Maya Arakon
Oca 15 2018

Olağanlaşan OHAL ve yasal mevzuat üzerindeki etkileri

 

19 Ocak’ta sona erecek olağanüstü hal (OHAL) üç ay daha uzatılıyor.

OHAL'le ilgili en kapsamlı araştırmalardan birini Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği yaptı. 

İsmet Akça, Süreyya Algül, Hülya Dinçer, Erhan Keleşoğlu ve Barış Alp Özden’in hazırladığı “Olağanlaşan OHAL: KHK’ların Yasal Mevzuat Üzerindeki Etkileri” başlıklı 120 sayfalık bu raporda, OHAL sürecinde bugüne kadar çıkarılan tüm KHK’lar mercek altına alınarak, bunların ülkenin siyasal, toplumsal, iktisadi yapılarına ve ilişkilerine yönelik gerçekleştirmeyi hedeflediği, mikro ve makro düzeylerde son derece ciddi ve köklü değişiklikler ortaya sermeye çalışıldı. 

Araştırmadaki bazı bulgular demokrasi ve temel haklar açısından endişe verici:

-Olağanüstü halin (OHAL) ilan edildiği 20 Temmuz 2016 tarihinden bugüne dek toplam 1194 maddeden oluşan 30 adet OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi (KHK) yayınlandı ve bunlarla mevzuat alanında toplam 1000 maddenin üzerinde yeni düzenleme yapıldı.

- Çoğunluğu OHAL’in ilan ediliş nedenleriyle ilişkili olmayan bu düzenlemelerle, milli savunma ve iç güvenlikten yargı ve personel rejimine, ekonomi ve sosyal güvenlikten idari yapıya, eğitim ve sağlığa kadar birçok alanda devlet-toplum ilişkilerini yeniden yapılandırmayı amaçlayan değişikliklere gidildi.

-15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından, ilki 23 Temmuz 2016 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan 667 sayılı KHK, sonuncusu ise 24 Aralık 20017 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 696 sayılı KHK olmak üzere toplam 30 olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi çıkarıldı. Çıkarılan OHAL KHK’larının sadece 4’ü TBMM’de görüşüldü ve kabul edilerek yasalaştı. Diğerleri ise Meclis ve Anayasa Mahkemesi denetiminden geçmeksizin uygulamaya koyuldu. Böylece OHAL KHK’ları üzerindeki siyasi ve yargısal denetim etkisiz kılındı.

- Bu KHK’larla, yeni bir suç tanımı getirilerek, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yüz binin üzerinde kamu görevlisi ihraç edildi; yüzlerce şirket, dernek, vakıf, sendika, üniversite, okul, hastane, televizyon kanalı, gazete vs. kapatıldı ve bu kurum ve kuruluşların malvarlıklarına el konuldu. OHAL KHK’ları, temel hak ve özgürlükleri sınırlandırmaya yönelik tedbirlerin yanı sıra, çok sayıda kanunda da önemli ve kalıcı değişiklikler yaptı.

-  OHAL KHK’larıyla yapılan düzenlemelerin çok önemli bir kısmı savunma ve emniyet alanını düzenlemektedir. Bu alandaki düzenlemeler asker-sivil ilişkilerini yeniden yapılandırmakta, çeşitli yasalarda başta Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları olmak üzere askeri makamların yetki ve görevlerini sona erdirmekte veya ciddi biçimde sınırlandırmakta ve söz konusu yetkileri esas olarak MSB, İçişleri Bakanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığında toplamaktadır. 

Başka gözlemcilerin de belirttiği gibi bu düzenlemeler siyasi iradenin, 2017 anayasa değişiklikleriyle beraber düşünüldüğünde Başkan’ın, askeri kuvvetler üzerinde kontrol tekeli kurmasına yöneliktir. Dolayısıyla, denetleme ve kontrol gücünün sivil aktörler (Cumhurbaşkanı, hükümet, meclis, sivil toplum örgütleri) arasında dağıtıldığı demokratik sivilleşme söz konusu değil demektedir.

