkıcı halde. Okul arkadaşları, -ki ben her gittiğimde onlara Türk yemekleri pişirirdim- Meral Teyze’yi çok seviyorlar tabii de, oğluma “Annen psikopat ötesi” diyorlarmış...sürekli gidip geldiğim için oğlum çamaşır yıkamadı, ev temizlemedi. Oğluma düşkünlüğümle eşim de alay eder zaman zaman."

Fatih Akşener, 2012'de de, Recep Tayyip Erdoğan nikah şahidi olduğu ve Kadir Topbaş'ın kıydığı bir nikahla evlendi. 2015 yılında da, torun "Ahmet Pars" doğdu.

Peki, bu çekirdek aile tablosunda Tuncer Akşener ne yapıyor; nasıl geçiniyorlar? Meral Hanım, eşinin işini şöyle tasvir ediyor: "Küçük bir işletmesi var. Isıtma soğutma işleri yapar. Bir firmanın bayisi. Bizi geçindiriyor".

Oğlu ilkokula başladığı zamanlar, Meral Akşener'in eski göz ağrısı siyasetle yeniden ilgilenmeye başladığı dönemler.

Bu dönemde, DYP Kocaeli Kadın Kolları Başkanı Asuman Özgün ile gelişen diyaloğu, Akşener'in bu partiye angaje olmasına neden oluyor. Özgün, Akşener'i DYP'ye, 1994 yerel seçimlerinde Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı aday adayı olarak tavsiye ediyor. Akşener aday seçilemiyor ama kampanya süreci kendisini siyasete ısındırıyor.
Çiller ile hayat değiştiren kilit tanışmada, 1993'te Akşener'in aday adaylığı öncesi yaşanıyor.  DYP Kocaeli eski İl Başkanı Metin Gürsoy, bu dönemi şöyle anlatıyor: "Akşener'i partimizin kadın kolları başkanı olan Asuman Özgün hanım bize getirdi. Kendisini götürüp genel başkanımız Tansu Çiller'le tanıştırdım".

Akşener, belediye başkanlığı aday adaylığı sonrası Çiller'in danışmanı olarak işe başlıyor. Akademisyenlikten siyasete hızlı geçmiş yaptığı bu dönemde çıkışının ardında kim olduğu rakiplerince polemik konusu yapılan bir mesele.

15 Temmuz Darbe Girişimi öncesi, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin talimatı ile hazırlanan "Oyun Bozulacak Neden"de, Akşener'e "Paralel" suçlaması yapılmış,  DYP'ye Fethullah Gülen’in tavsiyesiyle girdiği iddia edilmişti. Buna karşılık, MHP'li muhalif kanattan, Çiller'in  Akşener'e dikkatini çeken kişinin Alparslan Türkeş'in kendisi olduğu savunması gelmişti. Akşener de, Türkeş referansı iddialarını doğruladı.

1990'lar başındaki bu hızlı yükseliş aslında, Akşener'in "siyasetçi kumaşının" açığa çıktığı dönemler. Tam bu aralığı, Akşener'in kendi öncelikleri arasında nasıl bir değerlendirme yaptığı ve kendini "önce aile hanımından", "önce siyasetçi-ve sonra anne ve diğer her şey" olarak yarattığı bir zaman dilimi olarak gözlemek gerekiyor. Ancak, Türkiye politikasında kişisel profili incelikli biçimde incelemek yerine "komplo teorileri" tercih ediliyor: Malum soru-yükseldiyse arkasında kim var?

Şu veya bu şekilde, Akşener, Çiller ile hızlı bir kimya yakaladıktan sonra en yakın çevresinde yer almaya başlıyor. Çiller'in kendisinin de 1990 yılında Süleyman Demirel'in çağrısıyla siyasete hızlı giriş yapan bir figür olduğunu anımsayalım. Kendisi, 1991'de milletvekili olduktan sonra, Turgut Özal'ın ölümünün oluşturduğu siyaset boşluğunu ustuca kullanması sonucu 1993'te önce DYP Genel Başkanı ve Başbakanı oluveren bir kişilik.

Akşener'in kendisi, 1995 yılında DYP Kadın Kolları Başkanı oluyor Meral Akşener, ilk defa 1995 Türkiye genel seçimlerinde DYP Kocaeli milletvekili olarak Meclis'e giriyor. Ve, Necmettin Erbakan Başbakanı olduğu, 28 Haziran 1996 tarihinde Refah Partisi (RP) ve DYP koalisyonunun oluşturduğu 54. Türkiye Hükümeti'nde İçişleri Bakanlığı görevini üstlenerek Türkiye tarihindeki ilk kadın İçişleri Bakanı oluyor.

Nasıl Çiller'in siyasetteki müthiş hızlı çıkışında Özal'ın ölümünün boşluğu etkili olduysa, Akşener'in aktif siyasete girdikten iki yıl sonra İçişleri Bakanı oluvermesindeki etkili faktör, 3 Kasım 1996 tarihindeki Susurluk Kazası: o meşum kaza sonrası İçişleri Bakanlığı görevinden istifa eden Mehmet Ağar'ın yerine 40 yaşındaki Akşener geçiyor.

 

Mehmet Ağar


Mehmet Ağar, koltuğunu Akşener'e bırakırken, “Ağabey, kardeşe teslim ediyor” demişti. Akşener portesinin ikinci yazısında da, İçişleri Bakanlığı'nı Ağar'dan "teslim aldığından" bugüne kadar nasıl bir siyasi çizgi izlediğini inceleyeceğiz.