OHAL kalktı ama kapıyı çalan postacı olmayabilir

Mağdurlar İçin Adalet Topluluğu tarafından hazırlanan “İkinci Yılında OHAL’in Getirdiği Bireysel ve Toplumsal Maliyetler” raporu, OHAL’in yarattığı güvensizliği de verilerle deşifre etmiş.

Buna göre; OHAL’de insanların kendisine evlerinde güvende hissetmediğine dair açık bilgiyi de “OHAL'de kapım, kimseyi beklemediğim bir saatte çalındığında polis-jandarma olabileceği endişesine kapılmadan sütçü, kapıcı, komşu, postacı, kargo olduğundan emin olarak kapımı açtım” ifadesine verilen yanıtlardan anlıyoruz:

Bu ifade katılımcıların yüzde 81.9’u tarafından ‘kesinlikle katılmıyorum’, yüzde 13.2’si tarafından ‘katılmıyorum’ diye yanıtlanmış. Yani toplumun yüzde 95.1’i evlerinde korku içinde yaşamış.

OHAL’de adalet teşkilatına olan güvenin nasıl sona erdiği de verilerle kanıtlanmış: Yüzde 98.

Üstelik bu korku OHAL’in resmi olarak sona erdirilmesi de bitmemiş. OHAL’in sona ermesiyle kendisine güvende ve özgür hissetmediklerini söyleyenlerin toplam oranı 90.4.

Adıyaman Üniversitesi’nde öğretim üyesiyken KHK ile görevinden alınan Doç. Dr. Bayram Erzurumluoğlu, “İkinci Yılında OHAL’in Getirdiği Bireysel ve Toplumsal Maliyetler” raporuna imza atan isimlerden biri. OHAL ve KHK mağduriyetini, ‘sosyal bir felaket’ olarak niteleyen Erzurumluoğlu “İktidarın hedef tahtasında yer almak için, iktidardan yana olmamak yeterli” dedi. “İktidarın eylem ve söylemlerinin açık takipçisi, açık destekçisi değilseniz makul vatandaş sınıfından uzaklaştırılıp, şüpheli vatandaş sınıfına alınıyorsunuz” diye konuşan Erzurumluoğlu; uygulananın ‘düşman hukuku’ olduğunu kaydetti.

Yaşanılanların Ortaçağ’daki cadı avının, 21. Yüzyılda güncellenmiş hali olduğunu dile getiren Doç. Dr. Bayram Erzurumluoğlu, “Cadı avında Ortaçağ’da yapılan işi Meriç nehri fiilen yapıyor” dedi.

Cezaevinde KHK’lıların mağduriyetinin artarak sürdüğünü belirten Erzurumluoğlu, gözaltına alınan ya da tutuklananlara dayatılan itirafçılık uygulamasına dair “Tutuklananlar, tanımasalar bile iki kişinin ismini vermeye zorlanıyor ve ancak böyle serbest kalabiliyor” diye konuştu. Cezaevlerinde anneleriyle kalan çocukların dahi cezaevi görevlileri tarafından dövüldüğünü ileri süren Erzurumluoğlu, “Çocuklarına dahi terörist muamelesi yapıldığı anlatan verilere ulaştık” diye konuştu.

KHK ve OHAL’in sonuçları üzerinden yaptığı değerlendirmede “İktidar iddia ettiği gibi FETÖ ile mücadele etmiyor” iddiasında bulunan Erzurumluoğlu görüşlerini şöyle sürdürdü:

“İktidar kendisine muhalefet edenlerle mücadele ediyor. Geçmişte banka açanlar, kurdele kesenler, okul açanlar, okul yeri verenler, okullarına çocuklarına gönderen valiler içeride değil. Demek ki, hastane yeri vermemek, birilerini general yapmak, subay yapmak, hastane-yurt yapmak ‘fetöcülük’ kategorisine girmiyor.”

Araştırmada KHK işsizliğine dair verilerine de ulaştıklarını anlatan Erzurumluoğlu, buna ilişkin naklettiği alıntılar oldukça çarpıcı: “Daha önce doktor, müdür, asker, akademisyen olanlar şöyle ilanlar yayınlıyor: Herhangi bir şehirde herhangi bir işte çalışmaya razıyım. Bu insanlar şu anda fitre ve zekâta bile muhtaç.”

Erzurumluoğlu’nun ‘zekata muhtaç’ diye nitelediği OHAL ve KHK mağdurlarından bir kısmının öyküsü şöyle:

Şartlar değişse de Türkiye’ye dönmeyecek:

“Meriç üzerinden Yunanistan’a geçtim. Orada bir süre yaşadıktan sonra Almanya’ya gelip iltica ettim. Alman görevli ve yetkili mercilerden insani muamele gördüm. Aynı şekilde Yunanistan’da kaçak geldiğim için gözaltına alındığımda da polisler çok sıcakkanlı ve insani davrandı. Kendi ülkemde görmediğim insani muameleyi burada gördüm bu ise ülkemden, devletimden, kendi insanımdan daha fazla nefret etmeme sebep oldu. Bir daha ülkeye geri dönmeyi düşünmüyorum. Şartlar ne olursa olsun. Yarın devlet hakkımdaki bütün suçlamaları kaldırsa, göreve geri iade etse ve tüm haklarımı verse yine de ülkeye dönmeyi düşünmem.”

Dağlardan atla kaçan bir avukat öyküsü:

“Dağlardan atla kaçmak zorunda kaldım. Sınırı geçtikten sonra attan düşmek suretiyle beyin kanaması geçirdim. Allah bir can daha bağışladı, ölmedim. Bir hafta yoğun bakımda kaldım. Ama maalesef kalıcı rahatsızlık kaldı, psikiyatrik ve nörolojik. Şimdi günde iki ilaç alıyorum. Bu mevcut sağlık durumu ile ileride avukatlık mesleğimi idame ettirmem çok güç. Kaldığım ülkede tedavi ve güvenlik sıkıntısı olduğu için bir Avrupa ülkesine iltica ettim. İlticam kabul edildi. Asgari sağlık güvenlik ve maddi unsurlarına kavuştum. Şimdi burada hayata tutunmaya çalışıyor Anadolu’ma adaletin gelmesini bekliyorum.”

KHK ve OHAL’in bitirdiği evlilik:

“Ailem destek olmaya çalışıyor. Eşim destek vermek istese de olumsuz, üzgün ve suçlayıcı davrandı ayrıldık. Çevreyle pek görüşmüyorum kimisi moral vermeye çalışsa da kötü düşünceler beslediklerini düşünüyorum. Devlet gerçekleri ortaya çıkarana kadar diğer insanlar bize tam olarak inanamayacak ve anlamayacaklar. Arkadaşlarım korkudan ya da başka sebeplerden pek arayıp sormuyor. Yakın arkadaşlarımla ilişkilerim aynı, destek oluyorlar.”

Çocukları tuvalete bile yalnız göndermiyor:

“Çocuklarım çok sıkıntı yaşadılar ve onlara olanlar yüzünden ben mahvoldum. Bana asileştiler, çevreden laf duyan oğlum bütün hırsını benden çıkarıyordu. Küçük bir çocuk karşısında defalarca ağlama krizine girdim. Eşim yoktu yanımda, her şeyi tek başına yapmak hem erkek hem kadın olmak çok zordu. Sürekli tutuklanma korkusu yaşadım. Çocuklarım 12-13 yaşlarında olmalarına rağmen benimle uyumaya başladılar. Tuvalete bile kalksam bağırıp ‘neredesin’ diyorlardı, tuvaletin önünde bekliyorlardı. Korkumu onlara belli etmek istemesem de onlar hep hissediyorlardı. Akrabalarımdan bazıları arkamdan olur olmaz yalanlar uyduruyorlardı. Bazıları ise sen bizim ciğerimizsin deyip destek oluyordu.

Taşınmak zorundaydım kendi memleketime geldim yeni bir hayattı ama herkes işten atıldığımı biliyordu. İlk zamanlar uzak durdular ama onlara hep iyilik yaptım, çocuklarına ücretsiz ders verdim, elimde bir şey olmamasına rağmen mağdur insanlara para-giyecek-yiyecek yardımı yaptım, kim kapıma geldiyse boş göndermedim. Sonradan beni görünce selam vermeye, evlerine davet etmeye başladılar ama gitmedim çünkü lafı işten atılmama getiriyorlardı, konuşmak istemiyordum. Artık evime geliyorlar. Hep ‘ne kadar iyi bir insansın seni şimdiye kadar neden tanımamışız’ demeye başladılar. Âmâ yıkılan hayallerim, evlatlarımın bozulan psikolojisi, ilk zamanlar yapılan hakaretler kalbimde büyük acılara sebep oldu.”

Evliliği bitti, çocuklarıyla barakada yaşıyor:

“Eşim 1 yıl boyunca evi terk etti. Boşanma davası açtı ama davayı şimdilik geri aldı. Çocuklarımla yaşadığım evin kirasını ödeyemediğim için kiraladığım bir barakaya yerleştim. Çocukları çok derinden etkiledi. Kapı ve pencere yoktu. Şahitlerim var bu konuda, evime pardon barakama gelenler ağlamaktan konuşamıyordu. 8 ay boyunca doğalgaz ve tüp gaz yoktu. Sadece davul fırında patates ve bayat ekmek pişirip yedik. Günlük işlere gittim. Yevmiyesi 40-50 lira olan işlere. İnşaatta düştüm, kolumu kırdım. Komşularımla sıfır ilişkimiz var. Muhtarın ve parti mahalle teşkilatının şikâyetiyle barakayı zabıta ve polis sık sık ziyaret eder.”

‘Onların çocuklarıyla oynamayın’:

“Yaşadığım yerdeki komşular bunları binada istemiyoruz dedi. Gözaltına alındığımda herkesin duyacağı şekilde adresim ve ismim yazıldı. Okulda çocuklarıma psikolojik baskı yapıldı, dışlandılar, onlarla oynamayın telkinleri yapıldı. Dersleri çok iyi olan kızıma LGS denemelerinde birinci olduğunda, senin birinci olmanı değil başka isim vererek onun birinci olmasını isterdim denildi. Baban kaç yıl ceza aldı sınıf ortasında soruldu. Ben gözaltına alınınca fotoğraftaki senin annen mi diye tüm arkadaşlarının içinde bazı öğretmenler sordu. Evlatlarım günlerce ağladı, buna rağmen şükür rabbime Fen Lisesi lütfetti.”


Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.