Sezin Öney
Kas 01 2017

Rütbeyi 28 Şubat'ta aldı

İlk yazıda, "1990'lardan bu yana Türk sağının birçok kilit ismiyle beraber çalışan Meral Akşener, kendi renkleriyle, kendi hareketiyle ilk kez "Birinci Adam". İki yazılık bir diziyle, işte Meral Akşener'in profili" demiştik. Ve Akşener'in bir lise ve üniversite öğrencisi olarak "Ülkücü" profiliyle siyasallaşmasını ve politikaya olan "amatör" ilgisinin sonunda kendisini 1996'da İçişleri Bakanlığı'na taşıyıvermesi sürecini incelemiştik.

Akşener'in hikâyesi birçok açıdan, Türkiye siyasi tarihinin "sağ kanadının" 1970'lerden bu yana olan tarihiyle özdeşiyor. Tıpkı, sürekli darbelerle kesintiye uğrayan, Türkiye siyaseti gibi, Meral Akşener'in de küllerinden sürekli yeniden doğduğunu ve kendini sürekli baştan yarattığını söyleyebiliriz. 

Örneğin, 2016 sonbaharında, 15 Temmuz Darbe Girişimi'nin ardından, "siyaset bitirilmiş", morali de yerle bir edilmiş gibiydi. Tam bir yıl sonra, İYİ Parti'nin 25 Ekim'deki kuruluş töreninde, destekçileri "Başbakan Meral" diye tempo tutarken, onları "Cumhurbaşkanı Meral" diye düzeltecek kadar da özgüvenli. 

meral akşener gençlik

 

Türkiye siyasi tarihinin ilk ve tek kadın İçişleri Bakanı, gerçekten de "derin" bir karakter; artık, "derin" kavramını nasıl yorumlarsanız tabii...

Ertuğrul Özkök, 1997'deki bir yazısında "Derin Devlet" kavramının "mucitliğini" Ağar-Akşener ikilisine atfederek şöyle yazmıştı:

‘‘Derin’’ kavramını ilk kullanan Meral Akşener, onu Derin Devlet haline getiren de Mehmet Ağar'dı."
Özkök'ün yazısından öğrendiğimize göre, "derin devlet" kavramının öyküsü de şöyleymiş:

"1995 seçimlerinden hemen önceydi. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller, Saraybosna'ya gidiyordu...bir ara Meral Akşener'le sohbet ettim.

Akşener, henüz milletvekili değildi. Bir fakültede öğretim görevlisi olarak çalışıyordu ve Çiller'in çevresinde yıldızı yükselen kadınlardan birisiydi.

O gün bana, DYP olarak, ‘‘Derin Türkiye'yi incelediklerini’’ anlatmıştı.

Aslında ‘‘Derin’’ kavramı, Fransız sosyologlarının sevdiği bir kavramdır. ‘‘La France Profonde’’ yani Derin Fransa kavramı, Fransız toplumunun temelindeki özellikleri ve unsurları anlatmak için kullanılır. Sanıyorum Akşener de bu kavramı oradan çevirmişti.

O da Türkiye'nin temel unsurlarını ortaya çıkarıp, DYP'nin yeni hükümet politikasını bunun üzerine kuracaklarını söylüyordu.

Bu kavramın ikinci kullanılışı da yine bir DYP'liden geldi.

Hem de hiç tahmin edemeyeceğiniz bir DYP'liden. Mehmet Ağar'dan.

Meral Akşener meclis

 

"Refahyol Hükümeti'nin kuruluşundan kısa süre sonraydı.
O sırada Libya olayı patlamış ve Mehmet Ağar da, Erbakan'ın Libya'ya yapacağı gezinin kararnamesini imzalamamakta ısrar ediyordu.

Ağar o günlerde Çevik Bir'le yemek yemişti. Yemeğe MİT Müsteşarı Sönmez Köksal ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Onur Öymen de katılmıştı.

Biz bu yemekle ilgili bilgi almak istiyorduk. Ancak, Ağar bize yemeğin ayrıntısı hakkında en küçük bir detay dahi vermedi.

Sadece şunu söylemekle yetindi:
‘‘Derin devlet bu işi öyle kolay kolay bırakmaz.’’

Ama bu kavramı, öyle düşmanca değil, tam aksine taraf olduğu bir kavram olarak kullanmıştı.
Onun anlattığı derin devlet içinde askerler de vardı, Cumhurbaşkanı da".

Akşener'in bir yıl içinde kendini ev hanımlığı-annelik-akademisyenlik üçgeninden, tam bir şeytan üçgeni halindeki 1996'nın İçişleri Bakanlığı'nın koltuğuna taşıyan o günlere dönelim şimdi. Bakanlık koltuğuna oturduktan Akşener'in dikkatleri üzerine topladığı ilk olay, Abdullah Öcalan için "Ermeni dölü" demesi olmuştu. Akabinde bu sözleri için özür dilemiş ve "Ben Türkiye'de yaşayan Ermenileri değil, genel olarak Ermeni ırkını kastettim" demişti. Kuşkusuz 1997'deki bu sözleri, "Derin Türkiye psikolojisinin" bir ifadesiydi. 2015'e gelindiğinde Akşener,  bu ifadesi için "bir daha yapılmaması gereken bir gaftı" diyecekti. 

Meral Akşener

 

Akşener'in İçişleri Bakanlığı'na damga vuran ve onu siyaseten şekillendiren başlıca olay ise, 28 Şubat 1997'te Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısıyla, Refah-Yol hükümetine karşı "Post-modern Darbe" sürecinin başlaması elbette. 28 Şubat sürecinde Akşener, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin (TSK) o dönemki kurmay kadrosuyla sıkı atışmalar ve güç çekişmeleri içine girdi. Yaklaşık beş ay süren ve Refah-Yol'un 30 Haziran 1997'de istifasıyla sonuçlanan 28 Şubat Post-Modern Darbesi, Meral Akşener'in "siyaset okulu" oldu desek yanlış olmaz. 

Bu dönemde, TSK'nın markajına Akşener'in tepkisi, "kısasa kısas" şeklinde oldu. Öncelikle, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'nın başına Bülent Orakoğlu'nu atamakla başladı. Bu atamanın, "Genelkurmay Başkanlığı’ndaki giriş çıkışlar ile yüksek rütbeli subayların tüm hareketlerini an be an izletmek" için yapıldığı söyleniyordu.

Dönemin Genelkurmay İstihbarat Dairesi Başkanı Emekli Korgeneral Çetin Saner, Akşener'e şu mesajı "ilettirmişti": "O kadına söyle ayağını denk alsın...Gelirsek onu ve avanesini İçişleri Bakanlığı’nın önünde yağlı kazığa oturturuz". Mesajı ileten, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Teoman Ünasan idi. Kendisi "EMASYA Prokolü"nün mimarı da olarak bilinen kişi. "Emniyet-Asayiş-Yardımlaşma" ifadelerinin kısaltılmışı olan EMASYA Protokolü, İl İdaresi Kanunu'nda yapılan değişiklikle, askerin, "polisin yeterli olmadığı durumlarda" toplumsal olaylara müdahalesine dönük bir düzenleme getirmişti. 

Akşener, 28 Şubat sürecinde bürokraside kilit rol oynayan müsteşarı Ünasan ile, Korgeneral Saner'e şu mesajı geri yolladı: "Çetin Paşa'ya söyle. Ben tarihçiyim. Kazıklı Voyvoda eşcinseldi". 

Meral Akşener mecliste

Akşener'den "ilk kadın İçişleri Bakanı" diye bahsediyoruz ama bakanlığı dönemi, böyle oldukça da "maço" çıkışlarla da geçti. Örneğin, meşhur "kapı kırma" hadisesini ele alalım. Akşener,  TSK'nın emir komuta zincirinde olduğunu iddia ettiği dönemin Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel'in yerine, Kemal Çelik'i atamak istedi. Ancak, Yüksel'in Akşener'e kulak asmak gibi bir niyeti yoktu. Bunun üzerine, Nisan 1997'de Akşener, bir gece yarısından sonra Kemal Çelik'i Emniyet'e götürdü ve "kapıyı kırarak" içeri girip atama kararını hayata geçirdi. Ertesinde de şu açıklamayı yaptı:

"Hani Fatih'in ünlü bir sözü var, `Ben padişahsam emrediyorum gel, ben padişah değilsem sen padişahsan gene gel otur.' Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin İçişleri Bakanı'yım. Dolayısıyla o kurumun tüm odalarında oturup çalışma hakkım var...Talimatı veririm kapılar açılır, ama şimdi sorgulanmayan bir şey var, amir benim. Ben bakanım istediğim yerde istediğim şekilde çalışırım. Herhangi bir kapı kırma olayı yoktur, talimat veririm kapı açılır".

28 Şubat'taki "dik duruşu", muhafazakâr kanatta Akşener'e prestij kazandırdı. Köprünün altından çok sular aktığı ve 2015'e gelindiğinde bile hükümete yakın gazeteci Abdülkadir Selvi, Akşener'i 28 Şubat'taki duruşunu övdüğü "Namusu, namusumuzdur" başlıklı bir yazıyla onu savunuyordu. 

Selvi, yazısında şöyle demişti: "Bugün Meral Akşener'i savunmak insanlık borcudur. Meral Akşener'e iftira atmaya kalkışanlara buradan sesleniyorum: O kirli ellerinizi namus ve iffet timsali olan bir kadının üzerinden çekin. Çünkü Meral Akşener'in namusu bizim namusumuzdur."

Selvi, Ağustos 2017'deki bir yazısında da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Akşener'i özellikle hedefine almadığını öne sürmüştü. Selvi'nin yazıdaki imâsı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, rakip olarak CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'ndan çok, Meral Akşener'i ciddiye aldığı idi. 

