Bihter Okutan
Kas 01 2017

Cumhuriyet davasına Osman Kavala ile hayat verme çabası

İSTANBUL- İstanbul Adliyesi dün bir kez daha Cumhuriyet davasının duruşmasına tanık oldu. Akın Atalay, Murat Sabuncu, Ahmet Şık ve Emre İper özgürlüklerine kavuşamadı. Aynı günün sabahında bir başka dava daha vardı: Özgür Gündem.

Gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdür İnan Kızılkaya tam 441 günün ardından nihayet tahliye edildi. Bunun beş ayını tecritte geçirdikten sonra. Gazetenin imtiyaz sahibi Kemal Sancılı da serbest bırakılınca davada tutuklu sanık kalmadı. Ancak Kızılkaya, gazete ile ilintili 92 davada daha yargılanıyor!

Geçen hafta da Büyükada'da stres yönetimi ve dijital güvenlik üzerine bir toplantı yaptıkları sırada gözaltına alınan sekiz insan hakları savunucusunun yanı sıra, Redhack davasında yargılanan gazeteci Ömer Çelik de tahliye edilmişti. 

Bu gelişmeler art arda konunca, Cumhuriyet davasında da benzer tahliyelerin yaşanabileceği umudu oluştu. Silivri'ye gazetecileri almaya gitme planları yapıldı. Emre İper'in telefonunda Bylock yüklü olduğu iddiası konusunda bilirkişi Tuncay Beşikçi'nin, İper'i temize çıkaracak bulguları mahkeme ile paylaşması bu umudu biraz daha besledi.

Tuncay Beşikçi

Bylock konusunda sunum yapan bilirkişi Tuncay Beşikçi (Tarık Tolunay'ın çizimiyle)

Beşikçi, Bylock'u indirmeyenlerin bile nasıl Bylock kullanıcısı olarak görülebileceğini anlattı. Bu akıllı telefon uygulaması, hükümetin 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olmakla suçladığı Gülen cemaati üyelerinin özel yazışmalarında kullandığı iddia edilen bir program. Bu nedenle de örgütsel bağa dair bir suç delili sayılıyor.

Ancak bunun aksini düşünenler de var: Bu görüşe göre ise, Bylock herkesin erişimine açık olması sebebiyle bir grup ya da cemaate has kabul edilemez ve suç da teşkil edemez. Ancak mahkemelerin ekserisi ilk görüşte ittifak ediyor.

Beşikçi, Bylock'un Morbeyin, Freezy gibi site ve uygulamaların yazılımlarına kod olarak sıkıştırıldığını, es kaza buralarda dolaşanların da Bylock'un Litvanya'daki sunucusuna yönlendirildiklerini anlattı. 

Bu ufuk açan sunum aslında Bylock kullandığı iddia edilen ancak gerçekte kullanmayan çok sayıda mağdur olabileceği gerçeğini de gün yüzüne çıkarmış oldu. Bu bilgi yeniydi ve sahibini hakimin ısrarlı sorularına maruz bırakıyordu. Beşikçi'ye göre, Bylock'u dolaşıma sokanların başka uygulamalar üzerinden telefonlara sızmasının iki amacı olabilirdi: popülerlik ya da deşifre olmanın verdiği kaygı ile programı yaygınlaştırmak.

Bu aşamada davanın seyrine dair hemen her şey yolunda görünüyordu. Ta ki sivil toplum aktivisti ve iş adamı Osman Kavala'nın gözaltına alındığı soruşturmanın savcısından, Cumhuriyet davası hakimliğine gelen yazının okunduğu o ana kadar.

Bir anda hakim Abdurrahman Orkun Dağ, Aydın Engin ile Osman Kavala arasındaki bir whatsapp yazışmasını okumaya başladı. İçerikte, Cumhuriyet Gazetesi'nin yaşadığı mali kriz ve bunu aşmak için Avrupa Birliği (AB) kurumlarından fon alınmasına dair bir diyalog bulunuyordu. 

O konuşmalarda, Cumhuriyet Gazetesi çalışanlarının maaşlarının ödenmesinde zorluklar olduğu, kimi yöneticilerin maaşlarından feragat ederek destek olduğu vardı. Bir de, Engin'in, gazeteye açılan davanın değil ancak mali krizin kendilerini daha fazla etkilediğini anlattığı sözleri. 

Salonda ve savunma ekibini bir şaşkınlık dalgası kapladı. Kimse böylesi bir hamle beklemiyordu. Avukatların, bu yazı okunana kadar böylesi bir yazışmanın davaya sokuşturulmak istendiğinden haberi yoktu. Tam bir son dakika "işgüzarlığı" ile karşı karşıyaydılar. İtirazlarını da yaptılar zaten. Hakim, bu konuşmanın dosyaya konulup konulmayacağı konusundaki kararın bu celsede verilmeyeceğini söylese de, Kavala yazışmalarının ne niyetle bu davaya iliştirilmeye çalışıldığı can sıkan bir soru olarak ortaya çıkmıştı bir kere.

Aslında Kavala-Engin konuşmasının bu davada gündeme gelmesinin çift yönlü bir etkisi olacağı hesap edilmiş olabilirdi. Bir yandan, Cumhuriyet'in fonlar aracılığıyla "dış güçlerle" ittifak ettiği, Kavala'nın da güzide bir "ajan namzeti" olarak bu "oyunun" bir parçası olduğu algısı pekala yaratılabilirdi. 

Öte yandan, iktidar medyası için de Cumhuriyet ve Kavala aleyhine tezviratta kullanılması için iyi bir malzeme olabilirdi bu konuşma. Büyükada tutukluları hakkında akıl almaz komplo teorileri üreten AKP medyası, buradan da bolca malzeme çıkarabilir yeni bir "şer ittifakı" yaratıp hem Cumhuriyet'i hem de Kavala'yı hırpalayabilirdi. 

Bu belgenin mahkemeye gönderildiği saatlerde de Kavala'nın savcılık sorgusu sürüyordu ve  serbest bırakılmasına dair son umut kırıntıları da böylece yok olup gitmişti. Gece yarısı beklenen karar çıktı ve Kavala tutuklandı. Mahkeme heyeti, yazışmaların Cumhuriyet davasına eklenmesi konusunda dün bir karar açıklamayacağını ilan etti. Böylece heyet Kavala'nın tutukluluk durumuna göre pozisyon alacağını da açık etmiş oldu.

Kavala hamlesiyle ortaya çıkan absürt durum bir başka tuhaflıkla katmerlendi. Cumhuriyet'in eski yazarlarından Doğan Satmış, iktidar medyasında çıkan röportajında Can Dündar ve gazeteyi suçlayıcı ifadelerde bulunmuştu. Buradan görev çıkaran savcılık, delil toplama süreci bitmiş olmasına rağmen, röportajı hemen dava dosyasına eklemek için harekete geçti ve mahkeme de bu pası değerlendirerek iddiaları delil olarak dosyaya eklemeye hükmetti.

Bir savunma yapmayan Ahmet Şık söz alarak, "Haberlerden terör örgütü arıyorsunuz. Örgüt bu binanın içerisinde, hakim savcı kılığında. İşbirlikçileri de medyada“ deyiverdi. Bir kez daha gazeteciliğin yargılanmasını reddetti. 

Ahmet Şık

Ahmet Şık (Tarık Tolunay çizimiyle)

Dava, Kavala ve Satmış ile ilgili bölümlerden sonra yine normal seyrinde aktı. Sabuncu ve Atalay savunmalarını tamamladıktan sonra savcı hep o bildik nakaratı tekrarlayarak tutuklulukların devamını talep etti. 

Savunma ekibi ise 1 yılı geride bırakan tutuklulukların haksızlığına dair kapsamlı bir değerlendirme yaptıktan sonra sıra karara geldi. 

Ancak beklenen olmadı. Tahliye çıkmadı. 

Kavala'nın ölmüş bir davaya hayat öpücüğü yapılmaya çalışılıp çalışılmayacağı bir sonraki duruşmada yani 25-26 Aralık tarihlerinde netlik kazanacak. O güne kadar Cumhuriyetçiler yine gökyüzüne, sevdiklerine hasret dört duvar arasında zaman tüketecek.