Orhan Pamuk: Türkiye’nin durumu çok kötü, sopa zoruyla düzen var

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, Türkiye'nin hâlihazırdaki fotoğrafını çekerken insanların karamsar olmakta çok haklı olduğunu belirtiyor.

"Eğer bugün de karamsar olmuyorsanız, maşallah size" diyen Pamuk, "Türkiye’nin durumu çok kötü, siyasi durumu çok kötü. Sandığa oy atma dışında demokrasi yok, fikir özgürlüğü yok. Sandığa oy atmayı da seçimi kaybederlerse iptal ediyorlar" ifadesini kullanıyor.

Ot dergisi Şubat sayısı kapağını Orhan Pamuk'a ayırdı.

Diken'in aktardığına göre Pamuk, üzerinde çalıştığı yeni romanı ‘Veba Geceleri’ni, kendi İstanbul’unu, ülkenin içinde bulunduğu siyasi iklime dair düşüncelerini Dündar Hızal ve Selçuk Erdem’e anlattı.

3,5 yıldır ‘Veba Geceleri’ üzerine çalıştığını kaydeden Pamuk, "Fakat bu romanı 30 yıldır düşünüyordum, hala düşünüyorum. Olaylar 20. yüzyılın başında, 1900-1901 yılında Girit-Kıbrıs-Rodos civarındaki bir Osmanlı adasında, 29. Osmanlı vilayetinde, II. Abdülhamid döneminde geçiyor. Adada veba salgını başlıyor. 1894’ten başlayarak Batı’ya doğru ilerleyen, Hindistan ve Çin’den gelen ‘Üçüncü Veba Pandemisi’ yani" diyor.

İstanbul seçimlerinden örnek veren Pamuk, "Kürt belediye başkanları oya da, sandığa da saygının sonuna geldiğimizi gösteriyor. İnsanlar karamsar olmakta çok haklılar. Bu işi bu hale getirmiş olan insanlar hala yüzde 45, yüzde 50 oy alıyorlar. Aslında karamsar olmamız gereken durum bu" görüşünü dile getiriyor ve ekliyor:

"Ne yazık ki düşünce özgürlüğünün olmadığı, eleştiri yapamadığımız yerde 'Eleştiri yapamıyoruz, bari kötümser olmayalım' gibi bir anlayış var. 'Siyasi olarak hiç olmazsa olumlu olalım', 'bu kadar da ezilmeyelim' gibi biraz yapay bir iyimserlik bence. Ama bunu da çok fazla abartmayalım çünkü gerçekten haklı olarak kötümser olacağımız bir ortam var."

Bugün yaşananların kabul edilemez olduğunu vurgulayan Pamuk, "Benim insanlığıma sığmıyor!.. Bu kadar eşitsizlik, bu kadar kabalık, sopa zoruyla insanları sindirme kültürünün bu kadar gemi azıya alması kabul edilir bir durum değil. Sopa zoruyla düzen yürütmeyi yaşıyoruz. Sopa zoruyla muhalefeti sindirmek, bir millete bir şeyleri zorla benimsetmek, kanallar açmak olmaz" göndermesi yapıyor. 

Pamuk, "İstanbul kent kültürü ve mirasına kentli orta sınıfın bu kadar duyarsız kalmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna ise şöyle yanıt veriyor: 

"Bizlerin belki de ilk derdimiz yakın zamana kadar karnımızı doyurmak ve barınmak olduğundan, bizden evvel buralarda yaşamış insanların hayatları, kültürleri, ne bildikleri, ne yedikleri, ne içtikleriyle ilgilenmemişiz. Bir de şu da açıktır: Yalnızca atalarımızın, bir kuşak önceki atalarımızın ne yediğini içtiğini, okuduğunu bilmediğimiz gibi bugün aynı şehirde yaşadığımız çeşit çeşit çevrenin, cemaatin nasıl yaşadığını da bilmiyoruz. Örneğin Müslümanlar ile Ortodokslar yan yana yaşarken bu şehirde, Müslümanlar Ortodoksların nasıl yaşadığını bilmez, Ortodokslar Müslümanların nasıl yaşadığını bilmezdi. Yani bir meraksızlık, tarihî boyutta merak eksikliği vardır. Bunun genel olarak yazılı kültüre ilgi duymamak, üniversite mezunu sayısının ya da sistematik modern eğitimin fazla olmaması gibi çeşitli nedenleri var. Benim arkadaşlarımın çoğu “Göster bakalım Sultanahmet’i” desem hangisi Sultanahmet, hangisi Süleymaniye şaşırırlar. 'Orhancığım, aa sen de ne üstüme varıyorsun!' deyiverirler. Bilmem anlatabiliyor muyum? Bu hissizlik, bilgisizlik yalnız Türklere, bizlere özgü bir durum değil. Komşum Taksim Meydanı’ndaki çeşmelere benim kadar ilgi duymuyor diye gençliğimde kızardım da şimdi ilgilenmiyorum. Hayatın bir hediyesi olarak kabul etmiş vaziyetteyim bu ilgisizliği. Eskiden de kitap okumuyorlar derdik. O düzeldi biraz."


Röportajın tamamına OT dergisinden ulaşabilirsiniz.