Umut Özkırımlı
Kas 01 2017

Kötülüğün sıradanlığı ve Küçük Eichmannlar üzerine

'Küçük Eichmannlar' terimi ilk kez 2001 yılında siyasi bir aktivist ve Colorado Üniversitesi’nde etnik araştırmalar eski profesörü olan Ward Leroy Churchill tarafından kullanıldı. 

Daha sonra işine mal olan tartışmalı bir yazısında Churchill, bu terimi, "ABD'nin küresel finans imparatorluğunun tam merkezinde, ABD politikasının askeri boyutunun daima köleleştirildiği bir teknokratik birlik" anlamında kullandı.

'İkiz kulelerin steril sığınağında yaşayanların' düşündüğümüz kadar masum olmadıklarını, hükümetin Irak'ta ve başka yerlerde işlediği suçlarda suç ortağı olduklarını savundu.

'Küçük Eichmannlar', Hannah Arendt'in Nazi işbirlikçisi Adolph Eichmann'ın davasını ve kötülüğün sıradanlığı kavramını işlediği Kudüs'teki Eichmann kitabına açık bir saygı göstergesiydi.

Arendt’e göre Eichmann konusundaki sorun; "pek çok insan onun gibiydi ve çoğunluk ne sapkın ne de sadistti, korkunç ve dehşet verici derecede normallerdi ve hala öyleler." 

"Yasal kurumlarımız ve ahlaki yargı standartlarımız açısından, bu normalliğin, tüm zulümlerin toplamından çok daha korkunç olduğu" sonucuna vardı.

Ward Churchill'in Holokost failleri ve 11 Eylül kurbanları arasında kurmaya çalıştığı benzerlik hayal gücünün sınırlarını zorlamaktadır, iğrençlik sınırına dayandığı bile söylenebilir. Ama yine de 'Küçük Eichmannlar' terimi, Putin ve Erdoğan'dan Orbán, Modi, Kaczyński ve hatta Trump'a kadar, diktatörlerin küresel cazibesini ve halkçı otoriteciliğin günümüzde yükselişini anlamlandırmada oldukça yararlıdır. 

Demokratik olarak seçilmiş olsun ya da olmasın, tüm bu liderlerin önemli ölçüde popüler desteğe sahip olmalarının yanında, bu diktatörler; seçkin bir azınlığı değil, bütün toplumları kapsayan zeitgeistin parçası olan muhafazakâr-gerici bir tepkinin ortaya çıkışının nedeni olmaktan ziyade semptomlarıdırlar.

Küçük Eichmannlar her yerdeler.

Kendi ticari çıkarlarını daha da ileri götürmek için diktatörün isteklerine boyun eğen medya patronu...

Şöhretini kurtarmak için diktatörün üst seviye danışmanı olan akademisyen...

Kamuoyunu yanlış yönlendirmek için gerçekleri gizleyen ya da çarpıtan gazeteci...

Liderin emirleri doğrultusunda sokaklara çıkan çeteler...

Hakların ve özgürlüklerin sürekli aşındırılmasına korku, umursamazlık veya çıkarları için göz yuman sessiz çoğunluk...

Aynı 'orijinal' Eichmann gibi küçük Eichmannlar da 'korkunç ve dehşet verici derecede normaldirler.' İşe giderler, tatile çıkarlar, dedikodu yaparlar, en sevdikleri ünlülerin evlilik dışı ilişkilerini takip ederler, bir futbol maçını ya da en son çıkan filmi izlerler; ve tabii ki tweet atarlar. Bir sonraki "ulusal" krize kadar bir hashtag etrafında toplanırlar....

Kriz olduğunda da bayrak etrafında toplanırlar.

Ancak Arendt'in bize hatırlattığı gibi, "kitlesel cinayet örgütlenmesinde sizi istekli bir araç haline getiren şanssızlıktan başka bir şey olmasa bile; toplu cinayet politikasını uyguladığınız ve dolayısıyla aktif olarak desteklediğiniz gerçeği değişmeden kalıyor. Siyaset kreş gibi değildir; siyasette itaat ve destek aynıdır."

Halkçı otoriteryanları Nazilerle ya da bugünün seçmenlerini dünün Eichmannları ile karşılaştırmak da bir hayal gücü gerektiriyor; sürekli bir olağanüstü hâl durumunda yaşamak mümkün değildir. Fakat Trump, Putin veya Erdoğan'a katlanmak zorunda olanlar için olağanüstü hâl dışında bir hayat yoktur.

Havaalanında ABD'ye girmekten men edilen 'göçmenin', Putin'in haydutları tarafından taciz edilen muhalifin, Erdoğan'ın Türkiye'sinde sadece işini yaptığı için hapishaneye gönderilen gazeteci veya akademisyenin futbol maç ya da film izlemek gibi bir lüksü yoktur.

İhtiyaç duydukları şey, önemli bir şey olmasına rağmen, bir hashtag değildir, bizim desteğimiz ve dayanışmamızdır. Seslerinin duyulmasına ve durumlarının sürekli olarak hatırlanmasına ihtiyaçları vardır.

Bu yazılar bu ruh haliyle yazılacaktır.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar