ezgi karataş
Kas 24 2017

OHAL Komisyonu'na umut bağlayan yok

 

ANKARA- 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 23 Ocak’ta yayınlanan 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kurulan OHAL Komisyonu, kuruluşundan çalışmaların başlamasına, üyelerin belirlenmesinden başvuruların alınmasına kadar hep rötarlı çalıştı. 

Kurulduktan 4 ay sonra çalışmalarına başlayabilen Komisyon, ilk başvuruları ise Temmuz ayında aldı. 

İlk hafta 17 bin kişinin başvurduğu komisyona, 14 Eylül’e kadar 102 bin 174 başvuru yapıldı. 

22 Mayıs’ta kurulan komisyon için başkan ataması dâhil olmak üzere hemen her adımda gecikme yaşandı. İlk kararların açıklanması için verilen tarih ise çoktan geçti. Başbakan Binali Yıldırım komisyonun ilk kararı için Kasım ayının ilk haftasını tarih göstermişti. 

Yıldırım’ın söz verdiği tarihe yetişemeyen komisyonun ilk kararlarını iki hafta içinde açıklanması bekleniyor. On binlerce kişi umutla Komisyon’dan çıkacak kararın yolunu gözlüyor.

Komisyonun kuruluşunu ilan eden KHK’ya  göre, kurulun yedi kişiden oluşması gerekiyor. Ancak Komisyonun ilk başkanı Müsteşar Yardımcısı Selahaddin Menteş’in Adalet Bakanlığı Müsteşarı olarak atanmasının ardından başkanlık görevi Salih Tanrıkulu’na geçti. KHK mağdurlarının mecburi ve tek istikameti OHAL Komisyonu, başkan dâhil olmak üzere  altı kişilik bir değerlendirme ekibinden oluşuyor. 

OHAL Komisyonu’nun başvuruları nasıl ve ne hızda değerlendireceği ilk günden beri tartışma konusu olurken, komisyonun bağımsızlığı ise akıllarda soru işareti olarak hala duruyor.

Peki, KHK mağdurları OHAL Komisyonu hakkında ne düşünüyor? OHAL Komisyonu’nu meslekten ihraç edilen iki kamu görevlisi ve hak temelli çalışmalar yürüten ve 677 sayılı KHK ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği ile değerlendirdik.

OHAL’in hemen ardından çıkarılan KHK’lar devlet içindeki muhalif unsurların temizlenmesi amacıyla da kullanıldı. 

 

ohal başvuruları

 

Cadı avına dönüşen süreçte darbe ya da cemaat yapılanmasıyla ilişkisi olmadığı halde on binlerce insan işten atıldı. 

Bunlar arasında Güneydoğu’daki operasyonlar sonrasında yaşanan hak ihlallerini protesto etmek amacıyla "Bu suça ortak olmayacağız" adlı bildiriye imza atan ‘Barış’ imzacısı akademisyenler ve onlara destek olan imzacılar da vardı.

Barış imzacıları pek çok KHK mağduru gibi OHAL Komisyonu’na başvuru yapanlar arasında yer alıyor. Başvuru yapanların bir kısmı sürece olumlu yaklaşırken bir kısmı ise sonuçların umut edildiği gibi olmayacağını düşünüyor.  

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi iken ‘Barış İmzacısı’ olduğu gerekçesiyle ihraç edilen Doç. Dr. Tezcan Durna, OHAL Komisyonundan çıkacak kararların istendik şekilde sonuçlanmayacağını düşünenler arasında yer alıyor. 

“Bu sonuçlardan bazı arkadaşlarımız bizler için de kararların çıkacağına dair umut ediyorlar. Ancak ben öyle bir umudun içinde değilim.” diye konuşan Durna, başvuru sırasında teslim edilen belgeler üzerinden nesnel ve hakkaniyetli bir sonucun çıkmayacağını savunuyor. 

Barış İmzacılarının ihraç sürecinde hem üniversite rektörlerinin yürüttüğü idari soruşturmaların, hem de istihbarat örgütünden gelen bilgilerin etkili olduğunu söyleyen Durna, komisyona kurumdan gidecek istihbaratların ise lehlerine olmayacağına dikkat çekiyor.  “Kurumdan gelen bu bilgilere ek yeni bilgilere komisyon nasıl ulaşacak da hakkımızda olumlu karar verecek?” diyen Durna, durumun anlaşılmaz olduğunu söylüyor.

Komisyona başvuranlar için gerekli evraklardan biri 6 bin karakterle sınırlı, 10 sayfayı geçmeyecek dilekçe idi. Başvuran kişinin savunma metni olarak değerlendirilebilecek bu dilekçeye ek olarak  Komisyon ihtiyaç duyduğu  her türlü bilgiyi ilgili kurumlardan isteyebiliyor.

Bu doğrultuda kamu kurum ve kuruluşları kendilerine yapılan itirazları, İdare Mahkemeleri KHK kaynaklı dava dosyalarını raportörlere ulaştırılırken, kamu kurumları da hakkında işlem tesis edilen personele ilişkin idari tahkikat dosyalarını komisyona iletti.

 

khk

 

Komisyonun lehlerine bir karar vermesi için savunma sürecinin işletilmediği ve hatta ifadelerine dahi başvurulmadığını söyleyen Durna, şöyle konuştu:

“Her şeyden önce, adları bile muğlak olan‘terör örgütleriyle iltisaklı’ olduğumuz için ihraç edildiğimiz bir süreçte, komisyon bu iltisakın olmadığını nasıl ortaya çıkarıp lehimize bir karar verecek onu anlamakta güçlük çekiyorum.” 

