Bir OHAL kurbanı daha: Mehmet Çelik ve ailesi neler yaşadı?

Yine bir OHAL ölümü, yine acı dolu bir hikaye. Mehmet Çelik ve eşi Esra Çelik'in dramatik hikayesini anlatacağım bugün. İkisi de sınıf öğretmeni olan bir karı kocanın yaşadığı sıkıntılı ayları anlatacağım maalesef.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası başlayan acı bir hikaye bu.

Mehmet Çelik araması olduğu için uzun süre doktora gidemedi ve sonunda gittiği doktor hastalığın çok ilerlemiş olduğunu söyledi.

Yapılan tedaviler ve ameliyatlar fayda etmedi ve 7 Haziran 2018 perşembe günü Mehmet Çelik bu aleme veda etti. Geride genç eşi ve henüz 2 yaşındaki yavrusu kaldı. Eşi Esra hanım da mezarlıkta gözaltına alındı. 2 yaşındaki bebek şu an hem annesiz hem babasız. (Esra Çelik, 11 Haziran günü serbest bırakıldı.)

Mehmet Çelik ve eşinin başına geleni Kadir gecesi duydum. Müslümanlar için yılın en önemli gününde genç bir insan siyasi ve hukuki arka planı olan bir nedenden dolayı hayatını kaybediyor ancak bu olaydan toplumun haberi olmuyordu. İbadet ediyorlardı ama yanı başlarındaki zulmü umursamıyorlardı.

Ahlak ve adalet dinine mensup olmasına rağmen vicdan sızlatan çok olaya duyarsız kalan topluluğun bu trajediyi duymamasının normal bulunduğu veya duysa bile umursamadığı bir zaman dilindeyiz.

Mehmet Çelik'in yakınlarına ulaşarak konu hakkında bilgi sahibi oldum. Dinlediklerim bana yakından takip ettiğim OHAL mağduriyetleri konusunda yeni bir dramın yaşandığını gösterdi. Mehmet Çelik ve eşi Gülen grubuna ait yurtlarda çalışıyordu. 2014 yılında evlenmişlerdi, Manisa'da yaşıyorlardı. 15 Temmuz darbe girişiminin hemen sonrasında Esra hanım'ın babasının memleketi olan Amasya'ya sığınmışlardı.

Gözaltına alınan, tutuklanan arkadaşlarının haberini alıyor ve adaletin olmadığı ve insan hakları standartlarının dışındaki çok kötü cezaevi koşullarına teslim olmayı düşünmüyorlardı.

9 Ağustos'ta Amasya'da dünyaya gelen yavrularıyla beraber çarşıya bile çıkamadan evlerinde yakınlarının maddi desteğiyle yaşamaya başladılar.

Ancak bu hal bir müddet sonra Mehmet bey'de bir takım rahatsızlıkların yaşanmasına neden oldu. Gittikçe daha gergin, sinirli ve öfkeli oluyordu. 2017 Şubat ayında başlayan balgam ve öksürük şikayetleriyse hiç bitmiyordu.

Araması olduğu için doktora ve eczaneye gidemeyen Mehmet bey ara sıra etraftan bulunan ilaçlarla bilinçsizce tedavi edilmeye çalışılıyordu.

Direnci gittikçe düşen Mehmet bey zayıflamaya başlamış, geceleri öksürük, balgamdan uyuyamamaya başlamıştı. Yakınlarının ifadesine göre geçen süre içinde 15 kg zayıflıyor ve gittikçe kötüleşiyordu.

Mehmet Çelik ve ailesi köşeye sıkışmıştı. Yakınları teslim olmasını telkin ediyor ama OHAL döneminde her geçen gün artan yargı skandalları yüzünden buna cesaret edemiyordu.

Sonuçta bir sınıf öğretmeniydi, hayatı boyunca eline silah almayan bir öğretmen olarak suçlanacağı konu silahlı terör örgütü üyesi olmaktı ve duyduğu örnekler onu çok tedirgin ediyordu.

Uzun süre iddianamesiz cezaevinde tutsak olanlar, hukuki olmayan gerekçelerle verilen ağır cezalar onu korkutuyordu. Yurt dışına gitmeyi düşündü ama zaten zor bela karnını doyuruyordu. Kapana kısılmış, hastalığı gittikçe artan bir insandı artık o.

