Tem 18 2018

'OHAL'i aratmayan yeni yasalar darbe riskini azaltmaz'

AKP yetkilileri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları ile 20 Temmuz 2016’da ilan edilen Olağanüstü Hal’in bir kez daha uzatılmayacağının ortaya çıkmasının ardından AKP tarafından hazırlanan ve Meclis’e sevkedilen yasalar ile OHAL’in kalıcı hale getirilmesi tartışmaları devam ediyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Ayhan Bilgen ve  İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, OHAL’in Türkiye’ye verdiği zararları, OHAL döneminde yaşananları ve muhalefete düşen görevleri Ahval’e değerlendirdi.

20 Temmuz’da ilan edilen Olağanüstü Hal’in TBMM’ye sevkedilen düzenlemeler ile kalıcı hale getirildiğine dikkat çeken HDP’li Ayhan Bilgen, OHAL’e fırsatçı yaklaşıldığını belirtti. Mevcut rejimin darbelere zemin hazırladığına vurgu yapan Bilgen, ‘Sistem merkeziyetçileştikçe darbe riski artar, darbecinin işi kolaylaşır’ dedi.

AKP’nin OHAL’i kötüye kullandığını ve anayasal çerçeve ile belirlenen yetkilerin dışına çıktığını belirten İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise Meclis’te gündemde olan değişikliklerin OHAL’i kalıcılaştıracağını belirtti.

Adalet Bakanlığı’nın darbe ile doğrudan ilişkisi olduğu iddiası ile yargılananlara ilişkin rakamları verdiği açıklamasını hatırlatan Ayhan Bilgen, OHAL döneminde yaşananlar ile bakanlığın açıkladığı rakamlar arasında farklılıklar olduğunu hatırlattı.

Ayhan Bilgen

Darbe ile ilişkili oldukları gerekçesi ile tutuklu isimlerin hazırladıkları fezlekeler ile mağduriyetler yaşandığını söyleyen Bilgen, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:

“OHAL’in genel mantığı Roma’dan beri aynıdır. OHAL ile ülkeyi yönetenler kendilerini olağanüstü yetkiler ile donatırlar. 1. Dünya Savaşı’nda Avrupa devletlerinin kullandığı, İsrail’in kurulduktan beri kullandığı, Çin’in kullandığı bir yöntemdir. Alınan kararın gerçekten insan güvenliğine yönelik bir tedbirden mi olduğu yoksa siyasi bir plan üzerine mi kurulu olduğu ciddi bir tartışma konusudur.

OHAL’in seçim ile bitiyor olması bile aslında başlı başına ikinci seçenek şüphesini güçlendiriyor. OHAL’in şeklen kaldırılmış gibi yapılarak, devam ettirildiği bir eğilim söz konusu olacak.

Adalet Bakanlığı’nın kendi açıklaması ile doğrudan darbe ile ilişkili 2000 kişinin ilk aşama mahkemesi sona ererken, 2000-2500 kişinin ise davaları devam ediyor. Burada darbe ile ilişkili 5000 kişi olduğunu Adalet Bakanlığı kendi açıklaması ile ortaya koyuyor. Ancak cezaevlerinde bu nedenle yatan yüzbine yakın insan var. Yine bu nedenle mesleklerinden ihraç edilen onbinlerce kişi bulunuyor. Dolayısıyla mağduriyetin genişliği ile gerekçenin gerçekliği arasında ciddi bir makas var. "

24 Haziran sonrası hayata geçen yeni rejimin darbe riskini ortadan kaldırmadığını ve darbe riskinin merkezileşme ile arttığını belirten Bilgen, darbelerle mücadelenin yolunun demokrasi ve hukuktan geçtiğini hatırlattı.

“Sistem merkeziyetçileştikçe darbe riski artar, darbecinin işi kolaylaşır. Bir kişinin pozisyonu ele geçirildiğinde her alan ele geçiriliyorsa, darbecilere darbeden sonra kurmak istedikleri düzen açısından büyük imkanlar sunar. Oysa darbeler ile mücadelenin yolu demokratikleşmedir, yetki devirleridir ve herkesin yönetime katılmasıdır.

Bütün bir toplum darbeci olamayacağına göre yetkilerin paylaşılması darbe gibi mekanikleri cezalandıracaktır. Darbeye karşı tedbir olarak yapılan işlerin darbeye zemin oluşturduğunu görüyoruz. Bu gerçeklik ile bir an önce yüzleşilmesi gerekmektedir.

İkinci olarak da darbenin silahlı güçlerden geldiği ortada iken, buranın dışındaki alanlarda düzenleme yapılması da açıklanmaya muhtaç bir durumdur. Bir kişinin bir şehre girişinin yasaklanması gibi yetkiler doğrudan toplumsal hayatı etkileyecek düzenlemelerdir.

Şimdi OHAL’in kaldırılması adıyla üç ayda bir uzatılma ihtiyacı kalmadan, üç yıl süresince OHAL devam ettirilecek. Hatta memurların işine dönmesi veya ihraçlar ile ilgili düzenlemeler üç yıl ile de sınırlı değil, süreç devam ettikçe sürdürülebilecek düzenlemeler.  Mevcut düzenleme ile geçici olması gereken tedbirlerin kalıcılaştırılmasını sağlayan düzenlemeler yapılıyor.”

OHAL’in kaldırılması ardından hayata geçmek üzere hazırlanan yasa taslağına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Ayhan Bilgen, düzenlemenin özellikle muhalefeti hedeflediğini belirtti.