OHAL Komisyonu’ndan olumlu bir sonuç beklemeyen Durna, OHAL Komisyonu’nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin önünü kapatmak için kurulduğunu savunuyor. 

AİHM’e yapılan başvuruların “iç hukuk yollarının tüketilmemesi” nedeniyle olumsuz yanıtlandığını da hatırlatan Durna, görüşünü şöyle devam ettiriyor:

“Bu süreçte, zaten baştan tahmin ettiğimiz gibi, bir ihtimal, AİHM'e ‘Türkiye'de bu konuyla ilgili iç hukuk yolları nesnel kararlar veriyor’ mesajını vermek için, bir kaç olumlu karar çıkabilir. 

Ama bu olumlu kararlar, Barış İmzacılarını da kapsar mı emin değiliz. Bekleyip göreceğiz. 

tezcan durna
Barış İmzacısı olduğu gerekçesiyle ihraç edilen Doç. Tezcan Durna

Velhasıl, OHAL Komisyonu, yaşanan hukuksuzluklarla ilgili aranacak olası hak arayışlarının önünü kapatmak, hak arayışlarını sürüncemede bırakmak için kurulmuş bir tezgah gibi geliyor bana. En çok da AİHM sürecinin önünü kapatmak için tabi ki.” 

Barış İmzacıları’nın yargılama süreci devam ediyor, ilk davalar Aralık başında görülecek.

Durna,  Komisyon’dan göreve iade  kararı çıksa bile mahkemeden devlet memuriyetinden atılmayı gerektiren bir ceza da çıkabileceğini belirtiyor. 

Durna bu durumu, “Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça...” sözleriyle anlatıyor.

Barış İmzacılarına destek imzacısı yazarlar arasında yer alan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan çalışan yazar Pelin Buzluk da komisyondan olumlu sonuç çıkmayacağını düşünenler arasında yer alıyor.

Buzluk, başvuruların basında yer alan sayıdan çok daha fazla olduğunu, 150 bine yakın bir başvurunun söz konusu olduğunu söylüyor. 

Kasım ayı içinde açıklanması beklenen kararlar için “Bu kadar kısa sürede inceleme yapılan dosyalardan mucize çıkmasını beklemiyorum” diye konuşan Buzluk, komisyonun ise AİHM’nin yükünü azaltmak işleviyle hayata geçirildiğini düşünüyor. 

Komisyonun bir anlamda oyalama görevinde olduğunu söyleyen Buzluk, komisyonda yer alan kişilerin kariyer görevlileri olduğunu savunuyor:

“Komisyondakilerin tarafsız olacağını zannetmiyorum.O konuda umutsuzum. Bu sebeple komisyonun işlevsiz olduğunu düşünüyorum. Bunca yaşananlara rağmen komisyondan çıkacak kararların ise bizi yanıltmasını bekliyorum.

Başvuruların bir kısmı komisyonda elenecektir. Ama komisyondan sonra İdare Mahkemesi, Danıştay, Anayasa Mahkemesi sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci var. Böylece AİHM’e gidiş gecikmiş oluyor.”  

Buzluk, bu süreçte kendilerinin maddi ve manevi açıdan yıpranacağına dikkat çekiyor.

Buzluk, “Elbette haklarımızı geri alacağız. Uğradığımız hukuksuzluğun tazminatını maddi manevi alacağız. Ama bu kısa vadede olmayacak ve asıl sorun da bizim arada nasıl hayatta kalabileceğimiz” diyerek süreci özetliyor.

KHK ile meslekten ihraç edilen kişiler ya da kapatılan kurum ya da kuruluşlar ilk günden itibaren hem yargı yolunu hem de idari yolu denedi.  

Çok az sayıda idari başvuru geri alma sonucunu doğursa da idari yargıya, anayasa mahkemesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan başvurular için önce OHAL Komisyonu gösterildi.

Devlet içindeki ‘paralel yapılanma’nın izlerini temizlemek için çıkarıldığı iddia edilen kararnamelerle hak mücadelesi veren çok sayıda dernek kriminalize edildi ve “Terör örgütüne üye ya da irtibatta olmak“ suçlamasıyla mühürlendi. 

Ankara’da çalışmalarını yürüten Gündem Çocuk Derneği de KHK mağduru derneklerden biri olarak OHAL Komisyonu’na başvuranlar arasında yer alıyor.

Gündem Çocuk’tan Ezgi Koman, derneğin kapatılmasını beklemediklerini ve hangi örgütle ilişkilendirildiklerini bilmediklerini ifade ederken, “Komisyondan adaletli karar vermesini umut ediyoruz” diye konuşuyor. 

Koman, derneğin kapatılmasına ilişkin kararı AİHM’e götürmek için ise OHAL Komisyonu’na mecbur bırakıldıklarını söylüyor. Zira AİMH, Türkiye’den yapılan başvuruları komisyon sonuçlanmadan kabul etmiyor.

Komisyonun çalışması hakkında kendilerine bir geri bildirimde bulunulmadığını belirten Koman, kısa sürede yapılan incelemeler için ise  “Çoğu dosya birbirine benziyor. Öyle düşününce bu durum inceleme işini de kolaylaştırmış olabilir” diyor. 

Hukukçular ise ilk günden beri yüz binlerce dosyayı incelemenin yıllar alacağını söylerken Koman da iki hafta içinde  açıklanması beklenen ilk kararların üstün körü incelenmiş, matbu kararlar olacağını savunuyor.