Avrupa Konseyi: AYM ve OHAL komisyonu bir son değil, AİHM her zaman devrede

Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’deki hak ihlallerine göz yumduğu ile ilgili eleştirilere yanıt verdi ve hem Anayasa Mahkemesi hem de yerel mahkemeler tarafından alınan kararların, Türkiye hükümetinin bu kararlara uyup uymadığının dikkatlice izlendiğini belirtti.

15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı günden bu yana hak ihlalline maruz kaldığı gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi’ne ve Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’na (OHAL Komisyonu) başvuranların sayısı 100 bini geçti.

AİHM ise, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle ihlallerle ilgili yapılan 25 binden fazla başvuruyu reddetti.

Tam da bu nedenden ötürü, AİHM Türkiyeli hukukçuların ve cezaevine konulan, ihraç edilenlerin eleştirilerinin hedefi haline geldi.

Bu eleştirilerden biri de, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Öğretim Görevlisi ve İnsan Hakları Hukukçusu Kerem Altıparmak’tan gelmiş, Altıparmak, AİHM’in çok sayıda dava ile uğraşmamak için iç hukuk yolunun uzatılmasını istediğini iddia etmişti.

Avrupa Konseyi (CoE) yetkilileri ise, AİHM’in Türkiye de dahil tüm üyelerinden hukuk devleti prensibine uymasını, davalarla ilgili iç hukuk yollarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) insan hakları ve temel özgürlükler yaklaşımı çerçevesinde ele alınarak çözülmesini istediklerini belirtti.

Cezaevinde haksız yere tutulduğunu düşünen ya da işinden edildiği gerekçesiyle AİHM’e başvuruda bulunan binlerce kişi ne Anayasa Mahkemesi’nin ne de OHAL Komisyonu’nun işlevsel olduğunu ve adil kararlar verdiğini düşünüyor.

Avrupa Konseyi yetkililerinin bu eleştirilere yanıtı ise, ne Anayasa Mahkemesi’nin ne de OHAL Komisyonu’nun kararlarının nihai olduğu ve AİHM’in bu davaları yeni gelişmeler ışığında yeniden ele alma hakkını saklı tuttuğu yönünde.

Bir grup gazeteci ve Medya Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri Veysel Ok ve Barış Altıntaş ile biraraya gelen Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Hukuk Devleti Genel Direktörü Christos Giakoumopoulos ve Avrupa Konseyi Sözcüsü Daniel Höltgen, AİHM’e yönelen eleştiriler ve Avrupa mahkemesinin Türkiye’deki davalarla ilgili bundan sonra takınacağı tavra dair sorularını yanıtladı.

Giakoumopoulos, AİHM’in Türkiye’deki iç hukuk yollarının AİHS’i sistematik bir şekilde ihlal ettiği ya da ihlallere yönetim tarafından tolerans gösterildiği ya da Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının hükümet ya da yerel mahkemeler tarafından uygulanmadığı kanısına vardığı anda, iç hukuk yollarının anlamsızlaşacağı konusunda Türkiye yargısına açık mesaj iletildiğinin altını çizdi.

MLSA temsilcileri, Anayasa Mahkemesi ve OHAL Komisyonu’nun hakları ihlal edilen yüzbinlerce kişi için etkili bir hukuk yolu olmadığı ve AİHM’e yönelik, ‘elinden geleni yeteri kadar yapmadığı’ eleştirilerini Konsey yetkililerini ilettiklerini ifade ederken, avukat Ok, Türkiye'de darbe girişimi sonrasında özellikle basına, siyasetçilere, sivil topluma ve diğer kesimlere yönelik baskının benzeri görülmemiş bir şekilde arttığına dikkat çekti.

AİHM’nin öncelik tanıdığı başvurularda bile bir karar çıkmasının 1,5 yıl sürdüğünü; çok sayıda dosyanın tüm işlemler bitmesine rağmen hala karar beklediğini belirten Ok, buna karşılık Türk mahkemelerinin davaları hızla sonlandırarak AİHM’den karar çıkmadan hüküm verdiklerinin altını çizdi.

Ok, AİHM’in Cumhuriyet davası, Mehmet Altan ve Murat Aksoyla ilgili kararını hatırlattı.

Anayasa Mahkemesi, Ocak ayında gazeteci-yazarlar Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın tahliye edilmesine hükmetmiş, yerel mahkeme ise, tahliye kararını tanımamış iki gazetecinin tutukluluğunun devamına hükmetmişti.

AİHM ise, Mart ayında aldığı kararla Altan ve Alpay hakkındaki AYM kararlarını uygulamayı reddeden Ağır Ceza Mahkemelerinin AİHS'i ihlal ettiği hükmüne varmış ve Türkiye’nin tazminat ödemesini karara bağlamıştı.

Avrupa mahkemesinin kararından günler önce ise, 13. Ağır Ceza Mahkemesi Alpay’ın tahliye edilmesine karar vermişti.

Toplantıya katılan bir grup gazetecinin sorularını yanıtlayan ve eleştirilere yanıt veren Giakoumopoulos, AİHM’e yönelik davaların reddi ve geç karar verilmesi eleştirilerinde perspektiflerinin AİHK’nun iç hukuk yollarının tüketilmesi yönündeki kararının uygulanması yönünde olduğunu söyledi.

Giakoumopoulos sözlerini şöyle sürdürdü:

“2016’daki darbe girişiminin ardından bu AİHM’in gözettiği temel bir konu oldu. Mahkeme düzenli bir şekilde, Türkiye’deki iç hukuk yollarının işleyişi konusunu dikkatlice gözlemlemektedir.

Başvuranların, özellikle, gazetecilerin, milletvekillerinin tutuklu olmasıyla ilgili konularda, AİHM, Türkiye hükümetine gözlemlerini iletti. Bu davalar hala Anayasa Mahkemesi tarafından inceleniyor. Diğer yandan, AİHM, OHAL önlemlerinin verilen kararlardaki orantılılığa engel olmayacağı görüşünde.”

AİHM’in öncelikli ele aldığı davalarla ilgili de Giakoumopoulos, kişilerin hayatını tehdit eden durumlarda başvurulara öncelik verildiğini, bunun kimi zaman yaşam hakkını tehdit eden gözaltı koşulları ve özgürlükten mahrum bırakmanın yanısıra ifade özgürlüğü gibi maddeler ile birleştirilebildiğini kaydetti.

foto

AİHM’in, Türkiye yargısının OHAL davalarıyla ilgili kararlarının, AİHS ile uyumluluğu konusunu yakından takip ettiğini belirten Giakoumopoulos, “AİHM, ihlallerin önüne geçmek için bu davaların yeteri kadar hızlı ele alınıp alınmadığını da izlemektedir. Anayasa Mahkemesi tarafından alınan kararların yerel mahkemeler tarafından uygulanıp uygulanmadığı, muhtemel ihlaller de gözlemlenen temel hususlardan” yorumunu yaptı.

Höltgen ise, Türkiye’deki durumun ‘sıradışı’ bir örnek oluşturduğunun farkında olduklarını belirtti ve ekledi:

“AİHM sadece bireysel davalar bazında hareket edebilir. Kendi başına bir politik aktör gibi hareket edemez. Sivil toplumun kaygılarını anlıyoruz ve mahkemenin bağımsız olduğu yönündeki düşünceyi korumak bizim için önemli.”

OHAL Komisyonu’nun ve Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının AİHM’in yeni gelişmeler ışığında yeniden değerlendirmesinin her zaman gündemde olduğuna değinen Höltgen, “Bu, Anayasa Mahkemesi ya da OHAL Komisyonu etkili bir iç hukuk yolu teşkil etsin ya da etmesin böyle. AİHM’nin Köksal ve Anayasa Mahkemesi’nin Altan-Alpay kararına dair gözettiği yaklaşımdır bu. Aynı zamanda, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlalleriyle ilgili davalarda karar alma süresinin uzaması, gazetecilerin uzun tutukluluk süreleri üzerinde de bir etkisi var. Gazetecilere yönelik uzun gözaltı süreleri aynı zamanda Anayasa Mahkemesi’nin etkin bir iç hukuk yolu olup olmadığı konusundaki değerlendirmeleri etkilemektedir” diye konuştu.

“Bu nedenle zaman unsuru AİHM için önemli bir unsurdur” değerlendirmesinde bulunan Höltgen, sözlerini şöyle sürdürdü:

“AİHM’in iç hukuk yolları tüketilmediği için pek çok davayı reddetmesi, Türkiye’deki sorunun çözüldüğü anlamına gelmez.”

Avrupa Konseyi içinde, Türkiye’nin tartışmalı uygulamaları karşısında daha fazla baskı yapılması yönünde görüş ayrılığı olup olmadığı sorusuna ise, Höltgen şu yanıtı verdi:

“Bu konuda bir görüş ayrılığı yok. Mesela, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu Türkiye’deki insan haklarının durumuna dair görüşlerini açıkça dile getirdi. Aynı şekilde Venedik Komisyonu da, hukuk devletinin üstünlüğü konusunda uyarılarda bulundu. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) de politik konularda üzerine düşeni yapıyor.”

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland’ın, Türkiye’ye AİHM kararlarına uyması ve saygı göstermesi konusunda çağrı yaptığını hatırlatan Höltgen, “Türk hükümetinin hukuk devleti prensiplerine uymasını ısrarla yineliyoruz” ifadelerini kullandı.

Giakoumopoulos, AİHM’in Türkiye’den gelen hak ihlalleri davalarıyla uğraşmak istemediği için iç hukuk yollarını işaret ettiği, fazla sayıda davayla uğraşmaktan korktuğu yönünde bir yanlış anlama bulunduğuna değindi ve ekledi:

“Mahkeme’nin tüm bu davaları ele alma kapasitesi bulunmaktadır. Aynı zamanda hüküm verme kapasitesi de vardır. Üye devletlerin, insan hakları ihlallerini hukuki açıdan ele alma kapasitesi varsa bu sorumluluklarını yerine getirmeli ve yerel hukuku işletmeli.”

Son olarak Höltgen, hukukun üstünlüğünün olmadığı kanıtlanan bir devletin AİHM’in üyesi olamayacağını, AİHM’e Türkiye’den binlerce ihlal davası gelmesi halinde Türkiye’nin imajının büyük yara alacağını ifade etti.