Oca 11 2018

'KHK'lerin, OHAL'in ilan ediliş nedeniyle alakası yok'

15 Temmuz darbe girişiminin ardından 20 Temmuz 2016'da Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edildi. OHAL, belirli aralıklarla sürekli uzatıldı. Türkiye, bir buçuk yıldır OHAL ile yönetiliyor.

OHAL sürecinin tartışmalı bir diğer uygulaması da Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) oldu. OHAL ilan edilişinden bu yana 30 KHK yayınlandı. bin 194 maddeden oluşan KHK'ler, Heinrich Böll Stiftung Derneği'nin Türkiye Temsilcilii tarafından incelendi.

İnceleme sonucunda ise 170 sayfalık bir rapor hazırlandı. Hazırlanan raporda, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında çıkarılmış, mevcut mevzuatta değişiklik yapan KHK hükümlerinin çoğunluğunun geçici değil, olağanüstü hal süresini aşan kalıcı düzenlemeler olduğu ifade edildi.

Kamuoyuna açıklanan raporda, mevcut durumun insan hakları, parlamenter demokrasi ve hukukun üstünlüğünün üzerinde ciddi tehdit yarattığına dikkat çekiliyor. Milli savunma, iç güvenlik, yargı ve personel rejimi, ekonomi ve sosyal güvenlikten idari yapı, eğitim ve sağlık gisi birçok alanda devlet-toplum ilişkilerini yeniden yapılandırmayı amaçlayan KHK'ların OHAL’in ilan ediliş nedenleriyle ilişkili olmadığı değerlendirmeleri yer alıyor.

Raporu hazırlayan 5 kişilik ekipte yer alan İsmet Akça, Cumhuriyet'e yaptığı açıklamada, "Anayasa'da açık hükümler var. OHAL KHK'leri sadece OHAL'in ilan edilme gerekçesi hakkında ve yürürlülükleri de OHAL süresince sınırlı olur. Ancak çıkaarılan 30 KHK'nin yaklaşık yüzde 90'ının OHAL gerekçesi ile ilgisi yok" diyor.

İsmet Akça, yayımlanan 30 KHK'den sadece 4'ünün Meclis'ten geçerek yasalaştığına vurguda bulunuyor. Akça, çıkarılan KHK'lerin yasalaşması gerektiği ancak bunun yapılmadığı söyleyerek, OHAL'in sona erişiyle yasalaşmayan KHK'lerin de kaldırılması gerektiğini açıklıyor.

Çıkarılan OHAL KHK’lerinin ise sadece 4’ü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) görüşüldü. Diğerleri ise Meclis ve Anayasa Mahkemesi denetiminden geçmeksizin uygulamaya koyuldu. Böylece OHAL, KHK’ları üzerindeki siyasi ve yargısal denetim etkisiz kılındı.

Kamuoyuna sunulan rapordan öne çıkanlar özetle şöyle:

KHK’lerle, yeni bir suç tanımı getirildi, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yüz binin üzerinde kamu görevlisi ihraç edildi; yüzlerce şirket, dernek, vakıf, sendika, üniversite, okul, hastane, televizyon kanalı, gazete vs. kapatıldı ve bu kurum ve kuruluşların malvarlıklarına el konuldu.

ASKER: YAŞ’ın üyelik yapısındaki değişiklikle Adalet, Dış ve İçişleri Bakanları eklenirken ordu komutanları, Jandarma Genel Komutanı, Donanma Komutanı ile Silahlı Kuvvetler kadrolarında bulunan orgeneral ve oramiraller çıkarıldı. YAŞ’ın toplantı sıklığı azaltıldı. Genelkurmay Başkanının ve İkinci Başkanının yetki ve etkisi kısıtlanırken, Başbakanın ve Milli Savunma Bakanınınkiler artırıldı.

İNTERNET: Ttelekomünikasyon ve internet teknik ve anlık istihbarat toplama stratejik alanlar olarak görüldüğünden bu alanlardaki denetimin güçlendirilmesi amacıyla değişikliklere gidildi. TİB kapatılıp yerine bu alanda tek yetkili BTİK kuruldu.

POLİS: Özel Harekat Polisi alımında KPSS şartı aranmaksızın fiziki yeterlilik ve mülakat sınavları ile adaylık getirildi. Özel Harekat Başkanlığı merkez teşkilatı içerisinde ayrı bir başkanlık olarak yeniden tanımlandı. İdari kararla pasaport verilmeme işlemi genişletildiği gibi önceden EGM bünyesinde verilen pasaport ve sürücü belgesi, belgelerin artık Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından sağlanması kararlaştırıldı. Özel güvenlik görevlisi olabilme koşulları sıkı laştırıldı, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması her an yapılabilir hale getirildi. Toplam 14.500 yeni mahalle ve çarşı bekçisi kadrosu ilan edildi.

MİT: Devletin güvenlik aygıtları içinde önemli bir yere sahip MİT, başkanlık sistemine geçişi öngören referandumdan sonra, daha 2019 Başkanlık seçimleri yapılmadan KHK ile doğrudan Cumhurbaşkanına bağlandı. Başbakanla ilgili yetkiler Cumhurbaşkanına devredildi. Teşkilat, askerlerle ilişkileri zayıflatılacak şekilde yeniden yapılandırıldı.

ÖZEL YAŞAM: Olağanüstü hal KHK’larıyla yargı alanında da, bilhassa da ceza muhakemesinde sanığın adil yargılanma hakkını, kişi özgürlüğü hakkını ve özel yaşamın gizliliğini etkileyen önemli yapısal değişiklikler hayata geçirildi. Anayasa ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler tarafından güvenceye alınan bir dizi hakka müdahalenin sınırları genişletildi.

ADİL YARGILANMA: Tutukluluk ve gözaltı sürelerinin uzatılması; savcılığın arama, el koyma, izleme gibi soruşturma tedbirlerine karar verme yetkilerini genişleten ve bu yetkiler üzerindeki yargısal denetimi zayıflatan düzenlemeler; duruşmalı yargılanma, avukatla temsil edilme hakkı ve yargılamada silahların eşitliği ilkelerini etkileyen değişikliklerle adil yargılanma hakkının kısıtlanması buna örnek gösterilebilir.

CEZASIZLIK: Olağanüstü hal KHK’ları kapsamındaki işlemler bakımından yürütmeyi durdurma verilememesi ve KHK’lar kapsamında karar veren kamu görevlilerinin hukuki sorumluluğuna gidilememesi ve kamu görevinden ihraç gibi olağanüstü hal tedbirlerine karşı yargısal başvuru yolunun kapatılması, hak arama özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtladı; OHAL işlemleri nedeniyle hesap verebilirliği zorlaştırarak, bu işlemler etrafında bir cezasızlık zırhı örülmesi tehlikesi yarattı. İstinaf yolunun işleyişi ve çeşitli itiraz usulleri yeniden düzenlendi; vali, kaymakam, milletvekilleri ile hakim ve savcıların soruşturma ve kovuşturma usulleri kapsamlı değişikliğe uğratıldı. Böylece hem bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ölçüsüzce kısıtlayan hem de yargı sisteminin işleyişini ve yargısal güvenceleri ciddi biçimde etkileyen düzenlemeler hayata geçirildi.

MEDYA: Basın alanında ise düzenleyici kurum olan RTÜK’e geçici ve belirli koşullarda kalıcı yayın durdurma yetkisi verilerek RTÜK’ün basın kuruluşları üzerindeki denetimi arttırıldı. Aynı zamanda terör saldırılarının medyada işlenmesine ilişkin de yeni bir kural getirildi ve kuralın gerekçesi olarak bu yayınların “terörizmin çıkarlarına hizmet edecek sonuçlar doğurmaması” gerektiği belirtildi.

Bu ifadenin içerdiği belirsizliğin belirli siyasi konuları ele alan gazeteciler için caydırıcı etki yaratacağı şüphesizdir. RTÜK’e ayrıca medya kuruluşlarının lisans taleplerini ulusal güvenlik ve kamu düzeni gerekçesiyle reddedebilmesi için neredeyse sınırsız bir takdir yetkisi de verildi. Bu düzenlemeler içerdikleri orantısız yaptırımlarla, basın ve yayın kuruluşları üzerinde OHAL süresiyle sınırlı olmayan çok ağır bir baskı yaratma tehlikesi içermektedir. Son olarak KHK ile, YSK’nın genel yayın ilkelerine ve tarafsız yayıncılığa aykırı yayın yapan medya kuruluşları üzerindeki denetim ve cezalandırma yetkisi kaldırılarak, özellikle seçimler sırasında adil ve tarafsız yayıncılığın ihlali
yaptırımsız bırakılmış oldu.

EĞİTİM: Eğitim alanında yapılan düzenlemeler özellikle özel öğretim kurumları ve öğrenci yurtları üzerindeki devlet kontrolü ve denetimini daha da artırmayı hedefledi. İktidar tarafından eğitim alanının yeniden yapılandırılmasında önemli bir rol verilen Türkiye Maarif Vakfı’na yeni yetki ve ayrıcalıklar tanındı. Diğer yandan milli eğitim ve yükseköğretim çalışanlarının hak ve özgürlüklerini sınırlayan bir dizi değişiklik yapıldı.

Bunlarla birlikte rektör seçimlerinde, yıllık izin ve yurtdışına çıkışlarda ve öğretim üyelerine ilişkin disiplin soruşturmalarında YÖK ve  cumhurbaşkanlığına önemli yetkiler tanındı, üniversitelerin özerklik alanı daha da daraltıldı. Olağanüstü hal ilanının gerekçesini oluşturan 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsüyle bozulan kamu düzeninin yeniden sağlanması amacıyla ilgisi olmayan tüm bu kalıcı yasal düzenlemeler, yasal ve yönetsel rejimi köklü bir biçimde değişikliğe uğrattı. 

SONUÇ: 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında çıkarılmış, mevcut mevzuatta değişiklik yapan KHK hükümlerine bakıldığında, bunların ezici çoğunluğunun geçici değil, olağanüstü hal süresini aşan kalıcı düzenlemeler olduğu görülür. Birkaç örnek sayacak olursak, Kuvvet Komutanlıklarının MSB’ye bağlanması, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın kaldırılarak tüm yetkilerinin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na devredilmesi, CMK’da yapılan değişikliklerle ceza muhakeme usulünün kalıcı biçimde değiştirilmesi, yüksek yargının yeniden yapılandırılması, Varlık Fonu veya Türkiye Maarif Vakfı’nın yetkilerinin genişletilmesi, teröre yardım ve yataklık suçlarıyla görevden alınan belediye başkanları yerine kayyum atanması ya da MİT’in Cumhurbaşkanlığına bağlanması tümüyle kalıcı nitelikte düzenlemelerdir. Olağan dönemde de geçerli olacak, kurumların işleyişini bu denli yapısal düzeyde değişikliğe uğratan kapsamlı düzenlemelerin, yasama işlevini yerine getirmekle görevli TBMM’de tartışılmaksızın ve sadece olağanüstü dönemin amacıyla sınırlı biçimde başvurulabilecek bir usulle yapılması, hukuki güvenlik ilkesine, yasama yetkisinin dokunulmazlığına ve kuvvetler ayrılığına açıkça aykırıdır.

Avrupa Demokrasinin Hukuk Yoluyla Korunması Komisyonu (Venedik Komisyonu), olağanüstü hal bağlamında ve bu dönemin amaçlarına uygun şekilde geliştirilmiş kavramlar kullanılarak yapılan bu değişikliklerin olağan mevzuatı bozduğuna; bu durumun, olağanüstü kuralların kalıcılaştırılması riski doğurduğuna ve normal ve demokratik siyasi işleyişe zarar verdiğine dikkat çekmektedir. Komisyon, olağanüstü halin esas amacının demokratik yasal düzeni geri getirmek olduğunu hatırlatarak, olağanüstü hal KHK’larının, Anayasa’da kesin ve açık ifadelerle belirtilmediği durumlarda yasal kurumlara, usullere ve mekanizmalara kalıcı yapısal değişiklikler getirmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu tür yapısal değişiklikler ancak olağan yasa yapım süreci içinde şeffaf bir tartışma süreci işletilerek, demokratik teamüller çerçevesinde yapılmalıdır. Aksi, olağanüstü hal yönetim mantığının ve usullerinin fiili olarak kalıcılaşmasına sebep olmaktadır. Bu durum insan hakları, parlamenter demokrasi ve hukukun üstünlüğünün üzerinde ciddi tehdit yaratmaktadır.

RAPORUN TAMAMI İÇİN TIKLAYIN