-Emniyet alanındaki düzenlemelere gelince, telekomünikasyon ve internet teknik ve anlık istihbarat toplama stratejik alanlar olarak görüldüğünden bu alanlardaki denetimin güçlendirilmesi amacıyla değişikliklere gidildi. TİB kapatılıp yerine bu alanda tek yetkili BTİK kuruldu. 
Özel Harekat Polisi alımında KPSS şartı aranmaksızın fiziki yeterlilik ve mülakat sınavları ile adaylık getirildi. Özel Harekat Başkanlığı merkez teşkilatı içerisinde ayrı bir başkanlık olarak yeniden tanımlandı. 
İdari kararla pasaport verilmeme işlemi genişletildiği gibi önceden EGM bünyesinde verilen pasaport ve sürücü belgesi vb. belgelerin artık Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından sağlanması kararlaştırıldı. 

İçişleri Bakanlığının yurtdışı teşkilatı kurmasına imkan sağlandı. Özel güvenlik görevlisi olabilme koşulları sıkı- laştırıldı, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması her an yapılabilir hale getirildi. Toplam 14.500 yeni mahalle ve çarşı bekçisi kadrosu ilan edildi

-Devletin güvenlik aygıtları içinde önemli bir yere sahip MİT, başkanlık sistemine geçişi öngören referandumdan sonra, daha 2019 Başkanlık seçimleri yapılmadan KHK ile doğrudan Cumhurbaşkanına bağlandı. Başbakanla ilgili yetkiler Cumhurbaşkanına devredildi. Teşkilat, askerlerle ilişkileri zayıflatılacak şekilde yeniden yapılandırıldı.

- Olağanüstü hal KHK’larıyla yargı alanında da, bilhassa da ceza muhakemesinde sanığın adil yargılanma hakkını, kişi özgürlüğü hakkını ve özel yaşamın gizliliğini etkileyen önemli yapısal değişiklikler hayata geçirildi. Anayasa ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler tarafından güvenceye alınan bir dizi hakka müdahalenin sınırları genişletildi. 

Tutukluluk ve gözaltı sürelerinin uzatılması; savcılığın arama, el koyma, izleme gibi soruşturma tedbirlerine karar verme yetkilerini genişleten ve bu yetkiler üzerindeki yargısal denetimi zayıflatan düzenlemeler; duruşmalı yargılanma, avukatla temsil edilme hakkı ve yargılamada silahların eşitliği ilkelerini etkileyen değişikliklerle adil yargılanma hakkının kısıtlanması buna örnek gösterilebilir. 

Olağanüstü hal KHK’ları kapsamındaki işlemler bakımından yürütmeyi durdurma verilememesi ve KHK’lar kapsamında karar veren kamu görevlilerinin hukuki sorumluluğuna gidilememesi ve kamu görevinden ihraç gibi olağanüstü hal tedbirlerine karşı yargısal başvuru yolunun kapatılması, hak arama özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtladı; OHAL işlemleri nedeniyle hesap verebilirliği zorlaştırarak, bu işlemler etrafında bir cezasızlık zırhı örülmesi tehlikesi yarattı. 

İstinaf yolunun işleyişi ve çeşitli itiraz usulleri yeniden düzenlendi; vali, kaymakam, milletvekilleri ile hakim ve savcıların soruşturma ve kovuşturma usulleri kapsamlı değişikliğe uğratıldı. Böylece hem bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ölçüsüzce kısıtlayan hem de yargı sisteminin işleyişini ve yargısal güvenceleri ciddi biçimde etkileyen düzenlemeler hayata geçirildi.

-Basın alanında ise düzenleyici kurum olan RTÜK’e geçici ve belirli koşullarda kalıcı yayın durdurma yetkisi verilerek RTÜK’ün basın kuruluşları üzerindeki denetimi arttırıldı. 

Aynı zamanda terör saldırılarının medyada işlenmesine ilişkin de yeni bir kural getirildi ve kuralın gerekçesi olarak bu yayınların “terörizmin çıkarlarına hizmet edecek sonuçlar doğurmaması” gerektiği belirtildi. Bu ifadenin içerdiği belirsizliğin belirli siyasi konuları ele alan gazeteciler için caydırıcı etki yaratacağı şüphesizdir. 

RTÜK’e ayrıca medya kuruluşlarının lisans taleplerini ulusal güvenlik ve kamu düzeni gerekçesiyle reddedebilmesi için neredeyse sınırsız bir takdir yetkisi de verildi. 

Bu düzenlemeler içerdikleri orantısız yaptırımlarla, basın ve yayın kuruluşları üzerinde OHAL süresiyle sınırlı olmayan çok ağır bir baskı yaratma tehlikesi içermektedir. Son olarak KHK ile, YSK’nın genel yayın ilkelerine ve tarafsız yayıncılığa aykırı yayın yapan medya kuruluşları üzerindeki denetim ve cezalandırma yetkisi kaldırılarak, özellikle seçimler sırasında adil ve tarafsız yayıncılığın ihlali yaptırımsız bırakılmış oldu

- OHAL süresince şimdiye kadar el konulan bini aşkın şirket ve ticari işletmenin yönetimi, gelirlerinin kontrolü ve tasfiyesi hakkında önemli düzenlemeler yapıldı. Türkiye Varlık Fonu’nun kaynakları ve finansmanının kapsamı KHK’larla genişletildi.

- Eğitim alanında yapılan düzenlemeler özellikle özel öğretim kurumları ve öğrenci yurtları üzerindeki devlet kontrolü ve denetimini daha da artırmayı hedefledi. İktidar tarafından eğitim alanının yeniden yapılandırılmasında önemli bir rol verilen Türkiye Maarif Vakfı’na yeni yetki ve ayrıcalıklar tanındı.

Diğer yandan milli eğitim ve yükseköğretim çalışanlarının hak ve özgürlüklerini sınırlayan bir dizi değişiklik yapıldı. Bunlarla birlikte rektör seçimlerinde, yıllık izin ve yurtdışına çıkışlarda ve öğretim üyelerine ilişkin disiplin soruşturmalarında YÖK ve Cumhurbaşkanlığına önemli yetkiler tanındı, üniversitelerin özerklik alanı daha da daraltıldı.

- Olağanüstü hal ilanının gerekçesini oluşturan 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsüyle bozulan kamu düzeninin yeniden sağlanması amacıyla ilgisi olmayan tüm bu kalıcı yasal düzenlemeler, yasal ve yönetsel rejimi köklü bir biçimde değişikliğe uğrattı. 

Bu kapsamda, çok geniş bir yelpazede kamusal alan, yasama erkini fiilen tek başına kullanan hükümetin çıkardığı olağanüstü hal KHK’ları ile düzenlenir ve yönetilir hale geldi. 

Oysa Anayasa’nın 121 (3) maddesi, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kuruluna ancak “olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda” ve “olağanüstü hal süresince” KHK çıkarma yetkisi vermektedir. Ayrıca OHAL tedbirleri ve düzenlemeleri kural olarak olağanüstü hal süresiyle sınırlıdır; olağanüstü hal kalktıktan sonra bu düzenlemelerin de kendiliğinden uygulamadan kalkması gerekir.

-15 Temmuz darbe girişimi sonrasında çıkarılmış, mevcut mevzuatta değişiklik yapan KHK hükümlerine bakıldığında, bunların ezici çoğunluğunun geçici değil, olağanüstü hal süresini aşan kalıcı düzenlemeler olduğu görülür. 

Kuvvet Komutanlıklarının MSB’ye bağlanması, CMK’da yapılan değişikliklerle ceza muhakeme usulünün kalıcı biçimde değiştirilmesi, yüksek yargının yeniden yapılandırılması, teröre yardım ve yataklık suçlarıyla görevden alınan belediye başkanları yerine kayyum atanması ya da MİT’in Cumhurbaşkanlığına bağlanması gibi örnekler tümüyle kalıcı nitelikte düzenlemelerdir. 

TBMM’de tartışılmaksızın ve sadece olağanüstü dönemin amacıyla sınırlı biçimde başvurulabilecek bir usulle yapılması, hukuki güvenlik ilkesine, yasama yetkisinin dokunulmazlığına ve kuvvetler ayrılığına açıkça aykırıdır.

- Bu tür yapısal değişiklikler ancak olağan yasa yapım süreci içinde şeffaf bir tartışma süreci işletilerek, demokratik teamüller çerçevesinde yapılmalıdır. Aksi, olağanüstü hal yönetim mantığının ve usullerinin fiili olarak kalıcılaşmasına sebep olmaktadır. Bu durum insan hakları, parlamenter demokrasi ve hukukun üstünlüğü üzerinde ciddi tehdit yaratmaktadır.
 
Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz