Kas 02 2017

'Bu memlekette, yaşamak gibidir faşizme karşı direnmek!'

“Faşizmin tanımı nedir?” diye sorulduğunda herkes kendi yaşadığı zulmün penceresinden bakıp bir yanıt verecektir muhtemelen. 

Gazeteciler için yazdıkları haberler, daha doğrusu, gerçeğin ucundan tutup üzerindeki perdeyi yırtıp atmaları karşısında itibarsızlaştırılma, cezaevine atılma olabilirken, bir diğer meslek grubu için işinden edilmek faşizmin en bariz göstergesi olabilir.

Cumhuriyet gazetecileri içinse muhtemelen meslek hayatları boyunca mücadele ettikleri bir yapının “işbirlikçileri” olarak suçlanmak ve 1 yılı aşkın süredir bu garabet suçlama ile demir parmaklıklar ardında tutulmak olsa gerek, faşizm. 

Faşizmin cezalandırma mekanizması elbette cezaevi dışına da ulaşıyor ve bu kez meslektaşlarının duruşmasını, onların literatüre geçen savunmalarını izlemeye/dinlemeye gelen “dışarıdaki” gazeteciler için de “yıldırma” uygulamaları başlıyor.

Deneyimli gazeteci ve T24 yazarı Hasan Cemal de bundan payına düşeni alıyor. Mahkeme kapısı önünde bekletilme, itilip kakılma, içeri alınmama eziyetini mütemadiyen yaşayanlardan. Arkadaşları da olan gazetecilerle dayanışma göstermeye de müsamaha yok faşizmde. 

Her şeye rağmen, Cemal de Özgür Gündem davasında İnan Kızılkaya ve Kemal Sancılı’nın tahliye edilmesiyle diğer gazeteciler gibi umutlanıyor. Belki 4. kez hakim karşısına çıkıp "Haberlerden suç çıkartamazsınız" diyecek olan Cumhuriyetçiler tahliye edilecekti.  

Ancak beklentiler akşam saatlerinde yerini yine hayal kırıklığına bıraktı. Cemal o anda, "Hukuk cinayeti devam ediyor!" tweeti atarak yaşananların adını koydu.

O anki ruh halini ise şöyle özetliyor Cemal:

İçim kararıyor. Yazıyı ertesi güne, çarşamba sabahına bırakıyorum. Yazarsam, öfke kontrolsüz, çok sert bir yazı çıkacak çünkü...

O sırada Cemal'in kutusuna HDP'lilerden e-mailler düşüyor. Çoğu, 1 yıldır tutuklu olan HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş'a ve gözaltındaki 4 bin HDP'liye dair. 

Yetmiyor, o günün sabahına sivil toplum savunucusu Osman Kavala'nın tutuklandığı bilgisiyle uyanıyor Cemal. Kabus sürüyor. Bir isyan dalgası içini kaplıyor Cemal'in. 

Hemen her tutuklamaya payanda edilen "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçlaması ibaresini görmek Cemal'i iyice mutsuz ediyor.

Yine de tek çarenin direnmek olduğunun altını çiziyor: Bu memlekette yaşamak gibi, yazmak da direnmektir. Zulme karşı, haksızlık ve hukuksuzluğa karşı, faşizme karşı direnmek!

Ve Cemal'e yazacak iki kelime kalıyor: Zulüm hukuku.

Bu tanımı yapan tek kişi de değil Cemal. Ertesi gün CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da, Türkiye'nin içinde olduğu durumu, "İşte Faşizm budur" diyerek tanımlıyor.

Hatta Kılıçdaroğlu, partilere "faşist diktatör" tanımını kullanmaktan imtina etmeyin talimatı veriyor. Bu terimi kullanan CHP Genel Başkanı Bülent Tezcan'a desteğini de şöyle izah ediyor, "Bu yapılan itham değil durum tespiti. Bunun üzerine gidilmesi gerekiyor. Bütün arkadaşlarımız da bu tanımı kullanmaktan imtina etmemeli."