Oca 20 2018

Türkiye'de OHAL’le değişen hayatlar normale dönecek mi?

Altıncı kez uzatılacağı açıklanan olağanüstü hal (OHAL) en az üç ay daha geçerli olacak. OHAL’in ilan edildiği 20 Temmuz 2016 tarihinden bugüne dek toplam 31 adet Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yayınlandı ve mevzuat alanında toplam 1000 maddenin üzerinde yeni düzenleme yapıldı.

Milyonları ilgilendiren kararların aniden KHK yöntemiyle hayata geçirildiği ortamda OHAL mağdurlarının yaşadıkları ise Türkiye’yi önümüzdeki dönemde nelerin beklediğine dair soru işaretlerini artırıyor.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrası çıkarılan 31 KHK’layla terör örgütlerine ya da Milli Güvenlik Kurulu’nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen oluşumlara üyeliği veya bağlantısı olduğu değerlendirilen 100 binin üzerinde kamu görevlisi ihraç edildi.

OHAL süresince 115 bin 516 kamu çalışanı hakkında ömür boyu kamu görevinden ihraç kararı verildi. 117 üniversiteden, 386’sı Barış için Akademisyenler bildirisine imza verenler olmak üzere, 5 bin 822 akademisyen ihraç edilirken OHAL boyunca 16 televizyon kanalı, 24 radyo, 63 gazete ve 20 dergiyle birlikte 178 medya kuruluşu kapatıldı. Toplam 184 gazeteci cezaevine konuldu. Kapatılan yayınevi sayısı 30’a ulaştı. OHAL boyunca 60 bin 532 öğretmen ise görevinden alındı.

OHAL mağduru Akademisyen Ali Rıza Güngen, “Kendimi sivil ölüme mahkûm edilmiş değil de, hakları alınmış bir akademisyen olarak görüyorum. Toplama kampına kapatmadıkları müddetçe kamunun bir araştırmacısıyım.” diyor.

Ali Rıza

Akademisyen Ali Rıza Güngen

1.5 yıldır süren OHAL yönetiminde üniversiteden atılmış binlerce akademisyenden biri Güngen. Sendikal faaliyette bulundukları, üniversite yönetimine eleştirel yaklaştıkları, barış bildirisine imza attıkları için işinden olan akademisyenlerin hemen hepsi YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığı izni olmadığı için hiçbir üniversitede çalışamıyor. Dahası, hiçbir projede resmen yer alamıyor. Pasaportları geçersiz sayıldığı için de kazandıkları araştırma bursları için yurt dışına da gidemiyorlar.

Güngen, “Oysa bize pasaport verilemeyeceğine dair bir KHK hükmü yok. Tamamen idari bir uygulama. Pasaport veririm de, benim de hakkımda işlem başlatırlar korkusu var resmi kurumlarda” şeklinde konuşuyor.

Peki neyle suçladıklarını bile bilmeyen akademisyenler hayatlarına nasıl devam ediyor?

"Sosyal güvencemiz de kaldırıldı. Haklarımı kazanmak için dört dava açtım” diyen Güngen, geçen yıl iki Türkçe, bir İngilizce makale yayımlamış, iki kitap ve 50’ye yakın haber çevirisi yapmış.  Gölge bir şekilde projelerde çalıştığını belirtiyor Güngen ve anlatıyor:

"5-6 saat yerine 10-12 saat çalışıyorum. Daha az kazanıyorum belki ama kapalı kanalları açmak için daha çok uğraşmam gerekiyor. Seminerlere, konferanslara gidiyorum. Toplama kampına kapatmadıkları müddetçe araştırmacıyım. Doğal akademik ortamımda olmadığım için beni paslandıracak bir süreç belki ama 'Atıldım ve kenara konuldum' da demek değil.”

Güngen, ODTÜ Siyaset Bilimi’nden mezun olduktan sonra aynı bölümde yüksek lisans ve doktorasını yaptı, bu üniversitede yedi yıl asistan olarak çalıştıktan sonra da Samsun 19 Mayıs Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalıştı; 2016’da 677 sayılı KHK ile ihraç edildi. Kendisine hiçbir gerekçe gösterilmeden 19 Mayıs Üniversitesi’nden atılan Güngen, üniversitede sendika temsilcisi olduğunu, barış bildirisine imza attığını, Gülen yapılanmasına yakın oldukları gerekçesiyle tutuklanan üniversite yöneticileriyle zamanında çok tartıştığını bile ifade ediyor.

Güngen, 15 Temmuz’un hayatına nasıl girdiğini de şu şekilde anlatıyor:

“Ben, eleştirel bir akademisyen olarak biliniyordum. Darbe olmasaydı, kolaylıkla atamayacaklardı. Darbeyle ne değişti? Anayasa ortadan kaldırıldı. Hak arama yollarımız ortadan kaldırıldı. Çalışma hakkıma, seyahat hakkıma el konuldu, ifade özgürlüğüm ortadan kaldırıldı”.

Hükümetin OHAL’de yaşanan mağduriyetleri gidermek için oluşturduğu OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’na 10 Ocak 2018 itibarıyla yapılan başvuru sayısı 104 bin 398’a vardı. Hükümet, komisyonun mağduriyetleri gidereceğinde ısrarlı. Ancak hukukçular bu konuda hemfikir değil.

Mecliste İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkan Vekilliği de yapan hukukçu Şenal Sarıhan, “Sadece FETÖ'cüler değil tüm muhalifler, toplumun sağduyulu kesimleri görevlerinden uzaklaştırılıyor, mağdur ediliyor” diyor ve Türkiye’de sıkıyönetim dönemi boyunca tutuklanan insan sayısının 52 bin olduğunu, OHAL’de ise bu sayıya bir yılda ulaşıldığının altını çiziyor.

Sarıhan

Hukukçu Şenal Sarıhan

Sarıhan, OHAL bilançosunun ağırlığına dair veriler paylaşıyor ve ,“15 Temmuz’un ardından 169 bini aşkın kişi hakkında işlem yapılırken, 47 bin küsur kişi adli kontrol koşuluyla serbest kaldı. 7 bin 605 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı. 124 bin kişi işsiz kalırken, iptal edilen 140 bin pasaport ile Türkiye, dışarı çıkılması yasak yarı açık bir cezaevine dönüştürüldü” ifadesi kullanıyor.

Sarıhan’a göre böylesi bir tablo karşısında OHAL komisyonunun işletilmesinin ve mağduriyetleri gidermesinin söz konusu değil. Hükümetin bu komisyonu "göstermelik" olarak bunu gündeme getirdiğini savunan Sarıhan,  toplumda hiçbir karşılığının olmadığını savunuyor.

Fakat akademisyen Güngen her şeye rağmen ayakta kalmaya kararlı. “Beni üniversiteden atabilirler ancak kamudan atamazlar. Atılma gerekçem barış, özgürlük, eşitlik istemekse bunları istemeye devam edeceğim. Şimdi hukuk yok ama mücadelem sürecek” diyor.

Güngen, OHAL'den kurtulmanın yolunu şöyle öngörüyor:

“Şiddet barındırmayan, barışçıl eylemler örgütlenmeli. Bu eylemler hedefleri belli bir kampanyaya dönüştürülmeli.”