Oca 20 2018

Trump ve Ortadoğu: Eski ABD başkanlarının kaldığı yerden devam

 

ABD Başkanlık koltuğundaki ilk yılını görkemli bir organizasyonla kutlamaya hazırlanan 71 yaşındaki Donald Trump’un Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı her ne kadar radikal bir adım olarak algılansa da, Trump Ortadoğu'da genel olarak seleflerinin politikasını izliyor.

Fakat Trump’un bazı adımları bölgede iplerin gerilmesine ve ABD'nin imajının zarar görmesine neden oldu.

 ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Ortadoğu turuna geçtiğimiz Aralık ayı başında çıkmayı planlarken gezi son anda iptal edildi.  Trump'ın, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyıp ABD Büyükelçiliği'nin de Tel Aviv'den Kudüs'e nakledileceğini açıklamasının ardından, bölgede tansiyon bir anda yükseldi. Arap dünyasının büyük bir bölümünde ABD'nin itibarının da zarar görmesine yol açan bu karar özellikle Filistinliler arasında derin bir sarsıntıya neden oldu.

Dolayısıyla ABD'nin iki numaralı isminin bölgeyi ziyaret etmesi pek uygun görülmedi ve gezi ertelendi. Pence şimdi bir aylık bir rötarla bölgede temaslarda bulunmak üzere yola çıkıyor. Durakları arasında Kudüs, Kahire ve Amman var.

ABD Başkan Yardımcısı'nın ziyareti, aynı zamanda Trump'ın Başkanlık koltuğuna oturmasının birinci yıldönümüne de denk geliyor.

Hamburg merkezli sosyal arıştırmalar merkezi GIGA Enstitüsü'nün Ortadoğu uzmanı Andre Bank, aslında Trump'ın Ortadoğu politikasının, başka bölgelerdekinin aksine seleflerinin izlediği politikadan çok da farklı olmadığının altını çiziyor:

"Örneğin Avrupa ile ilişkiler, Trump'ın göreve başlamasından sonra kötüleşti. Ortadoğu'da ise özellikle Suriye eksenli politikalara bakıldığında, fazla bir değişiklik olmadığı görülüyor. Amerikalılar, bir anlamda 'elini sürme' olarak adlandırabileceğimiz bir izolasyon politikası izliyor."

Suriye konusunda halefi Barack Obama, tüm görev süresi boyunca çekimser bir politika izlemeyi tercih ederken en büyük çıkışını ise 2012 yazında yaparak Suriye yönetimine hitaben şu uyarıda bulundu: "Muhaliflerine karşı zehirli gaz kullanma. Yoksa kırmızı çizgiyi ihlal etmiş olursun." Ancak Beşar Esad, bunu pek umursamadı ve uyarının üzerinden bir yıl bile geçmeden kimyasal silahlarla saldırılar düzenlendi. Bu saldırıların 300 kişinin ölümüne neden olduğu inanılıyor. Obama ise saldırıyı kınayan açıklamalar yaptı, fakat askerî bir karşılık vermedi. Öte yandan Suriyeli muhaliflere silah sevkiyatına devam edildi.

ABD'nin bu çekimserliği Rusya'nın işine yaradı. İran ile birlikte savaşa müdahale eden Rusya, Beşar Esad'ın devrilmesine engel olurken, uluslararası insan hakları örgütlerinin yaptığı ağır ihlal suçlamaları ise Vladimir Putin'in fazla umurunda olmadı. Putin için önemli olan ülkesinin uluslararası arenda yeniden söz sahibi bir konuma yükselmesiydi.  Trump ve bütün dünya Rusya'nın bu yeni rolünü büyük ölçüde kabullenmiş görünüyor.

Trump yönetiminin, Obama'nın çizgisinden ilerlediği bir diğer konu da IŞİD ile kararlı mücadele. Obama’nın, 2014 yazında IŞİD mevzilerini hedef alan yoğun bombardımanından esinlenen Trump, askeri yöntemlere başvurmayı sürdürüyor. Son olarak Suriye'de "sınır gücü" işlevi görecek 30 bin kişilik bir YPG ordusu kurulacağına dair açıklamalar geldi. Türkiye'nin büyük tepki göstermesi üzerine açıklama yapan ABD Savunma Bakanlığı Pentagon; "Eğitim verilen güçler bir ordu ya da sınır gücü değildir" ifadesin kullandı.

ABD Başkanı'nın hayli kızdıran "Fire and Fury" (Ateş ve Öfke) adlı kitabıyla bu günlerde hayli popüler olan Amerikalı gazeteci Michael Wolff, "Trump, Ortadoğu konusunda pek de iyi sezgilere sahip değil. Bölgeye dair, üç danışmanın görüşlerini temel alan son derece sığ bir bakış açısı var" yorumlarında bulunuyor.

Ortadoğu'da demokrasi ve insan hakları gibi konularla fazla ilgilenmeyen ABD Başkanı, geçen Mayıs ayında bölgeye yaptığı ziyarette, daha ziyade Mısır ve Suudi Arabistan gibi otoriter rejimlere yakın durmaktan yanı tavır sergiledi.

Trump'ın, Suudilerin geleneksel kılıç dansına eşlik ettiği görüntüler tüm dünyada büyük ilgi görmüştü. Suudi Arabistan Savunma Bakanı ve Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman ile ABD Başkanı arasından su sızmıyor denebilir. Ortak düşmanları İran. Tahran ve Riyad, bölgesel hâkimiyet mücadelesini şu sıralarda Yemen'deki iç savaşta karşı cephelerde yer alarak sürdürüyor.

Alman Dış Politika Topluluğu adlı düşünce kuruluşunun Suudi Arabistan uzmanı Sebastian Sons’a göre, ABD Başkanı'nın bu sorunda açıkça taraf olduğunu görülüyor. Sons, şöyle konuştu:

"Donald Trump, ilk yurtdışı ziyaretini Suudi Arabistan’a yaparak, bu ülkeye tam destek verdiğini ilân etmiş oldu. Suudilere artık her şey mübah. İstediklerini yapabilirler. Nitekim Muhammed Bin Selman'ın son dönemde yaptığı gövde gösterisinin ardında da bu yatıyor."

ABD'nin Ortadoğu politikasını yeniden keşfetmeyen Trump, seleflerinin izlediği geleneksel yolda gidiyor. Sadece tarz, söylem ve bazı eylemleri, önceki başkanlara nazaran farklı. Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımakla ülkesinin bölgedeki itibarına zarar verdi.