'Irak, Suriye, Libya, Yemen çökertildi, sırada ne var?'

İsrail'in, Suudi Arabistan başta olmak üzere yeni bir işbirliği çerçevesinde Arap devletleri ile yakınlaşması, ABD destekli Tel Aviv yönetiminin, tüm Arap düşlerini 'Siyonizm sosu' içinde boğduğu yönündeki yorumları da beraberinde getiriyor.

Bu konuyu 12 Kasım tarihli Gazeteduvar'daki yazısında gündemine alan Fehim Taştekin, bir dönem İsrail karşıtlığında birleşen Arap ülkelerinin bugün Yahudi devletini rahatlatacak adımlar içinde olduğuna dikkat çekiyor. 

Arap devletlerinin birçoğunun artık Filistin’i yük olarak gördüğüne değinen Taştekin, "İsrailliler, Arap kapılarının kendilerine açılmasını ‘düşük ateşte uzun süre pişirilen’ bir yemeğe benzetmekte haksız sayılmazlar. İsrail’i huzursuz eden rejimler ya da unsurlar barındıran ülkeler son 15 yıllık zaman diliminde cehennem yolculuğuna çıkartıldı. Irak, Suriye, Libya ve Yemen çökertildi, felç edildi ya da dişleri söküldü. Muhannete muhtaç hale sokulan 99 milyonluk Mısır limana zincirlendi" görüşünü dillendiriyor.

Bu ülkelerin zayıflaması neticesinde İran yayılmacılığının güç kazandığını hatırlatan Taştekin, Ürdün Kralı Abdullah'ın 'Şii hilali' benzetmesine işaret ediyor ve ekliyor:

"İsrail bu referansı havada kaptı. Bugüne kadar Araplara ustaca “Sizin için asıl tehlike Yahudiler değil Şiilerdir” demenin yollarını buldu. Yeni siyasal flama ‘Sünni Arap’ mottosuyla dalgalanır hale geldi. Geçen yıl İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un Arapların önüne koyduğu çerçeve şuydu:

'İran’ın planı, iki Şii hilaliyle Orta Doğu’yu kontrol etmek. Bunlardan ilki İran’dan Irak’a, oradan da Suriye üzerinden Lübnan’a uzanıyor. Diğeri ise Bahreyn ve Yemen üzerinden Kızıl Deniz’e uzanıyor. Bunun gerçekleşmesini önlemek zorundayız.'

Eisenkot 'İran’a karşı Suudi Arabistan ve diğer ılımlı Arap ülkeleriyle tecrübe ve istihbarat paylaşmaya hazırız diye ekliyordu."

Ardından, konuyu ABD'nin İran ambargosu kararına getiren Taştekin, ABD’nin dayattığı ambargo ve yaptırımlarla İran’ı ekonomik olarak çökertmek ve bölgede operasyon yapamayacak duruma sokmak istediğini anımsatıyor.

"Esasen İran’ın hedefe konulduğu süreçte Türkiye ve Katar da üzerlerine düşen rolü fevkalade yerine getirmişti. Bugün Suud-Emirlikler eksenine ters düşseler de İhvan’ın eş-sponsorları olarak Katar ve Türkiye Suriye’yi linç eden savaşta başı çekti" yorumunu yapan Taştekin, "Katar, Yemen’e karşı oluşturulan koalisyonun da içindeydi. Türkiye de İran ve Şii karşıtı söylemlerle ‘Sünni Cephe’nin en savruk sözcüsü konumundaydı" tespitini dile getiriyor.

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz