Uzman yorumları: Biden, Orta Doğu'da nasıl bir politika izleyecek?

ABD'nin seçilmiş başkanı Joe Biden'ın, 20 Ocak'ta ayında görevi devraldığında, Obama döneminde başkan yardımcısıyken 2017 yılında bıraktığından farklı bir Orta Doğu ile karşı karşıya olacağı belirtiliyor.

Trump görev süresinde İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Bahreyn gibi Arap komşuları arasında İbrahim (Abraham) Anlaşmaları olarak bilinen normalleşme anlaşmalarının yapılmasını sağladı.

Trump tarafından "yeni bir Orta Doğu’nun şafağı" olarak nitelenen anlaşmalar, bölgede, İsrail ile Arap ülkeleri arasında barışın yalnızca Filistin sorunu çözüldükten sonra sağlanabileceği algısını değiştirdi.

Anlaşmalar, İsrail’in, Trump’ın yaptırımlar yoluyla uyguladığı azami baskı politikasıyla zayıflayan ortak düşman İran’a karşı tek cephe olan Arap ülkeleriyle ilişkilerinde iyileşmeyi beraberinde getirdi.

Amerika'nın Sesi'nde Patsy Widakuswara imzasıyla yayımlanan analizde, "Bu anlaşmalar aynı zamanda müttefiklerin ABD’nin Ortadoğu’ya eskisi kadar müdahil olmayacağı gerçeğini kabullendiklerinin de bir işaretiydi. Başkan Barack Obama döneminde başlayan ve Trump döneminde de devam ettirilen bu yaklaşımın Biden döneminde de sürdürülmesi muhtemel" deniyor.

Orta Doğu Enstitüsü İran programı direktörü Alex Vatanka, Körfez ülkelerinin ABD’nin bölgedeki uzun vadeli taahhütleri konusunda emin olmadığını ve bu nedenle kendi güvenliklerini güçlendirmenin yollarını aradıklarını söylüyor. İsrail ile dostluk kurmak istemelerinin bir amacının da bu olduğunu belirtiyor.

Şu anki yönetimde Arap ülkelerinin, uzmanların Başkan Trump’ın “karşılıklı alışverişe dayanan bir dış politika’’ olarak tanımladığı yaklaşımında kendileri açısından bir fırsat gördüğü kaydediliyor ve ekleniyor:

"Böyle bir dış politikanın amacı, bir yandan bu ülkelere insan hakları, demokratikleşme ve iyi yönetişim alanında açık çek verirken, diğer yandan da Washington’un çıkarlarını Trump’ın “Önce Amerika” doktrini ile aynı çizgiye getirmekti."

Wilson Center’ın Orta Doğu Programı yöneticisi Merissa Khurma, “İnsan hakları tamamen bir kenara itildiği için bu Arap ülkelerinin çoğu rahat bir nefes aldı. Böylece bu ülkelerin ABD ile ilişkilerini güçlendirmelerini daha zorunlu hale getirdi” diyor.

Dünya genelinde insan haklarının ve demokrasinin geliştirilmesi konusunda kararlı bir duruşun yeniden sağlanması vaadine rağmen, Biden yönetiminin ABD dış politikasında geleneksel olarak önem taşıyan bu konularda saldırgan taleplerde bulunması beklenmiyor.

Orta Doğu Enstitüsü uzmanlarından Vatanka, “Biden yönetiminin ya insan hakları ya da hiç diyecek bir yönetim olacağını sanmıyorum. Umarım insan hakları yeniden gündemdeki yerini alır ancak gündemin üst sıralarında olmasını da beklemiyorum" görüşünü dile getiriyor.

Bu bağlamda dikkatle takip edilmesi gereken konulardan biri de ABD-Suudi Arabistan ilişkileri. Suudi aktivist ve gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinin yıl dönümünde, Joe Biden Suudi Arabistan’la ilişkilerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtmişti. Bu durum, bölgedeki en büyük ve en zengin ülkenin İsrail ile resmi bir normalleşme sürecine girmesini engelleyebilir.

Trump daha çok liderlerle kişisel ilişkilerine dayanan ikili ilişkileri tercih ederken, Biden’ın müttefiklerle diyalog sürecinde daha çok taraflı bir yaklaşım benimsemesi bekleniyor.

Khurma, “ABD’nin bölgeye yönelik dış politikasında keskin bir değişiklik beklenmiyor. Ancak kesinlikle daha farklı bir ton ve diyalog şekli olması öngörülüyor” diyor.

Uzmanlar, Biden döneminde daha istikrarlı bir dış politika bekliyor. ABD’nin yeni dönemde en azından daha öngörülebilir olmasının beklendiğini belirten Vatanka, “Karşılıklı alışverişe dayanan dış politika anlayışı büyük bir kaos yarattı. Herkes mümkün olduğunca iyi konumlanmak için uğraştı. Bu durumsa ABD için iyi bir konum değil” sözleriyle durumu değerlendirdi.