“Düzenlemede yer alan yargılama ile ilgili yetkiler, askerlere tanınan üst arama yetkileri ve şehirlere girişlerin engellenmesine ilişkin yetkilerin eskiden beri en çok bölge illerinde uygulanıyordu. Bu durum düzenleme ile verilen yetkilerin bundan sonra da ağırlıkla nerede uygulanacağı konusunda büyük ipuçları veriyor. Yine düzenleme gelirken de yapılan bölgesel OHAL tartışmaları geçmişteki durumları akıllara getiriyor.

Belli ki 15 Temmuz ile ilişkisi asla izah edilemeyecek bütün muhalefet dinamiklerini suçlu kategorisine sokma mantığı ile hareket ediliyor. Kaldı ki metinde çok sayıda ‘şüphe’ kelimesi geçer ki bu durumda önceden cezalandırmadır. Böylesi bir mantık demokratikleşme iddiası ve hukuk devleti ile bağdaşmayacak bir durumdur.”

Adalet ve insan haklarının herkes için gerekli olduğunu belirten İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL’e ilişkin hiçbir sebep olmadığını ve yaygın şiddet olayları yaşanmazken OHAL’in ilan edildiğini belirtti.

OHAL altından gerçekleştirilen 16 Nisan referandumunu hatırlatan Türkdoğan, Türkiye’nin OHAL ile rejim değiştirilebileceği konusunda dünyaya bir örnek oluşturduğunu dile getirdi.

AKP’nin OHAL’i kötüye kullandığına dikkat çeken Türkdoğan şunları kaydetti:

“Türkiye’de OHAL ilan edilmesine ilişkin koşullar anayasa tarafından belirlenmiş durumda. Mevcut anayasaya baktığımızda görüyoruz ki OHAL ilanı için yaygın şiddet hareketlerinin yaşanıyor olması gerekli. İki yıl önce yaşanan 15 Temmuz darbe girişimine hepimiz karşı çıktık ve darbe bastırıldı.

Yani 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece ve 16 Temmuz sabahı itibari ile darbe girişiminde adı geçen darbecilerin yakalandığını gördük. Dört gün sonra, yani 20 Temmuz’da OHAL ilan edilmesini gerektirecek hiçbir yaygın şiddet hareketi yaşanmıyordu. Kaldı ki yüzbinlerce insan sabahlara kadar sokaklarda kaldılar, bir yaygın şiddet hareketi yaşanıyor olsaydı kimse sokaklarda olamazdı. Saydığımız bu sebepten hareketle, hükümetin anayasadaki bu hükmü kötüye kullandığını söyleyebiliriz.”

Öztürk Türkdoğan

OHAL’in Türkiye’ye verdiği zararların oldukça fazla olduğunu belirten Türkdoğan, en büyük zarar olarak ise Türkiye’nin rejiminin değiştirilmiş olmasını gösterdi.

Mevcut rejimin bedelinin ağır olacağını dile getiren Türkdoğan “Olağanüstü yönetim usulleri ile bir ülkenin yönetilmesi ile rejiminin değiştirilmesinin mümkün olduğunun örneği oldu Türkiye ve ne yazık ki bunun bizlere bedeli oldukça ağır olacak" dedi. 

Meclis’e gönderilen yasa teklifine ilişkin de konuşan Türkdoğan konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“Ben bu durumu oldukça sadeleştirilmiş bir biçimde anlatmak istiyorum. OHAL boyunca 32 adet Kanun Hükmünde Kararname yayınlandı ve bunlarla yüzlerce kanunda binlerce değişiklik yapıldı. Yayınlanan 32 KHK’den 31 tanesi kanunlaştı, sonuncusu ile kanunlaşmadı ve hala bekliyor.

İktidar, OHAL ile yapmak istediği her şeyi zaten kanunlara yazdı, yalnızca uzun gözaltılar, valilerin keyfi yetkileri ve kamudan ihraçlar OHAL’in kalması ile sona erecekti. Mesele aslında bu üç konunun OHAL ile ortadan kalması ve psikolojik ortamdı. Saydığımız bu üç mesele ise şimdi kanun ile düzenleniyor ki bundan sonrasının OHAL’den hiçbir farkı olmayacak. İktidar OHAL’i kalıcı hale getirmeyi hedefliyor.

Anayasa’da gözaltı süresi en fazla dört gündür ve bu durum ancak hakim kararı ile uzatılabilir. Gözaltı süresi en fazla süresi kadar uzatılabilir ki bu hukuki yorumdur ve daha fazla uzatılamaz. Şimdi  kanunla iki defa uzatma getiriliyor ki bu durum anayasaya aykırıdır. Valilere, kişilere şehirlere giriş yasağı getirme hakkı veriliyor ki bu ancak ve ancak OHAL zamanında yapılabilir.

OHAL KHK’leri ile yaşanan ihraçların ise kalıcı hale getirilmesini ve devam etmesini sağlayacak bir mekanizma da kuruluyor. Anayasa’nın 15. Maddesi’ne göre tüm bunların yapılabilmesi için OHAL ilan edilmesi gerekiyor, ancak iktidar OHAL ilan etmeden tüm bunları yasa değiştirerek yürütmeye devretmeye çalışıyor ve OHAL’i kaldırdık diyor. Burada bir manipülasyon var. Türkiye iki yıl OHAL altında yaşadı ve şimdi değişen yasalar ile uzatılmış OHAL devam edecek.”