Ancak, işin şu boyutu da var: bir kadın lideri, erkek muadillerine yapıldığı biçimde sert, hatta belden aşağı veya hakaretamiz eleştirmek kolay mı? Böyle eleştiriler, erkeklere karşı verdiği sonucu, bir kadına karşı verir mi?

Halkların Demokrasi Partisi (HDP) Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, çok sert eleştirildi ve şimdide hapiste. Ancak, Yüksekdağ'a yapılan Akşener'e yapılabilir mi; yapılsa tutar mı?
Bu bir soru işareti olarak aklımızda kalsın...Dönelim Akşener'in kişisel tarihine...

"Kısasa kısasçı" ve "maço" tavırları, İçişleri Bakanlığı'na damgasını vurmuştu dedik. Bu tavrı, bakanlığı sonlandıktan sonra da sürdü: Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT), 1998'de firardaki organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı'ya karşı düzenleceği operasyonu kendisine önceden haber verdiği yönündeki ses kayıtları basına sızdı. Kendisi de, aynı yıl, dönemin Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün, eski Devlet Bakanı Güneş Taner ile yaptığı "iş bağlama" konulu telefon konuşması bandını sızdırdı. 

2000'lere gelindiğinde, AK Parti'nin kuruluşunda yer alarak, siyasete taze bir başlangıç yapmaya çalıştı. Ancak, AK Parti kurucularıyla, özellikle de Abdullah Gül ile yakın çalıştığı günler sadecebeş ay kadar sürdü. "Milli Görüş" geleneğinin AK Parti'ye fazla hâkim olduğunu ima etti ve 2 Kasım 2001'de "eve döndü": Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli'nin başdanışmanı olarak göreve başladı. 2001-2015 arası, Akşener'in siyasetin keyfini çıkardığı dönemdi desek yeridir.

2004 yerel seçimlerinde, MHP'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı oldu ancak seçilemedi. 2007'den 2015'e kadar süren Meclis Başkanvekilliği dönemi,  Akşener'in hem "karizmasını" yansıtarak vitrine çıktığı, hem de diğer Başkanvekili CHP milletvekili Güldal Mumcu ile beraber kendini "Meclis Kraliçesi" olarak yeniden yarattığı bir dönemdi. Gene bir ilke imza atmıştı; Güldal Hanım ile beraber 1968'de CHP'den milletvekili olup, TBMM Başkanvekilliği yapan Hayriye Ayşe Nermin Neftçi'den sonra ilk kez bu görevi devralan kadınlar onlardı. 

2015'e doğru yaklaşıldığında fazla parlaması, hatta "Cumhurbaşkanlığı seçimi" için adının geçmesi, MHP lideri Bahçeli'yi rahatsız etmeye başladı. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, hükümet kurulamaması nedeniyle Anayasal zorunluluk gereği oluşturulan geçici hükümette yer alması için Akşener'e de teklif götürmüş ancak red cevabı almıştı. Bahçeli, 2015 Sonbaharı'nda, Akşener hakkında şöyle konuştu:

"Bu şekilde söylenen isimlerden hiç hoşlanmam, ismi geçeni de devre dışı tutarım. Meral Akşener'i eğer çok sık kullanırsanız, o devre dışı tutarım. Meral Akşener’i eğer çok sık kullanırsanız, o devre dışı kalır, haberiniz olsun. 80 milletvekilimiz var, her şeyde Akşener. Bu, o zaman başka bir şey var burada demektir. Onun için bir Meclis açılsın. Zannediyorum başkanvekilliğini de kaybetti".

1 Kasım 2015'de tekrarlanan seçimler için vekil adayları listeleri hazırlanırken Akşener, evden kovulmuştu: listelerde ismi yer almadı.  O günden sonra da, MHP'deki siyasi ikbâli kapandıkça kapandı. 
Gerisi mâlum; yapılamayan kongreler, yargı süreçleri, 2016 Sonbaharı'nda partiden ihraç, verilmeyen salonlar, vebalı muamelesi...

Akşener'i İYİ Parti'yi doğuran süreç işte böyle yaşandı. 
Şimdi karşımızda nasıl bir Meral Akşener var?
1996'da "Çiller'in öğrencisiyim" diyen Meral Akşener mi?

2016 Mayıs'ında, "Gezi benim çok ilgimi çekti ve ben o çocukların arkasında durdum. Oğlum dahil çevremden bir çok kişi gitti geldi. Oğlum yaşça büyüktü ama gitti geldiler... Ne var ne yok okudum anlayabilmek için. Ve sanıyorum Gezi'yi anlamaya en yakın kişiyim ben siyasette" diyen Akşener mi? 
25 Ekim'de, "Şimdi yeni şeyler söyleme zamanıdır"diyerek kurduğu partisinde, bakalım Meral Akşener, eski ve yeni neler söyleyecek?