Haz 11 2018

'AKP'nin adımları Ortadoğu'da emperyalistleri güçlendirdi'

AKP liderliğinin en sık tekrarladığı sloganlardan biri 'yerli ve milli iktidar.' Peki bir söylem olmasının ötesinde bu politikanın gerçekliği, uygulanabilirliği ve bölgedeki etkileri konusunda neler söylenebilir?

Evrensel Gazetesi köşe yazarı Yusuf Karataş, milli ve yerli söyleminin sahada bir karşılığı ve uygulama alanı bulunmadığını, aksi halde emperyalizmin zayıflatılmış olması gerektiğini belirtiyor. 

AKP'nin, Suriye'deki savaş sürecini başlatan müdahalenin öncülüğüne soyunduğunu ve 2011'den beri bölgede attığı her adımın emperyalistleri güçlendirdiğini belirten Karataş, gözlemlerini şu satırlarla sürdürüyor:

"2011’e kadar Suriye’de sadece Rusya’nın Sovyetler döneminden kalma bir askeri üssü vardı; Tartus’taki deniz üssü. Bilindiği gibi 2010 sonu ve 2011 başlarında önce Tunus ve sonra Mısır’da diktatörleri deviren halk hareketleri bütün Arap coğrafyasına yayılmıştı. Suriye’de de barışçıl bir şekilde başlayan gösteriler, Suriye rejimi bölgede ABD-İsrail politikalarına karşı duran güçlerden biri olduğu için kısa sürede rejimi devirmeye yönelik silahlı çatışmalara dönüştürülmüştü. Böylece Suriye, bölgede emperyalistler arasındaki egemenlik/paylaşım mücadelesinin merkezi haline getirildi.

Suriye rejimini devirmek için kullanılan ve çoğu radikal İslamcı gruplardan oluşturulan “muhalifler”in en büyük destekçisi, yanına S. Arabistan ve Katar’ı alan Türkiye’deki AKP-Erdoğan iktidarından başkası değildi.‘Yeni Osmanlı’cı bölgesel liderlik hevesi ile Suriye rejimini devirmeye yönelik girişimlerin öncülüğüne soyunan Türkiye’deki iktidarı cesaretlendirip teşvik edenler ise, Libya’da da işbirliği yaptığı ABD ve Fransa’ydı.

Ancak Suriye rejimini devirme hesapları tutmadığı gibi Irak’ta Musul’u ele geçiren IŞİD, bölgenin enerji kaynakları için bir tehdit haline gelince ABD ve batılı müttefikleri 2014’te yeni bir strateji benimsediler; IŞİD ile Mücadele Stratejisi."

AKP'nin tam da bu dönemde, Rojava'da kurulan Kürt kantonlarını kendisine tehdit gördüğü için IŞİD'i desteklemeye devam ettiğine dikkat çeken Karataş, bu politikanın bir sonucu olarak ABD'nin Suriye'de IŞİD'e karşı mücadele başlığı altında iyice yerleştiği analizini paylaşıyor.

ABD'nin bugün Suriye'de 14 askeri üssü bulunduğuna dikkat çeken Karataş, "Ancak burada Kürtler, ABD işbirlikçiliği ile suçlanmadan önce şu soru sorulmalıdır" dedikten sonra, "IŞİD’i Kürtlerin üzerine sürenler ve dahası yaptıkları askeri operasyonlarla onları ABD’ye daha fazla bağımlı hale getirenler kimler" diye soruyor.

Rusya'nın da yine Türkiye politikaları sonucunda Suriye'ye iyice yerleştiğine dikkat çeken Karataş, Rusya'nın, ABD’nin hesaplarını bozmak ve Kürtleri kendi çözümüne mecbur kılmak için önce Türkiye’nin Afrin operasyonuna 'olur verdiğini hatırlattı ve ekledi:

"Ardından Türkiye’deki iktidar cephesinden “sırada Menbiç var” açıklamaları yapılmaya başlandı. Aynı dönemde ABD Başkanı Trump, “Suriye’den çekilebiliriz” açıklaması ile batılı müttefiklerini tehdit ederek onları daha aktif bir pozisyon almaya zorladı. Derken sahneye Fransa çıktı. Menbiç’te Fransız askerleri görülmeye başlandı. Sonra Fransa,Menbiç dışında Ayn İsa, Haseke ve Rakka’ya askeri güçlerini konuşlandırdı.

Yine bugün ABD’nin Tanf’taki üssünde İngiliz askeri güçlerinin de bulunduğunu eklemeyi unutmayalım.

Başta da söylediğimiz gibi, 2011’de Suriye’de sadece Rusya’nın Tartus’taki deniz üssü vardı. Suriye, hem Akdeniz’deki ve hem de Ortadoğu’daki egemenlik mücadelesi bakımından Rusya için büyük önem taşıyordu. Bu nedenle Rusya, 2015 Eylül’ünde Suriye’ye etkin bir müdahale politikası başlattı. Bu politikanın ilk adımı Lazkiye’de bir büyük bir hava üssü (Hmeymim) inşa etmek oldu-ki, geçtiğimiz günlerde Suriye ve Rusya arasında Tartus ve Hmeymim üslerinin kullanımı konusunda 49 yıllık bir anlaşma yapıldı. Ayrıca Rusya askerleri bu süreçte Humus yakınlarındaki Şayrat başta olmak üzere Suriye rejimine ait birçok üsse yerleşti."