Enflasyon, aptal!

Başkan Clinton'u 1992'de Beyaz Saray'a taşıyan slogan, o zamandan beri iktidar arzularını tatminde dünyanın dört bir yanındaki birçok siyasetçiye rehberlik eden bir mantra haline geldi. 2002 seçimlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan için de işe yaradığı şekliyle işçi sınıfının sıkıntılarına odaklanmak, bir anlamda iktidarın bileti oluyor.

İktidarda olduğu son 15 senedir önce başbakan daha sonra cumhurbaşkanı olan Erdoğan, "sorunsuz işleyen" bir ekonominin işlevselliğinin farkındaydı. Bu sebeple ekibi, mantıklı ve çoğu zaman da güvenilir bir makroekonomik yönetime daima özel önem verdi.  Popülizm ve aklıselim arasında yakalanan ince ayar, fonlarını Türkiye'ye döken yabancı yatırımcıların yanı sıra, genişleyip güçlenmekte olan orta sınıf seçmen tabanını da memnun etti.

Ancak, zaman geçtikçe hükümet iktidarın sağlamlaştırılması için çaba harcarken, iktidarda kalmanın marjinal maliyeti de arttı. İktidarı korumak adına makroekonomik dengeleri gözetmek yerine büyüme hedefi ön plana çıktı.  Toplumun kutuplaşması yoluyla safları bir arada tutmak öncelikli tercih haline geldi. Ülkedeki "muhalifleri" birer suçlu olarak göstermek toplumu kutuplaştırmaya yararken; daha güçlü büyüme, Merkez Bankası'nın (TCMB) enflasyon üzerindeki kontrolünü hafifletmesinin bir fonksiyonu haline geldi. Ve elbette, 2008'den bu yana küresel piyasalardaki likidite okyanusu, enflasyonu baskılamakta çok işe yaradı.

Guldem_1
Grafik 1: Türk Lirası ve ABD Doları kıyaslaması (Kaynak: Ticaret İktisadı)

Şimdiyse, işler artık tamamen değişmiş gözüküyor.

Hafta başlangıcında gelen habere göre, TCMB, Rezerv Opsiyon Mekanizması'nda (ROM) yapılan yeni düzenleme ile 5,3 milyar lira piyasadan çekerek yaklaşık 1,4 milyar dolar tutarında dövizi bankaların kullanımına bırakacak. Bu karar, Türk lirasının dolar karşısında hızlı düşüşünü takiben, banka tarafından da belirtildiği gibi, TCMB'nin fiyat istikrarını ve finansal istikrarı destekleme arayışının bir parçası. Merkez Bankası, Türk lirasındaki son fiyat oluşumlarının “sağlıksız” ve Türkiye'nin "ekonomik temelleri ile tutarsız” olduğunu savunuyor.

Peki.  Fakat gerçekten de durum öyle mi?

Grafik 2: Türkiye Temel Enflasyonu - Yüzde (enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler, tütün ve altın hariç)
Grafik 2: Türkiye Temel Enflasyonu - Yüzde (enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler, tütün ve altın hariç) (Kaynak: TCMB)

Geçtiğimiz hafta Ekim ayı enflasyon rakamları açıklandı. %11,9'a yükselerek dokuz yılın en yüksek seviyesine ulaşan Tüketici fiyatları enflasyonunun (TÜFE), vatandaşı mağdur edeceği düşünülüyor. Enflasyonun hızı gıda, konut ve ulaşım alt bölümlerinde daha da yüksekti. Üretici fiyat enflasyonu (ÜFE) ise aynı dönemde dokuz yılın en yüksek puanı olan yüzde 17,3'e ulaşmış ve imalat sanayi fiyat enflasyonu bir önceki yıla kıyasla yüzde 18,9 ile şaşırtıcı bir yükseliş göstermiştir.

Tüm enflasyon detaylarında en rahatsız edici nokta, Türkiye'nin çekirdek enflasyonundaki hem seviye hem de eğilimdir.

Temel indeks (enerji, yiyecek ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler, tütün ve altın hariç) ekim ayında yüzde 11,79’a yükselerek son 12 ay boyunca neredeyse iki kat arttı.

Bütün bu karmaşanın trajikomik yönü, merkez bankasının geçen hafta Enflasyon Raporu'nda da tekrar edildiği gibi "sıkı bir para politikası" uygulama argümanıdır. Şunun da göz önünde bulundurulması gerekir: Merkez bankasının ortalama finansman oranı, 1 Kasım itibarıyla yüzde 11,9, cari fiyat endeksi yüzde 11,9 ve ÜFE yüzde 17,3'dür. Son olarak bir diğer önemli nokta ise, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın hala yüzde 5,0 enflasyon hedefi olmasıdır.

Bunun, "tutarlı" bir para politikası ile güvenilir bir "enflasyon hedefleme" yolu olduğunu düşünmek nasıl mümkün olabilir? Aksine, banka ile olan bu durum, TÜFE'nin yüzde 29,7'den yüzde 6,2'ye düştüğü 2002-2012 yılları arasında enflasyon cephesinde kazanılan başarıyı baltalamaktadır.

Grafik 3: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Piyasası Oranları (Pembe Çizgi = WA Finansman Oranı)
Grafik 3: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Piyasası Oranları (Pembe Çizgi = WA Finansman Oranı) (Kaynak: TCMB)

Geçtiğimiz hafta Ekim ayı enflasyon rakamları açıklandı. Yüzde 11,9'a yükselerek dokuz yılın en yüksek seviyesine ulaşan tüketici fiyatları enflasyonunun (TÜFE), Türkiye’de yaşayanları zorlamaya başladığı ortada. Üstelik enflasyonun hızı, gıda, konut ve ulaşım alt sektörlerinde daha da yüksek. Üretici fiyat enflasyonu (ÜFE) ise aynı dönemde dokuz yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 17,3'e ulaşırken imalat sanayi fiyat enflasyonu bir önceki yıla kıyasla yüzde 18,9 ile korkutucu bir yükseliş göstermekte.

Tüm enflasyon detaylarında en rahatsız edici noktaysa, Türkiye'nin çekirdek enflasyonundaki seviye ve bulunduğu yükseliş eğilimi.

Çekirdek enflasyon (enerji, yiyecek ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler, tütün ve altın hariç) ekim ayında yüzde 11,79’a yükselerek son 12 ay boyunca neredeyse iki kat arttı.

Bütün bu karmaşanın trajikomik yönü, merkez bankasının geçen hafta Enflasyon Raporu'nda da tekrar edildiği gibi "sıkı bir para politikası" uygulamakta olduğu argümanı. Hele ki; merkez bankasının ortalama finansman faizi 1 Kasım itibarıyla yüzde 11,9 iken; buna karşılık TÜFE enflasyonunun yüzde 11,9 ve ÜFE enflasyonun yüzde 17,3’te oluşu.  Ve tabi enflasyonun geldiği çift haneli seviyeler karşısında resmi enflasyon hedefinin de hala yüzde 5,0 olduğu iddiası.

Bunun, "tutarlı" bir para politikası ile güvenilir bir "enflasyon hedefleme" yolu olduğunu düşünmek mümkün değil tabi. Banka’nın bugünkü para politikası 2002-2012 yılları arasında halkın büyük özverisi ve zorluklarla TÜFE'nin yüzde  29,7'den yüzde 6,2'ye düşürüldüğü başarıyı da tehlikeye atıyor.

Grafik 4: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Enflasyon (yıl bazında yüzde)
Grafik 4: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Enflasyon (yıl bazında yüzde) (Kaynak: TCMB)