Orhan Pamuk: Öcalan hamlesi, Kar romanıma uygun pişkince bir hamleydi

T24 yazarı Murat Sabuncu, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazar Orhan Pamuk’la bir söyleşi yaptı.

Pamuk söyleşide, İstanbul seçimleriyle ilgili “31 Mart ile 23 Haziran arasında geçen süre, Türkiye siyasi tiyatrosunda gördüğüm en çirkin, en berbat, en karanlık dönemlerden biri” dedi.

Ekrem İmamoğlu’na oy verdiğini söyleyen Pamuk şu yorumları yaptı:

“Kazanmasına da çevremdeki herkes gibi çok sevindim. Hem birinci seferde, hem de ikinci seferde… Tabii bir muhalif siyasetçinin kazanması için Batı ülkelerindeki gibi tek sefer yeterli olmalı. 31 Mart seçimi ile 23 Haziran seçimi arasında geçen sürenin de, Türkiye siyasi tiyatrosunda gördüğüm en çirkin, en berbat, en karanlık dönemlerden biri olduğunu söyleyebilirim. Evet, askeri darbe dönemlerinde daha kötüsünü de gördük. Ama bu son dönemde keyfilik, pişkinlik, kuralsızlık, 'ben yaptım oldu' havasıyla benzersiz bir rezalet oldu. İstanbul seçmeninin bu rezaleti bize layık görenlere bir ders vermesi yalnız İstanbul'a değil, bütün Türkiye'ye, bütün millete umut verdi.”

Muhalefetin sandıkta birleştiğini söyleyen Orhan Pamuk, “ilk defa iktidara karşı duydukları öfke, birbirlerine duydukları kızgınlıktan daha yüksek” diyerek, iki seçim arasındaki kendisini en çok rahatsız eden şeyi ise şöyle açıkladı:

“Seçim sonucunu ilan edemeyen bir devlet. Zaten vatandaş İstanbul seçimini İmamoğlu'nun kazandığını bu memurların 11 saat dut yemiş bülbül gibi susmalarından anladı. Bu birinci çirkinlik idi. Sonra yüksek yerden "Biz bu sonucu beğenmedik, bu mundar olmuş seçim yenilensin" demeler başladı. Bu emrin en yukarı yerden geldiği söylentilerine karşı AKP'nin daha çok bilge yöneticileri, bunun geri tepebileceğini fısıldıyorlardı, ama bunu kuvvetle seslendirebilecek bir babayiğit etrafta yoktu. Büyükçekmece gibi, vatandaşın 'ne yazık ki istenmeyen bir şekilde oy verdiği yerlere' polis yollanması, vatandaşın korkutulup, taciz edilmesi de ölçünün kalmadığını gösteriyordu. Kılıçdaroğlu'na saldırılması, herkesin gazetelerde gördüğü o korkunç yumruk fotoğrafı korkutucuydu. İktidar da bu korkuyu oya çevirmeye çalışıyordu. 'Bize muhalefet edersen, oy vermezsen böyle olur, kimse de bir şey yapmaz, istersek daha kötüsünü yaparız' havasıyla seçimi kazanmak istediler. Oysa anketçiler onlara vatandaşın yumruk değil, gülümseme ve yumuşama istediğini, İmamoğlu'nun böyle yaparak oy oranını yükselttiğini sürekli söylüyordu. Ama "beka" söylemi yaydan çıkmıştı bir kere. Ayrıca bu öfkeli, otoriter, zart zurt söylem, yaklaşık 20 yıldır iktidarda olanların kibrine, iktidar sarhoşluğuna, daha uygundu; ağız alışkanlıkları sayesinde daha kolaydı. İmamoğlu'na yapılan "Sen kimsin ya?" havası da böyle kibirli, küçümseyici bir şeydi. En sıradan gazeteciden en tepedekine herkes bu havadaydı.”

Pamuk, Öcalan’ın mesajının iktidar tarafından açıklanmasını ise Kar romanına benzetti:

“İkide bir muhalif herkese bulaştırılan "terörist, PKK'lı" gibi söylemlerle bütün milleti yorduktan sonra seçimden çok kısa süre önce fikrini almamız gereken bilge kişi olarak Apo'nun mesajının televizyonlarda karşımıza çıkarılması da gerçekten benim 'Kar' romanına uygun şaşırtıcı ve çok pişkin bir hamleydi. Üç-beş oy için her şey yapılabilir hamlesiydi bu. Böylece beka söylemini kullananlar' Apo Halk Partisi'ne oy vermeyin diyor. Bir daha düşünün ona göre' demeye başladılar. 'Kar' romanında böyle bir sahne olsaydı eleştirmenler haklı olarak "inandırıcı değil" derlerdi. Bu kadar kötü yönetim nasıl mümkün oluyor?”

Demokrasiye gidiş için hapishanelerin boşalması gerektiğini vurgulayan Pamuk; Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak ve Osman Kavala’nın özgürlüklerine kavuşması gerektiğini ise şu sözlerle dile getirdi:

“Bu iktidar ve toplum beş yıl önce bu kişilere saygı duyuyor, onları dinliyordu. Şimdi çeşitli bahanelerle, hukuk da çiğnenerek hâlâ içeride tutulmaları doğru değil. Toplumun sağlığı açısından da doğru değil. Ülkenin önde gelen romancılarından, gazetecilerden birinin hapiste olduğunu bilerek yaşar, bu çok olağan bir şeymiş gibi davranırsanız biraz sonra siz de zehirlenmeye başlarsınız. Toplum uzun zamandır bu tür zehire alıştırılıyor.”

Türkiye’nin birinci sorunun ekonomi değil, ifade özgürlüğü olduğunu düşündüğünü söyleyen Pamuk’un buna ilişkin düşünceleri ise şöyle:

“İfade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü olmadan günümüzde uygar toplum kurmak, onu sürdürebilmek imkânsızdır. Bugün bana kalırsa Türkiye'nin birinci sorunu ekonomi değil, düşünce özgürlüğüdür. Seçmen böyle düşünmeyebilir, diye düşünürüm bazen. Ne yazık ki seçmenin önceliği ekonomi, pahalılık, işsizliktir. Hükümet takımı İstanbul'u, hem seçmeni tehditkâr yapıdan, hem zart-zurt otoriterlikten bıktığı, seçim sonucunu kaynatmaya kalkmanın ayıp ve yakışıksız olduğunu düşündüğü ve de vatandaş ekonomiden memnun olmadığı için kaybetti.”


Söyleşinin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.