Maya Arakon
Kas 24 2017

Bizim ve ‘onların’ öğretmenleri!

Geçen akşam kafa dağıtacak, şöyle eğlenceli bir şey ararken Idiocracy diye bir filme denk geldim. 

Spoiler vermemek için çok detaylı anlatmayacağım ama genel olarak günümüzde (film 2005'te başlıyor) insanların gitgide aptallaşmasını, eğitimin gitgide yozlaşarak okulların kimseye birşey öğretemez hale gelmesini, bu eğitimsiz kesimlerin gitgide çoğalması sonucunda bundan birkaç yüz yıl sonra dünyayı idiotların yöneteceğini ve artık çöplerin bile toplanmadığı, toplumda hiçbir işin yapılamadığı, insanların düzgün cümle dahi kurmaktan aciz olduğu bir düzenin hüküm süreceğini anlatan bir film.
 
Kuşkusuz bazı ülkelerde filmdekine benzer idiotların sayısı oldukça fazla ve günlük hayatımızda da bunun yansımalarını görmekteyiz. 

Buradaki temel meselemiz insanları bu hale getiren sistemin nasıl işlediği ve bu sistemi geriye döndürecek mekanizmaların neler olduğu olmalı elbette. 

Bu noktada da geçen haftaki yazıdan devamla eğitim sisteminin bazı ülkelerde neden bu derece kötü olduğunu sorgulamak gerekiyor. 

Geçen yazıda bahsetmiştim, PISA direktörü Schleicher "iyi eğitim verebilmek için öncelikle öğretmenlerin iyi olması gerek" demiş. Türkiye ise öğretmenlerin durumunun kötü olduğu ülkelerden biri. 

Öğretmenlerhaber.com sitesinin OECD ülkelerindeki milletvekili ve öğretmen maaşlarını karşılaştırdığı tabloya göre 2012 yılında durum şöyleymiş:
 
- İsveç: Kişi başı milli geliri: 65.000 $. Milletvekili maaşı: 4.200 dolar… Maaşın milli gelire oranı: % 6.4. Yıllık öğretmen maaşı 38.785 dolar.
- Hollanda: Kişi başı milli geliri: 52.000 dolar… Milletvekili maaşı: 5.660 dolar... Maaşın milli gelire oranı: % 10.8. Yıllık öğretmen maaşı 67.848 dolar.
- İngiltere: Kişi başı milli geliri: 46.500 dolar... Milletvekili maaşı: 6.200 $. Maaşın milli gelire oranı: % 13.3. Yıllık öğretmen maaşı 43.835 dolar.
- İspanya: Kişi başı milli geliri: 37.000 dolar... Milletvekili maaşı: 2.312 $. Maaşın milli gelire oranı: % 4. Yıllık öğretmen maaşı 53.120 dolar.
- Çek Cumhuriyeti: Kişi başı milli geliri: 21.000 dolar... Milletvekili maaşı: 1.900 $. Maaşın milli gelire oranı: % 9. Yıllık öğretmen maaşı 29.663 dolar.
Öğretmen maaşlarında OECD ortalaması: 51.879 dolar.
- Türkiye: (2017) Kişi başı milli geliri: 9826 dolar.. (tahmin edilen). Milletvekili maaşı: 17.000 TL. Çifte emekli geliri var. 

Maaşın milli gelire oranı: % 80. Vekiller 2 yılda emeklilik hakkı elde ediyorlar ve emekli maaşları da ayda 8.500 TL. Yani Türkiye'deki miletvekillerinin yıllık maaşı net 204.000 lira.
 
Vekil maaşlarının yüksek olduğu ülkelerde öğretmen maaşları da buna orantılı olarak yüksek. Ortalamalara baktığımızda bir öğretmenin maaşı ABD'de senede 138.000, İskoçya'da 141.600, Danimarka'da 156.300, Kanada'da 167.300, Lüksemburg'da 288.530 lirayken Türkiye'de en yüksek derecede öğretmenin yıllık maaşının 2018 yılı itibariyle 41.628 lira olması kararlaştırılmış. Ayda net 3.469 lira yani.
 
Türk-iş'e göre 2017 yılında Türkiye'de dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 4.913 liraymış. Yani öğretmenlerimiz 2018 itibariyle alacakları maaşla bile 2017 yılı yoksulluk sınırının altında yaşıyor olacaklar.
 
İş bununla da bitmiyor. Olumsuz maddi koşulların öğretmenler üzerindeki psikolojik etkileri de oldukça ağır.
Eğitim-İş’in yaptığı Öğretmenlerin Ekonomik Durumlarına İlişkin Öğretmen Görüşleri Araştırması’na göre:

- Öğretmenlerin yüzde 83'ü mesleğinden elde ettiği gelirleri yetersiz buluyor.
- Yüzde 74 maaşının düşük olması nedeniyle toplumdaki saygınlığının azaldığını belirtiyor.

- Gelişmiş ülkelerdeki öğretmenlerle benzer çalışma koşullarına sahip olmadığını düşünenlerin oranı yüzde 86.

- Yüzde 73 mesleğine tam olarak motive olamıyor.

- Yüzde 82 kazandığı para ile çocuklarının gıda ihtiyaçlarını, yüzde 85 ise çocuklarının kılık kıyafet ihtiyaçlarını rahat bir şekilde karşılayamıyor. Öğretmenlerin yüzde 71’i çocuklarının dengeli beslenemediğini belirtiyor.

- Yüzde 75 mesleki veriminin borçlar yüzünden düştüğünü söylüyor.

- Öğretmenlerin yüzde 52’si gelirlerindeki yetersizlik nedeniyle psikolojik sorunlar yaşıyor.

- Yüzde 88 çocuk yardımını yetersiz bulurken, ek ders ücretlerinde bu oran yüzde 89’a çıkıyor.

- Yüzde 50 ise daha çok para kazanacağı bir iş bulması halinde mesleğini bırakabileceğini dile getiriyor.

- Eğitimcilerin yüzde 52’si görevden alınma korkusu yaşıyor.

Devlet okullarında öğretmen başına düşen öğrenci sayısı her ne kadar 22 olarak açıklanmışsa da, Eğitim-İş'in raporuna göre bu sayı sadece iki üç öğrencisi olan köyleri de istatistiğe kattıkları için bu kadar düşük ve gerçek rakam bunun çok üzerinde. (Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Yani ilköğretimdeki öğretmenlerimiz hem yetersiz maaş alıyor ve kalabalık sınıflarda yetersiz koşullarda ders anlatıyor, hem de bunun psikolojik yükünü en ağır şekliyle çekiyor.
 
Bu şartlar altında öğretmenlerin kendini yetiştirip mesleğini tam donanımla yapmasını beklemek  haksızlığın ötesinde ütopik de olacaktır. 

Dolayısıyla yeni nesillerin okuduğunu doğru anlamaktan aciz bireyler olmasında şaşıracak bir durum yok. Bu insan sermayesiyle Türkiye'nin dünyayla rekabet etmesi mümkün değil. Bilgi üretiminin olmadığı yerde nasıl bir kalkınma ve gelişme beklenebilir ki? 

Bırakın rekabeti, toplumsal işleyişin gitgide kötüleşmesi de bu durumun sonucu.

Çünkü kimse mesleki eğitimi düzgün almadığı gibi, toplum içindeki görevlerini yerine getirecek bilgi ve beceriye de sahip değil. Bu sebeple çağırdığınız tamirci musluğunuzu doğru düzgün tamir edemiyor, bu sebeple arabanız iki günde bir arıza yapıyor, bu sebeple İstanbul gibi bir megapolde asfalt yollar çukur dolu, bu sebeple 21. yüzyılda beş gün boyunca sular kesik kalabiliyor, elektrikler günlerce kesiliyor ve olan buzdolabındaki gıdalarınıza oluyor, bu sebeple otobüsler hiçbir zaman vaktinde gelmiyor, trafik her zaman sıkışık oluyor, kimse kamusal alanın kurallarına uymuyor, uyana "keriz" muamelesi yapılıyor, ambülans hastayı hastaneye yetiştiremiyor, yağmur yağdığında her yeri sel basıyor, bu sebeple özellikle büyük şehirlerde hayat tam bir çileye dönüşüyor, minimum bir nezaket ve medeniyet kelimesini, bir "teşekkür" ya da "günaydın"ı bile kimse söylemiyor. 

Çünkü kimse işini iyi yapmıyor. Çünkü kimse düzgün eğitilmiyor. Çünkü başta siyasiler olmak üzere kimse eğitimin (burada sadece okullardaki öğretimi kastetmiyorum, eğitim kavramına holistik bir açıdan bakıyorum) bir toplumun gelişmesindeki rolünün ne derece önemli olduğunu idrak edebilmiş değil.

Bu ülkenin cumhurbaşkanları bile bir Picasso tablosuna bakıp "ne var ki, bunu ben de yaparım", belediye başkanları "tükürürüm ben böyle sanatın içine" diyebiliyor. Eğitim, sanat, kültür o derece küçümseniyor ki, kimse bunların bir toplumun gelişiminde hayati öneme sahip olduğunu anlamıyor.

Gelişimi sadece ekonomik veri olarak algılayan ve insan faktörünü göz ardı eden kafalara bunu anlatmak mümkün değil ne yazık ki. Tam da bu sebeple idiot toplumlara dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyoruz işte.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar