Şub 08 2018

'OHAL Komisyonu AKP’nin gaz odasına dönüştü, bilim katliamı yaşanıyor'

15 Temmuz darbe girişiminin yarattığı travma ortamı rakamlara dökülünce çok daha belirginleşiyor. 1,5 yıla yaklaşan OHAL döneminde 50 binin üzerinde insan tutuklandı, 110 bin kişiye yakın da ihraç var.

Türkiye’nin önde gelen aydın, gazeteci ve yazarlarına ağır müebbet talepleri çok rahat bir şekilde isteniyor üzerine hukuk cüppesi giymiş kişiler tarafından.

Bazıları da hükmü veriyor hiç düşünmeden bu ağır ceza taleplerine. Birçok araştırma şirketinin raporları da en az güven duyulan kurumun yargı olduğunu söylüyor. Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit’in ağzından duymuştuk “Yargıya güven yüzde 70'ti, şimdi yüzde 30'lara düştü” sözünü. "Terör örgütlerine üye olmak" suçlamasıyla yargılanan ve cezası kesinleşmemiş kadınların sayısı binlerle ifade ediliyor. Ve bu kadınlar, 6 aydan küçük bebekleriyle birlikte cezaevlerinde tutuklu bulunuyor.

Bazı yazarlara göre iktidar, biraz da AB’den gelen baskı ve AİHM’den gelecek ceza kararlarının önün geçebilmek maksadıyla Olağanüstü Hal (OHAL) İşlemleri İnceleme Komisyonu kurdu ancak 1 yıl sonra işleme başladı bu organ.

Komisyonuna tam 104 bin 657 başvuru yapılırken, bunlardan sadece 3 bin 110’unda  karara varıldı. Burada da 40 başvuruda mesleğe iade, 880'inde ise ret kararı çıktı.

Komisyonun işlevsiz olduğu görüşü hakim…

Anayasa profesörü İbrahim Kaboğlu da, bir yıldır üniversitesinden uzak olan isimlerden. 7 Şubat 2017’de yayımlanan KHK ile ihraç edilen akademisyenler arasında o da vardı.

“Benim üniversiteye dönmem, aç kalmam ya da birilerinin deyimiyle ağaç kabuğu yemem önemli değil” diyor Prof. Kaboğlu, OHAL İnceleme Komisyonu’nundaki başvuruların 7-8 yılda karara bağlanacağını söylerek “AKP hükümetinin gaz odasıdır” olarak nitelendiriyor:

“Kenan Evren demişti ya ‘Asmayalım da besleyelim mi?’ Daha dürüsttü. Komisyona baktığınızda başvuruları sonuçlandırması yedi sekiz yılı bulacak. Ondan sonra mahkemeye gitme fırsatı bulacaksın. Ölen ölecek, kalan kalacak. Çoluk çocuk perişan olacak. Sivil ölümden de vahim bir durum. Düşman hukukunun da kuralları var. Ona da benzemiyor. OHAL komisyonu AKP ve külliye hükümetinin bir tür gaz odasına dönüşmüş durumda. Seni oraya kapatıyor.”

OHAL’i dört döneme ayırıyor Kaboğlu. 2015 yılında sokağa çıkma yasaklarıyla başladığı görüşünü dile getiriyor. İç Güvenlik Yasası ile bütün Türkiye’de fiilen ilan edildiğini öne sürüyor sonra ve ekliyor:

“OHAL, FETÖ’cüleri ortaya çıkarmaktan çok hükümet içinde, devlette yer alan, makam sahibi, hükümet yanlısı FETÖ’cüleri korumak için kullanılıyor diye düşünüyorum. FETÖ’cü olması muhtemel çok kişi var bildiğim ama şu anda kraldan çok kralcılık yapıyorlar.”

Cumhuriyet’ten Hilal Köse’nin sorularını yanıtlayan Kaboğlu, 2019’daki seçimi işaret ederek, “Tek kişilik kalıcı OHAL dördüncü dönem olacak. Dördüncü döneme müsaade edip etmeme konusunda hala şansımız var” ifadesini kullanıyor.

2019’daki Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin öngörülerini ise “16 Nisan’da, yüzde 55’i yakalasalardı, çok rahat olurlardı. Şimdi diken üstündeler. Atı alan Üsküdar’ı geçiyor ya. Sonunda at hesabıyla kazandılar. At hesabı demokrasisi diyorum ben buna. Sorun o atı 2019’da teslim etmemek” sözleriyle açıklıyor.

İçişleri Bakanlığının açıkladığı 18 aylık ‘FETÖ’ bilançosuna dikkat çeken Kaboğlu, “Hitler de öğretim üyelerini çalıştırmadı ama Türkiye’ye gelebildiler, benim hocalarımın hocasıydı onlar. Bizim de gencecik, pırıl pırıl, dünyanın bir başka ülkesinde insanlığın gelişmesine katkıda bulunabilecek gençlerimiz var. Ama yurtdışına çıkamıyorlar. Bu sadece hukuk kıyımı, düşünce katliamı değil, bilim katliamıdır. Geniş anlamda düşünürsek insanlık suçudur” tepkisini gösteriyor.

Anayasa Mahkemesinin Mehmet Altan ve Şahin Alpay’la ilgili verdiği “hak ihlali” kararına rağmen alt mahkeme tarafından tahliyelerin reddedilmesini “Anayasasında hukuk devleti yazan bir devlette düşünelemez” olarak yorumluyor Kaboğlu ve ekliyor:

“Hiç akla gelmeyen bir durum. Kendimi onların yerine koyarsam, ben istifa ederdim ve suç duyurusunda da bulunurdum.”