2018 Şubat ayında Mehmet bey iyice kötüleşmişti. Ateşler içinde öksürüyor, bol balgam çıkarıyor ve iştahsızlığı artıyordu. Doktora gitse kimliği belli olacak ve gözaltına alınacaktı ancak artık sağlık durumu dayanılmaz bir hal almıştı. 4 ay çare arayarak ve hastalığı artarak geçti ve çok kötüleşti.

Mayıs ayında başkasının kimliğini kullanarak gittiği Ankara'daki özel hastane  doktoru durumun çok kritik olduğunu söyledi. "Bunca zamandır neredesin, nasıl yaşadın böyle" diye çıkıştı. Antibiotik tedavisi sonrası hemen ameliyat olması gerektiğini söyledi.

Bronşektazi hastalığına tutulmuştu. Yani akciğerlerinin ikisinde de  bronşlarda hastanın bakımsızlığından ve iyi tedavi alamamasından kaynaklanan bronş deformasyonları oluşmuştu.

Bir Göğüs hastalıkları uzmanı olarak Bronşektazi uzmanı olduğum bir hastalıktır. Meslek hayatımın her döneminde Bronşektazi hastalarına hep daha bir fazla özen göstermişimdir.

Çünkü çektikleri sıkıntıya empati yapmışımdır ve ne derece inatçı, kronik bir hastalıkla karşı karşıya olduklarını azami derecede anlatmışımdır.

Onlara tedavinin ciddiyetini ve dikkat etmezlerse akıbetin kötü olduğunu anlatmışımdır. Bakımsızlık, yetersiz tedaviler sonucu  hasarlı bronşlarda yerleşen yeni enfeksiyonların hastanın klinik ve ruhsal sağlığını nasıl bir işkenceye çevirdiğini iyi bilirim. Bildiğim bir hikayenin yaşandığını yakinen anladım.

Mehmet Çelik belli ki süreç içinde tedavi edilebilecekken ilerleyen ve ölümüne yol açan bir hastalığın pençesindeydi. Hemen ameliyata alınıyor, pnömonektomi yani akciğerin bir yarısı tümden alınıyordu.

4 gün sonra ikinci ameliyata alınıyor, kalan sol akciğerin iki lobundan biri daha alınıyordu. Yani akciğerin 5 lobundan 4'ü alınıyordu.

Ameliyat sonrası enfeksiyon kapıyor, nefesi daralıyor, yoğun bakıma alınıyor ancak 30 yaşında gencecik bir baba geride 27 yaşındaki acılı eşi ve bebeğini bırakarak hayata veda ediyordu.

Ölümüyle ortaya çıkan gerçek kimliği dolayısıyla polisler acılı aileyi takibe alıyor ve defnedildiği gün mezarlıkta her tarafı tutuyordu.

Cenazenin defninden sonra mezarlığa gelen eşi Esra hanım'ı gözaltına alarak Hatay'dan Manisa'ya götürüyorlardı. Bebek teyzesinde ve sürekli anne babasını arıyor.

OHAL döneminde çok acılar yaşandı. Yargısız infaz edilen çok kişiye hayat cehennem edildi. Hukukun dışına çıkmış OHAL çok kişinin canını aldı.

Kimisi ülkedeki hukuksuzluktan kaçarken Ege sularında aile faciası yaşadı, kimisi Meriç nehri akıntılarında kayboldu. Maddi ve manevi sorunlara eşlik eden hastalıklar yüzünden cezaevinde veya dışarıda vefat eden çok kişi de oldu.

Bunları duymaktan ve yazmaktan kahroluyoruz ama toplumun önemli bir kesimi halen "ortada şikayet edilen ne sorun var" diye bize soruyor.

Bu duyarsızlık, fanatizm, vicdansızlık insanı asıl kahreden oluyor. Daha ne kadar acılar yaşanacak bilemiyoruz ama ülke bu siyasi yapının hakimiyeti altında olmaya devam edecekse daha çok artacağı belli.

OHAL, KHK mağdurları uzun süren bir yaşam işkencesindeler

 Fiziksel ve ruhsal olarak bu denli köşeye sıkıştırılmış bir topluluk az bulunur.

Bu dramları sağdan veya soldan, Türk veya Kürt, Alevi veya Sünni her kesimden insan yaşıyor.

Artık bu acıları herkes duymalı, empati yapmalı ve ülkeye hukuk gelmeli ki bu dramlar yaşanmasın, acılı eşler mezarlıkta gözaltına alınmasın, bebekler öksüz ve yetim kalmasın.

 

*Ömer Faruk Gergerlioğlu, Halkların Demokratik Partisi'nden Kocaeli Milletvekili adayıdır.