Şub 19 2018

‘Ergun Çağatay: Mütevazi ve bilgili büyüğümüzü kaybettik’

60 yıllık foto muhabirlik kariyerine sahip, duayen gazeteci ve fotoğraf Sanatçısı Ergun Çağatay, geçtiğimiz Pazar günü son yolculuğuna uğurlandı.

Artı Gerçek’ten Ragıp Duran, iki gün önce bir kalp ameliyatı esnasında yaşamını yitiren Çağatay’ın mesleğe büyük katkılarını ve takdir edilesi duruşunu anlatıyor bugünkü yazısında.

Türkçe konuşan halklar üzerine çok kapsamlı bir çalışma yayınlayan Çağatay, bu proje için 150 bin km. katedip 40 bin kare fotoğraf çekti. Orta Asya tarihi eserleri konusunda da bir albümü bulunan Çağatay, Duran’a göre gerçek anlamda bir gazeteciydi; meraklı oluşu ve araştırmacı yönünün ağır basmasıyla beraber şöhret peşinde koşmamasının onu hep daha iyi ve yeni işler yapmaya sevkettiğini anlatıyor Duran.

Son olarak Balkan Türkleri üzerine çalışan Çağatay’ın foto muhabirliğinin sadece görsel ve teknik bir uğraş olmadığını, resmini çekeceği konuyu sahaya inmeden önce mutlaka okuyup araştırma gerekliliği üzerine durduğunu anlatıyor Duran.

Paris'te iken tanıştığı Çağatay’un, 15 Temmuz 1983'de Paris Orly Havalimanında ASALA tarafından gerçekleştirilen ve terörist saldırısına uğrayıp fiziksel olarak fotoğrafçılık yapamayıncaya  kadar Türkiye'nin en önemli foto muhabirlerinden biri olduğunu anlatan Duran,  saldırıda ağır yaralanan Çağatay’un aylarca yanık tedavisi gördüğünü anlatıyor.

Duran, o dönemi ve Çağatay’ın yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

‘’Ergun'u hastanede birkaç kez ziyaret ettiğimi hatırlıyorum. Bu ziyaretlerden birinde Ergun, başından geçen, mesleği ilgilendiren, bence çok derin bir şekilde algılanması gereken bir olay/bir sahne anlattı: 'Ben de kuyruktaydım. Bomba kulakları sağır edercesine patladı. Havada uçtum galiba. Sonra küt diye bir sütunun ayağına düşmüşüm. Kendimden geçmek üzereyim. Hayal meyal hatırlıyorum. Sırtım kolona dayalı, her yerim kan içinde. Ayağa kalkacak takatim yok. Etraf çığlık çığlığa... O sırada irkildim. Flu görüyorum. Ama bir flaş çaktı tam karşımda ve yakınımda. Biraz dirilir gibi oldum ya da bir uyarıcı etkisi yaptı o flaş bende. Şimdi flaş diyorum ama o sırada parlayan bu ışığın flaş mı yoksa başka bir bomba mı olduğunu bilmiyorum. Sonra bir başka flaş daha çakınca, flu resim biraz daha netleşti. Karşımda, taş çatlasa, 50 santim önümde, genç bir foto muhabiri resmimi çekiyor benim. Çocuğun yüzünü göremiyorum, makineyi görüyorum sadece, zoomlu, motorlu bir Nikon. Flaşlar arttı. Flaş aralarında objektifi görüyorum. O objektifin yansısında, benim daha önce Afrika'da, Orta Doğu'da çatışma, savaş alanlarında çektiğim fotograflar geçiyor. Çok ilginç. Tabi sonradan da çok düşündüm bu sahneyi. Ben ki, daha önce, şimdi karşımda çömelip benim kanlı yüzümü/vucudumu çeken foto muhabirinin yerindeydim, avcıydım bir bakıma, ama şimdi av olmuştum. O sırada tabi öyle derin felsefe yapacak halim yok ama sonra çok düşündüm bu sahneyi. O çocuğun çektiği resimlerin bazılarını da çok sonra gördüm. Acaip bir şey yani...'. Ergun, genç meslekdaşını suçlayan bir tek sözcük kullanmamıştı. O sadece görevini yapıyordu. Sağlık ekibinden önce, büyük bir ihtimalle tesadüfen olay yerindeydi. Mesleği foto muhabirliği idi. Doktor olmadığına göre de o sırada orada Ergun'a ilk müdahale yapacak hali yoktu. Genç foto muhabiri, işini yaparken, flaşları patlatırken de, Ergun'u mesleki geçmişiyle olumlu anlamda yüzleştirmenin dışında, kimseye bir engel oluşturmuyordu.''

Çok zor bir döneöden geçen Çağatay’a Fransız hükümeti tedavi ve tazminat konusunda yardımcı olmuş.

Hukuk okuduktan sonra reklamcılıkta çalışmış fakat sonrasında hep gazetecilik, foto muhabirliği yapmış olan Çağatay, AP, Gamma, Time/Life gibi kurumlarda çalışmış.

Duran, Çağatay için 60 yıllık mesleki yaşantısında çektiği ya da çekemediği fotoğrafların ötesinde ağırbaşlı, efendi, bilgili, kültürlü, mütevazı bir gazeteci büyüğümüzü kaybettiğimizi paylaşıyor …